وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ صُنْعَ اللّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍۜ اِنَّهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ ٨٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَتَرَى | görürsün |
|
| 2 | الْجِبَالَ | dağları |
|
| 3 | تَحْسَبُهَا | sandığın |
|
| 4 | جَامِدَةً | cansız |
|
| 5 | وَهِيَ | o |
|
| 6 | تَمُرُّ | yürümektedir |
|
| 7 | مَرَّ | yürümesi gibi |
|
| 8 | السَّحَابِ | bulutun |
|
| 9 | صُنْعَ | yapısıdır |
|
| 10 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 11 | الَّذِي |
|
|
| 12 | أَتْقَنَ | gayet iyi yapan |
|
| 13 | كُلَّ | her |
|
| 14 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 15 | إِنَّهُ | doğrusu O |
|
| 16 | خَبِيرٌ | haber almaktadır |
|
| 17 | بِمَا | şeyleri |
|
| 18 | تَفْعَلُونَ | yaptıklarınız |
|
Bazı müfessirler bu âyeti dünyanın güneş etrafındaki dönüşüne işaret olarak değerlendirmişlerdir (bk. Celal Kırca, s. 76). Bazı tefsircilere göre ise bu vâkıa, kıyametin ilâhî kudretle kopacağının delilidir. Dünya gibi büyük bir kütleyi uzay boşluğunda yaratılış amacına uygun, düzenli bir şekilde ve bulutlar gibi yürüten Allah Teâlâ, zamanı geldiğinde bu dünyayı başka bir âleme dönüştürebilecek bilgi ve kudrete sahiptir ve bunu yapacaktır. Nitekim müfessirler sûrun üflenmesinden sonra Allah Teâlâ’nın dağları yok ederek yeryüzünü başka bir âleme dönüştüreceğini ifade etmişlerdir (bk. İbn Âşûr, XX, 47; bu konuda bilgi için bk. İbrâhim 14/48; ayrıca krş. Kehf 18/47; Tâhâ 20/105-107; Kāria 101/5). Bir yoruma göre bu âyette geçen “dağların yürümesi olayı” kıyamette vuku bulacak ve her şey Allah’a gelirken dağlar da O’na doğru yürüyüp gelecektir.
“Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır” cümlesi, sadece dünyanın ve dağların değil, evrendeki her şeyin Allah’ın ilmi, kudreti ve sanatıyla mükemmel bir şekilde yaratıldığını ve yaratılış amacına uygun, düzenli bir şekilde idare edildiğini, hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmadığını ifade etmektedir. “Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır” meâlindeki son cümle ise bu değişimin meydana geldiği kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın insanları dünyada yaptıklarından hesaba çekeceğine işaret etmektedir. Nitekim bundan sonra gelen âyetler de bu yorumu destekler mahiyettedir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 210
Cemede جمد : Bu kelimedeki asıl anlam maddi ya da manevi cereyan edişin mukabili olan hareketsizlik ve buz kesme halidir. Maddi olanına suyun donması ve bir şeyin katılaşması; manevi haline ise cimrilik misal verilebilir. Zira cimrilik adeta kalbin bâtınındaki ve ruhundaki cereyanı hareketsiz kılarak katılaştırır.
Geçtiği ayeti kerimede جامِدَة sözcüğü مَرٌّ un yani geçip gitmenin zıddı olarak zikredilmiştir: جُمُود kavramında iki ana koşul vardır; Katılık ve sukunet. Nitekim dağa bakan da onun böyle olduğunu sanır ancak gökyüzünde bulutların hareket ettiği gibi o da daima hareket halindedir. (Tahqiq)
Kuran’ı Kerim’de sadece bu ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri câmid ve cemâdattır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Fe'ale فعل : فِعْلٌ bir müessirden/etkileyiciden bir tesirin, etkinin sudur etmesidir. Bu kavramın kapsamına güzel ve uygun bir şekilde yapılan ya da yapılmayan; bir bilgiyle yapılan veya yapılmayan, kasıtlı ya da kasıtsız; insandan, hayvandan veya bir cansızdan sadır olanların hepsi girer.
