Neml Sûresi 33. Ayet

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ  ٣٣

Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 نَحْنُ biz
3 أُولُو sahibiyiz ا و ل
4 قُوَّةٍ güç ق و ي
5 وَأُولُو ve erbabıyız ا و ل
6 بَأْسٍ savaş ب ا س
7 شَدِيدٍ yaman ش د د
8 وَالْأَمْرُ ama emir ا م ر
9 إِلَيْكِ senindir
10 فَانْظُرِي o halde bak ن ظ ر
11 مَاذَا ne
12 تَأْمُرِينَ buyurursan ا م ر
 
Süleyman aleyhisselâmın mektubunu alan melike devlet ileri gelenlerini toplayarak mektubun içeriği hakkında bilgi vermiş, ne yapmaları gerektiği konusunda kendileriyle istişarede bulunmuştur. Danışmanları ülkenin savaş gücü hakkında bilgi verdikten sonra nihaî kararın kraliçeye ait olduğunu ifade etmişlerdir. Kraliçe, savaşın başarısızlıkla neticelenmesi durumunda düşman istilâsının kötü sonuçlarını anlatarak meseleyi barış yoluyla çözmenin daha uygun olacağını ifade etmiş, barıştan yana olduğunu göstermek üzere Hz. Süleyman’a hediyeler göndermiş ve sonunu beklemiştir. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 194
 

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli  نَحْنُ اُو۬لُوا ‘dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اُو۬لُوا  haber olup cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için, ref alameti و ’dır. Aynı zamanda muzâftır.  قُوَّةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اُو۬لُوا بَأْسٍ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  شَد۪يدٍ  kelimesi  بَأْسٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle matuftur. 

الْاَمْرُ  mübteda olup damme ile merfûdur. اِلَيْكِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri,إن عزمت على أمر  (Sen bir işe karar verirsen) şeklindedir.

انْظُر۪ي  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba  ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  karinesi olmadan gelen  مَاذَا تَأْمُر۪ينَ  cümlesi mukadder şartın cevabıdır. 

مَاذَا  istifhâm ismi, amili  انْظُر۪ي ‘nin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

تَأْمُر۪ينَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Muhataba  ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

شَد۪يدٍ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Sebe Melikesinin ileri gelenlerinin, ona verdikleri cevabı bildiriyor.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)  

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ , tezâyüf nedeniyle habere atfedilmiştir.

شَد۪يدٍ  kelimesi  بَأْسٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

قُوَّةٍ  ,  شَد۪يدٍ  kelimelerindeki nekrelik, kesret, tazim ve nev ifade eder. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اُو۬لُوا  kelimesinin tekrarı kavmin kendilerini üstün gördüklerine işaret etmek için olabilir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilen  وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  اِلَيْكِ , mahzuf habere mütealliktir.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ

 

Şart üslubundaki terkip, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir.

Mekulü’l-kavle dahil olan cümlede  فَ , takdiri  إن عزمت على أمر  (Sen bir işe karar verirsen) olan mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إن عزمت على أمر (Sen bir işe karar verirsen)  olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi  فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَانْظُر۪ي  fiilinde istiare sanatı vardır. Düşünmek, anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise idraktir. Manevi, akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

İstifham üslubunda talebi inşaî isnad  مَاذَا تَأْمُر۪ينَ  cümlesi,  انْظُر۪ي  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

مَاذَا , istifham harfi olarak  تَأْمُر۪ينَ  fiilinin mef’ûlü konumundadır.

İstifhâm ismi  مَاذَا , amili olan  تَأْمُر۪ينَ ’ye takdim edilmiştir. İstifham isimlerinde sadaret hakkı vardır.

الْاَمْرُ - تَأْمُر۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.