Şuarâ Sûresi 79. Ayet

وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ  ٧٩

“O, bana yediren ve içirendir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالَّذِي ve
2 هُوَ O’dur
3 يُطْعِمُنِي bana yediren ط ع م
4 وَيَسْقِينِ ve içiren س ق ي
 

Bu âyetlerin zâhirinden anlaşıldığı üzere Hz. İbrâhim’in kavmi ay, güneş ve yıldızlara veya bunların yerdeki sembolü olan putlara tapıyorlardı. Bu toplumun gökyüzündeki en büyük tanrıları güneş, yeryüzündeki en büyük tanrıları ise onun temsilcisi olan Baal adındaki put idi. Onlara göre insanların hayatını putlar yönetiyordu, yaratma ve yok etme işini de zaman yapıyordu (İbn Âşûr, XIX, 141). İşte Hz. İbrâhim, kavminin Allah’ı bırakıp da tapmış oldukları bütün tanrıların uydurma, onlara tapanların da yanlış yolda olduklarına işaret etmiş, bundan sonra da gerçek ve tapılmaya lâyık olan tanrının yaratan, hidayete erdiren, yediren, içiren, şifa veren, öldüren, hayat veren ve kıyamet gününde günahları bağışlayan Allah Teâlâ olduğuna dikkat çekmiştir.

 


 

وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  رَبَّ الْعَالَم۪ينَ ’in ikinci sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  هُوَ يُطْعِمُن۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يُطْعِمُن۪ي  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

يُطْعِمُن۪ي  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mefulün bih olarak mahallen mansubdur. يَسْق۪ينِ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

يَسْق۪ينِ  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  ise mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. 

Merfû muzari fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  ن  harfi getirilir.  يُطْعِمُن۪ي  fiilinde olduğu gibi. Buna nûn-u vikaye denilir.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

يُطْعِمُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  طعم ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

 

وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ

 

Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayette geçen, sıfat konumundaki  الَّذ۪ي ‘ye atfedilmiştir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  هُوَ يُطْعِمُن۪ي , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan   يُطْعِمُن۪ي  cümlesi haberdir.

Aynı üslupta gelen  يَسْق۪ينِ  cümlesi, atıf harfi وَ ’la habere atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَسْق۪ينِ  fiilinin sonundaki esre, fasılaya riayet sadedinde hazfedilen mütekellim zamirinden ivazdır.

يُطْعِمُن۪ي - يَسْق۪ينِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ  cümleleri verilen her türlü nimetten kinayedir. 

وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ  de birinciye göre mahzûf mübtedanın haberidir, çünkü makabli ona delalet etmektedir, iki  الَّذ۪ي  için de durum aynıdır. İki veçhe (ihtimale) göre de ism-i mevsûlun tekrar edilmesinin sebebi; sılalardan her birinin hükmü tek başına gerektirmesindendir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Bana yediren ve bana içiren O'dur ifadesine, rızık menfaatleri ile ilgili olan her şey girer. Bu böyledir. Çünkü Hakk Teâlâ, insan için yiyecekler yaratmış ve ona onlardan yararlanma gücü vermiştir. Binaenaleyh şehvet (arzu), kuvvet ve ayırt etme (temyiz) gibi insanda yiyecekleri yiyip onlardan yararlanmasını sağlayacak özellikler bulunmasaydı, bu tam bir nimet olmazdı, bir işe yaramazdı. Hz. İbrahim burada yedirme ve içirmeden bahsederek, o iki şeyin dışında kalan diğer şeylere dikkat çekmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu sıfatların başında  الَّذ۪ي ’nin tekrar edilmesi, hükmü gerektirmek noktasında her birinin Allah'ın müstakil bir yüce sıfatı olduğunu, başka bir sıfatın devamı kılınmayıp Allah hakkında bağımsız olarak zikredilmeye değer olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)