Neml Sûresi 82. Ayet

وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟  ٨٢

(Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا ve zaman
2 وَقَعَ geldiği و ق ع
3 الْقَوْلُ söz ق و ل
4 عَلَيْهِمْ başlarına
5 أَخْرَجْنَا çıkarırız خ ر ج
6 لَهُمْ onlara
7 دَابَّةً bir Dabbe (canlı) د ب ب
8 مِنَ -den
9 الْأَرْضِ yer- ا ر ض
10 تُكَلِّمُهُمْ o onlara söyler ك ل م
11 أَنَّ elbetteki
12 النَّاسَ insanların ن و س
13 كَانُوا olduklarını ك و ن
14 بِايَاتِنَا ayetlerimize ا ي ي
15 لَا
16 يُوقِنُونَ inanmıyor(lar) ي ق ن
 

“Söylenen”den maksat, 71. âyette ne zaman meydana geleceği sorulan kıyamettir (İbn Âşûr, XX, 38). Nitekim bir sonraki âyette de kıyamet kopmadan önce meydana gelecek olaylar açıklanmaktadır. “Yerden bir yaratık” diye çevrilen ve insanlarla konuşacağı bildirilen dâbbetü’l-arz, tefsirlerdeki bilgilere göre kıyametin yaklaştığını bildiren büyük alâmetlerden biri olarak ortaya çıkacak olan garip bir yaratıktır. Hadislerde bildirildiğine göre inkârcıların, öncekilerin masalları olarak gördükleri ne varsa hepsinin meydana geleceği ve gerçeğin bütün çıplaklığıyla görüleceği kıyamet günü yaklaştığında bunun bir alâmeti olarak “dâbbetü’l-arz” ortaya çıkacaktır (Müslim, “Fiten”, 118, 128-129; Müsned, IV, 7). İslâmî kaynaklarda dâbbetü’l-arz ile ilgili olarak bazı ayrıntılar olmakla birlikte bunun tek bir hayvan mı, yoksa yeryüzünü kaplayacak bir hayvan türü mü veya bunun temsilî bir anlatım mı olduğu hususu açık değildir. Dâbbetü’l-arzın çıkacağı Kur’an-ı Kerîm’de bildirilmekle beraber, onun mahiyeti, ne zaman, nerede ve nasıl çıkacağıyla ilgili ayrıntılara dair bilgilerin çoğu sağlam rivayetlere dayanmamaktadır. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgileri özetleyen Râzî kendi kanaatini şöyle ifade eder: “Şunu bilmelisin ki Kur’an’da bu hususların hiçbiri hakkında herhangi bir delil mevcut değildir. Eğer Hz. Peygamber’den sahih bir haber gelmişse kabul edilir, değilse hiçbir açıklama dikkate alınmaz” (XXIV, 218). Bu sebeple dâbbetü’l-arza Kur’an’da işaret edildiği şekliyle inanıp ondan ötesine gaybî mesele olarak bakmak ve bunu kıyamet alâmetlerinin hikmetleri içerisinde değerlendirmek gerekir (gayb hakkında bilgi için bk. Bakara 2/3). Dâbbetü’l-arz kavramının yeryüzündeki bütün insanları kapsamayan, belli olumsuz şartların ortaya çıkması halinde sadece belli yerlerde vuku bulan veya vuku bulacak olan sosyal bir sarsıntıyı sembolize ettiğini düşünenler de vardır (bilgi için bk. İlyas Çelebi, İtikadî Açıdan Uzak ve Yakın Gelecekle İlgili Haberler, s. 132-142; Zeki Sarıtoprak, “Dâbbetü’l-arz”, DİA, VIII, 393).

 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 206-207
 

وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟

 

وَ  istînâfiyyedir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. وَقَعَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَقَعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  الْقَوْلُ  fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمْ  car mecruru  وَقَعَ  fiiline mütealliktir. 

اَخْرَجْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ  car mecruru  اَخْرَجْنَا  fiiline mütealliktir.  دَٓابَّةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ الْاَرْضِ  car mecruru  اَخْرَجْنَا  fiiline mütealliktir. تُكَلِّمُهُمْ  cümlesi,  دَٓابَّة ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

تُكَلِّمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. أَنَّ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  ب  harf-i ceriyle  تُكَلِّمُ  fiiline mütealliktir.

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.  

النَّاسَ  kelimesi  أَنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle  أَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir.  كَانُوا  ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِ  car mecruru  يُوقِنُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.

Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا يُوقِنُونَ  cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُوقِنُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُوقِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  يقن ‘dir.

اَخْرَجْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خرج ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  

تُكَلِّمُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كلم ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubundaki terkipte, اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. 

