اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٣٠
اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مِنْ سُلَيْمٰنَ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti fethadır. Sonundaki elif ve nun ziyade olduğundan gayri munsariftir. اِنَّهُ atıf harfi وَ ‘la makablindeki اِنَّهُ ‘ye matuftur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
بِسْمِ car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; أبدا şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الرَّحْمٰنِ ve الرَّح۪يمِۙ lafza-i celâlden bedel olup kesra ile mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf ( اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ )” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الرَّحْمٰنِ - الرَّح۪يمِۙ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ
İstinafiye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Sebe Melikesinin sözlerinin devamı olan ayetin ilk cümlesi اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اِنَّ ‘nin haberi mahzuftur. Car mecrur مِنْ سُلَيْمٰنَ bu mahzuf habere mütealliktir. سُلَيْمٰنَ , acemi alem olduğu için cer alameti fethadır.
Ayetin ikinci cümlesi olan وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ , atıf harfi vav‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ car mecruru, اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri ابتدائي كائن () olan haberin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Allah Teâlâ’ya ait iki vasıf olan الرَّحْمَٰنِ ,الرَّحِيمِ kelimelerinin marife olarak gelmesi bu sıfatların O’nda kemâl derecede olduğunu, aralarında و olmadan gelmesi bu vasıfların her ikisinin birden O’nda mevcudiyetini gösterir. Bu sıfatların ayetin konusuyla olan uyumu teşâbüh-i etrâf, birbiriyle uyumu ise murâât-ı nazîr sanatıdır. Sıfatlar, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Lafza-i celâle muzaf olması اسْم kelimesine şan ve şeref kazandırmıştır.
Mübalağa kalıbındaki الرَّح۪يمِۙ - الرَّحْمٰنِ kelimeleri arasında iştikak cinası, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, الرَّحْمٰنِ - الرَّح۪يمِۙ - اللّٰهِ kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اِنَّهُ ’nun tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi sebebiyle muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Atıf harfi olan و ‘dan sonra إنَّ edatının tekrar edilmesi matuf ve matufun aleyhin farklı olduğuna işaret eder. Nitekim matufun aleyhten kastedilen mektubun kendisidir. Matufla kastedilen ise, onun manası ve kapsadığı şeydir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الرَّحْمَٰن kelimesi mana ve kapsam bakımından, الرَّحِيم kelimesinin taşıdığı manadan çok daha geniş, kapsamlı bir manayı içerir. Kısaca, الرَّحْمَٰن kelimesinin taşıdığı mana الرَّحِيم kelimesinde yoktur. Çünkü, الرَّحِيم kelimesinde bir tek ziyade (ek) var iken -ki bu ي harfidir- الرَّحْمَٰن kelimesinde iki ziyade (ek) harf vardır -ki bunlar da, ا ve ن harfleridir-. Kelimenin bünyesinde yer alan ziyadelik aynı zamanda manayı da etkiler ve daha kapsamlı bir mana ifade eder. Allah’ın rahmeti demek, Yüce Allah’ın kullarına in’am (nimetlendirme) ve ikramda bulunması, ihsan ve lütfunu esirgememesi demektir. Bu da esasen şefkat ve acıma manalarında kullanılır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl, Fatiha/1)
Ayette geçen ب harfi, istiâne manasında ele alınıp; yardım isteyen ile yardım istenen arasındaki ilişki göz önünde bulundurulduğunda ‘meknî, tebe-î istiâre’ sanatı; ب harfinin ilsâk manasında olduğu varsayıldığında ise ‘mecâz-ı mürsel’ olmuştur. Mecâz-ı mürseli meydana getiren alaka, mahalliyet ilgisidir. Çünkü hakiki anlamda Allah'ın ismine yapışmak / tutunmak mümkün değildir. Tutunulan / yapışılan ismin muhtevasında olan bereket, esenlik, rahmet vb. şeylerdir. Belâgat açısından ortaya çıkan bu manalar ب harfinin istiâne veyahut ilsâk anlamında olduğu varsayımına göre meydana gelmiştir. Ne var ki bazı alimler ب ِ harfinin kasem olduğunu,ayetin anlamının "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adına yemin ederim ki okuduğum şey haktır ve içerisinde hiçbir şüphe yoktur." şeklinde olduğunu söylerler. Bu anlam, belâgat açısından ele alındığında haberî cümlenin vurgulu gelmesiyle alakalı bir durumdur. Nihayetinde bir cümlenin tekidli gelmesi için -şüphe, inkar vb.- sebepler gerekir. Ayetin gelişine baktığımızda, tekidi gerektirecek nedenlerin mevcut olduğunu görürüz. Çünkü müşrikler tevhidi reddediyor, Kur’an-ı Kerim'in vahiy olduğunu kabul etmiyor ve bir işe başladıklarında ilahlarının adıyla başlıyorlardı. Müşriklerin bu inkâr ve yalanlamalarına karşı ayet tekid edilerek varit olmuştur. Böylelikle kâfirlerin söylemlerinin ne büyük bir hezeyan olduğu belirtilmiştir.
Ayette umûm bir lafız olarak yer alan بِسْمِ lafzı, hususi (hâs) bir lafız olan اللَّهِ lafzına izafe edilmiştir. Belâgat ilminde bu işlem az lafız ile çok şey ifade etmek anlamına gelen ‘îcâzu'l-kasr’ diye isimlendirilmektedir. Bu kısacık terkib; "Ben yapacağım işi Allah adına yapar, nefsimin arzu ve istekleri adına yapmam. Yapacağım işlerin kendi adıma olmasından teberru eder, gücümü kuvvetimi Allah'tan alırım. Şayet O, bu gücü kuvveti vermezse ben bu işi yapmaya asla güç yetiremem. Okuduğum bu Kur'an, içerisinde yer alan hükümler, nasihatler, kıssalar hepsi Allah'tandır" manalarını ifade etmektedir. Fakat alimlerin genel kanaati ب ِ harfinin kasem için olmadığı yönündedir. Hatta اسم lafzının, الله lafzı ile ب ِ harfinin arasında gelmesini, ب ِharfinin kasem anlamında olmadığını, kasemin isme değil ancak Allah'a yapılabileceğini belirtmek için olduğunu söylemişlerdir.
Besmelede, terkibin بالله şeklinde olmayıp بسم الله şeklinde olması, teberrük ve istiânenin Allah'ın ismiyle gerçekleştiğindendir. İbn 'Âşûr (ö.1973) bu konuda şöyle bir genelleme yapar: Teberrük ve istiânenin istendiği her makamda fiile bitişen, بسم الله (bismillahi) terkibidir. Örnek: وَقَالَ ارْكَبُوا فٖيهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰۭۙيهَا وَمُرْسٰيهَاؕ [Onun gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır.] Hûd, 11/41
Kolaylık ve yardım istenildiğinde ise fiile bitişen bizatihi yaratanın zatını, sıfatını belirten özel isimdir. Örnek: اللهم ّبك ّنصبح و بك نمسي {Allah'ım senin meşîet ve kudretinle sabahlar ve gecelerim.} (Murat Ataman, Fatiha Suresi’nin Arap Dili Açısından Tahlili / Murat Ataman)