قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْراً حَتّٰى تَشْهَدُونِ ٣٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَتْ | dedi ki |
|
| 2 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 3 | الْمَلَأُ | ileri gelenler |
|
| 4 | أَفْتُونِي | bana bir fikir verin |
|
| 5 | فِي |
|
|
| 6 | أَمْرِي | (bu) işimde |
|
| 7 | مَا |
|
|
| 8 | كُنْتُ | ben olmam |
|
| 9 | قَاطِعَةً | kesip atan |
|
| 10 | أَمْرًا | hiçbir işi |
|
| 11 | حَتَّىٰ | sürece |
|
| 12 | تَشْهَدُونِ | siz olmadığınız |
|
قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ
Fiil cümlesidir. قَالَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قَالَتْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الْمَلَؤُ۬ا münadadan bedel veya atf-ı beyân olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ ‘dır.
اَفْتُون۪ي illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ٓي اَمْر۪ي car mecruru اَفْتُون۪ي fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Atf-ı beyân konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır: 1. İsm-i işaretten sonra gelen camid ismin (muşârun ileyhin) atf-ı beyân olarak gelmesi. 2. اَيُّهَا ve اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atf-ı beyân olarak gelmesi. 3. Tefsir harfi اَنْ ’den sonra gelen kelime veya cümleler. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَفْتُون۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi فتي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْراً حَتّٰى تَشْهَدُونِ
İsim cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُ muttasıl zamir كُنْتُ ’nün ismi olarak mahallen merfûdur. قَاطِعَةً kelimesi كُنْتُ ’nün haberi olup fetha ile mansubdur. اَمْراً amili ism-i fail قَاطِعَةً ‘in mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. تَشْهَدُونِ muzari fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, قَاطِعَةً ‘e müteallik, mahallen mecrurdur.
تَشْهَدُونِ fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
İsm-i failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harf-i tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır.
6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ism-i fail kendisinden sonra fail ve mef’ûl alabilir. Bu fail veya mef’ûl bazen ism-i failin muzâfun ileyhi konumunda da gelebilir. İsm-i fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَاطِعَةً , sülâsi mücerredi قطع olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ayette, Allah Teâlâ, Belkıs’ın sözlerini bildirmektedir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَتْ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪ي cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
ف۪ٓي اَمْر۪يۚ ibaresindeki فِي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla اَمْر۪ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü iş, durum, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Durumun önemini tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
اَفْتُون۪ي , ‘ifta’ kelimesi, bir zorluğun açıklanması ile güç vermektir. Şer'î işlerde bilindiğine göre burada bu tabir, bu meclisin hüküm verme yetkisini ifade etmekten uzak değildir.
Emrimde yani bir işimde yahut vereceğim emir hakkında sizler bana şahit olmadıkça yahut siz yanımda olmadıkça ben hiçbir işi kestirip atmam yani şimdiye kadar devlet işlerinden hiçbirinde keyfi idare yapmadım, sizin oyunuzu almadan hiçbirini kendiliğimden yürürlüğe koymadım, her ne emir verdimse sizin huzurunuzda ve sizin görüşlerinizi alarak verdim. Onun için bu mektup işinde de sizin fikir ve fetvanızla kuvvet almak istiyorum. "Siz yanımda olmadıkça." denilmesinden, bunların önemli işleri danışma için huzurunda toplanması alışılmış olan bir topluluk olduğu anlaşılıyor. Bunların, her biri on bin kişiyi temsil etmek üzere üç yüz on iki kişi olduğu da rivayet edilmiştir. (Katâde) (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْراً حَتّٰى تَشْهَدُونِ
Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. Mekulü’l kavle dahildir. Menfî nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın gizli أن ’le masdar yaptığı تَشْهَدُونِ cümlesi, masdar teviliyle ism-i fail veznindeki قَاطِعَةً ‘e mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَمْر۪ kelimesinin tekrar edilmesi konuda önemli yer tutması sebebiyledir. Bu tekrarda, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsned olan قَاطِعَةً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsm-i fail mef‘ûlde amel ettiği zaman, şimdiki zamanı veya geleceği ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 3, s.131)
İsm-i failin önünde كان yardımcı/nakıs fiili bulunursa, şimdiki veya geniş zaman hikayesi için kullanılır. (KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55 - 90 Arapçada İsm-İ Fâil Ve İşlevleri Yrd.Doç.Dr. M.Akif Özdoğan)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)
قطع الامر ifadesinde istiare vardır. İşi kesip atmak ile kastedilen -Allahu alem- ilgili bütün görüşler görüşülüp tartışıldıktan sonra, başka değil bilhassa o işin yapılması ve uygulanmasına karar vermenin doğru olacağı şeklinde tek bir görüşe varmaktır.
Bu ifade (bir konuda verilen karar), bir bez ve giysi dokuma çözgü ve argaç iplerinin birbirine dolanarak dokunma işlemi bittikten sonra, giysinin kesim işleminin yapılmasına teşbih edilmiştir. Buna göre, anlaşılıyor ki Belkıs, Süleyman’ın -ona selam olsun- kendisine inanma ve tabi olmaya çağıran daveti gelince, konuyla ilgili fikir sordu; bu davete icabet etme veya etmeme, sert ya da yumuşak davranma hususunda tereddüt etti. Ancak ruhunda yumuşak karşılama eğilimi ağır basınca böyle yapmaya karar verdi. Böyle olunca, işaret ettiğimiz gibi ayette bunun (işin) kesinleştirilmesi (قطع الامر ) tabiriyle ifade edilmesi güzel düşmüştür. Yine insanın arkadaşına ﻻ أقْطَعَ أمْرَدُونَكَ demesi de bu minval üzeredir ki (Sana danışmadan, seninle uzlaşıp onayını almadan hiçbir şeye karar vermem) demektir. Bu söylem, ip ve benzeri ince bir şeyin kesilme hızına benzetilerek, bir şeyin çabucak yapılmasından kinaye de olabilir.(Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
تَشْهَدُونِ fiili burada istişareden kinayedir. Çünkü gaip olan kişi ile istişare olmayacağından, istişare eyleminin gerçekleşebilmesi için çoğunlukla kişilerin mevcudiyeti şarttır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تَشْهَدُونِ fiilindeki nûn (ن) harfi nûn-u vikâyedir ve sonundaki mütekellim yâ'sı hafiflik için hazf edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
حَتّى تَشْهَدُونِ sözü “vereceğim kararı uygun görecek misiniz” manasında kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
ما كُنْتُ قاطِعَةً أمْرًا 'deki durum önemlidir. Yani konuları onlarla istişare etmeden yargılamaz (karar vermez). (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayette de Belkıs'ın ‘’dedi’’ sözünün tekrar edilmesi, muhtevasına son derece önem verildiğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Melikenin onlara: "Siz meclisimde hazır bulunmadan ve sizin görüşünüzü almadan hiçbir iş için kesin karar vermiş değilim" demesi, görüş ve tedbirinde kendisine muhalefet etmemeleri için yumuşak davranarak gönüllerini almaya matuftur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)