Zaman zarfı  اِذَا ’nın muzâf olduğu  وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ  şart cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَقَعَ  fiilinin, söze isnadı, aklî mecazdır. Aslında vuku bulan söz değil, Allah Teâlanın tehdididir. Ya da burada istiare düşünülebilir. Söz, meydana gelen olaya benzetilerek, müşebbehün bih ile alakalı bir özellik olan vuku bulma fiili, güne isnad edilmiştir. 

وُقُوعُ الْقول  ifadesinde istiare vardır. Bu ifadeyle kastedilen, Allah’ın, onların başlarına geleceğini bildirdiği azabı gerçekleştirmesidir. Bu söz; sahibinin, korktuğu bir şeyden dolayı daha önce uyardığı birisine ‘’ قَدْ وَقَعَ مَا كُنْتُ خَوَّفْتُكَ مِنْهُ حَذَّرْتُكَ إيَّاهُ ’’ (Kendisi hakkında daha önce seni korkutmuş, uyarmış ve sakındırmış olduğum şey şimdi gerçekleşmiştir) demesi gibidir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

الوُقُوعُ , vaktinin gelmesinden müsteardır. Bu vakit, cennet ehlinin cennete, cehennem ehlininse cehenneme girmesine kadar dünyanın yok olmaya hazırlandığı vakittir. الْقَوْلُ  sözündeki tarif ahid içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

O sözden murad, onların acele gelmesini istedikleri kıyameti ve onun korkunç hallerini anlatan ayetlerdir. Onun vaki olmasından murad da kıyametin kopmasıdır. Bu şekilde ifade edilmesi, onun vukuunun ve tesirinin şiddetini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَ  karinesi olmaksızın gelen cevap cümlesi  اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَهُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için, mef’ûl olan  دَٓابَّةً ’e takdim edilmiştir.

دَٓابَّةً ‘deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve adet ifade edebilir.

اَخْرَجْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟  cümlesi,  دَٓابَّةً  için sıfattır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟  cümlesi masdar tevilinde, takdir edilen  ب  harf-i ceriyle birlikte  تُكَلِّمُ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel,  اَنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اَنَّ ’nin haberi olan  كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟ , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَنَّ ’nin haberi olan  كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟ , nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا يُوقِنُونَ۟  cümlesi, كَان ’nin haberidir. 

İsim cümlesinde, müsnedin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتُنَا  izafeti, azamet zamirine muzaf olan ayetlere tazim ve teşrif ifade eder.

الْقَوْلُ - تُكَلِّمُهُمْۙ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, دَٓابَّةً - النَّاسَ  kelimeleri arasında ise tıbâk-hafiy sanatı vardır.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106.)

Müstakbel, vukuunun kesinliğini ifade için maziyle ifade edilebilir. Böylece gelecekte vuku bulacak olan şey, sanki vuku bulmuş gibidir. Ahirette olacak haller bu işin kesinlikle vuku bulacağına delalet etmek üzere mazi fille anlatılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟  cümlesi, müşriklerin Kuran’ın ayetlerine inanmadıkları bu olağanüstü durumun izharı için talil cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Debb ve debib: Hafif yürüme, debelenme demektir. Hayvanlarda ve çoğunlukla haşerelerde yani böceklerde kullanılır. İçkinin vücuda yayılması ve bir çürüklüğün etrafına bulaşması gibi hareketi gözle tesbit olunamayan şeylerde de kullanılır. "Dabbe" kelimesi de bundan fail olmak üzere asıl lügatte " يَدُبُِّ " yani debbeden, hafif yürüyen, debelenen demek olur. Ve şu halde tren, otomobil, bisiklet gibi otomatik şeylere de lügatın aslına göre " دَٓابَّ " demek uygun olabilecekse de dilde kullanılışı hayvanlara mahsustur. Hatta örfde dört ayaklı hayvanlarda ve onlar içinde özellikle atta daha çok kullanılmıştır. Bundan dolayı hayvan gibi insan için de kullanılır. Bu ayette  دَٓابَّةً  diye nekre (belirsiz isim) olarak geldiğinden bunun bildiğimiz dâbbelerden bambaşka bir dâbbe olması akla gelir. "Onlarla konuşan dâbbe" terkibinde açıkça belirtilen bunun konuşan bir hayvan yani insan olmasıdır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Ebussuud da diyor ki: Bu dabbe, casustur. Bundan cins isim söylenip bir de tefhim (büyüklüğüne işaret) tenviniyle bilinmezliğin tekid edilmesi, şanının garipliğine ve özelliğinin, davranışının açıklamadan uzak olduğuna delalet eder. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)