Yakın anlamlısı عَمَلٌ sözcüğü de buna benzer. Ancak صُنْعٌ sözcüğü bu ikisinden daha özel anlamlıdır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 108 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri fiil, fail, efal, meful, faal, faaliyet ve infialdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ صُنْعَ اللّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍۜ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ‘la يُنْفَخُ فِي الصُّورِ cümlesine matuftur.
تَرَى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. الْجِبَالَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. تَحْسَبُهَا cümlesi, تَرَى ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur.
تَحْسَبُ damme ile merfû muzari fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنْتَ ‘dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جَامِدَةً ikinci mef’ûlün bih olarak fetha ile mansubdur.
هِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ cümlesi, جَامِدَةً ‘deki müstetir zamirin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هِيَ mübteda olarak mahallen merfûdur. تَمُرُّ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
تَمُرُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. مَرَّ mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّحَابِۜ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
صُنْعَ mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri, صنعت ‘dır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي lafza-i celâlin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اَتْقَنَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَتْقَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. كُلَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. شَيْءٍۜ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette ilki fiil, ikincisi isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
اَتْقَنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi تقن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. خَب۪يرٌ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle خَب۪يرٌ ‘a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَفْعَلُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
تَفْعَلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
خَب۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayete يُنْفَخُ فِي الصُّورِ cümlesine atfedilmiştir. Ayetin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İlk cümle, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَحْسَبُهَا جَامِدَةً cümlesi, تَرَى ’nın failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَحْسَبُهَا fiilinin ikinci mef’ûlü olan جَامِدَةً , ism-i fail vezninde gelerek hudus ve yenilenmeye işaret etmiştir.
وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ cümlesi, جَامِدَةً ’deki müstetir zamirden haldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır.
Hal cümlesinde سَّحَابِ ’ye muzâf olan مَرَّ mef’ûlu mutlaktır.
تَمُرُّ - مَرَّ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَرَّ - جَامِدَةً kelilmeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
الْجِبَالَ - السَّحَابِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayetteki muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَ harfi, matuf ve matufun aleyhin bir tertip üzere bulunmasını gerektirmez, yani ilk, ikinci zikredilenden daha sonra vaki olsa da maksat sadece atıftır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Meydânî, bu ayet-i kerimede müşebbehün bih olan مَرَّ السَّحَابِۜ ibaresinin, تَمُرُّ fiilinin nev‘ini bildiren masdar olması nedeniyle ayet-i kerimeyi teşbih olarak addetmiştir.
Mef’ûlu mutlaklı ifadelerde masdarlar mecazî anlam ifade etmez. Masdar fiiliyle birlikte kullanıldığında mecaz olma ihtimali ortadan kalkar ve hakiki anlam devreye girer. ( Doç. Dr. M. Akif Özdoğan, Arap Dilinde Muhatabı İkna Etme Açısından Haberî Cümlede Tekîd Edatlarinin Rolü)
Muhatap dağların yürüdüğünü yani hareket ettiğini bilmekle beraber süratini bilmemektedir. Bu ayet-i kerîmede dağların hızının bulutlarınki gibi olduğu açıklanmaktadır. Kıyamet gününde dağların yürütülmesinin rüzgârın önündeki seri bulutlara benzetildiği bu teşbih kurgusunda, benzetme edatı zikredilmediği için bu teşbih müekked bir teşbihtir. Takdiri; تَمُرُّ مَرَّ كَمَرِّا لسَحَابِ şeklindedir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)
Ayetteki teşbihe Beyzâvî şu açıklamalarla işaret eder: Sûra ilk üfürüldüğünde uzaktan bakan bir insan, dağları yerinde sabit bir halde görür. Oysa dağlar rüzgârın hızlı bir şekilde sürükleyip götürdüğü bulutlar gibi hareket ederler. Ancak göz bunların hareketini fark edemez. Çünkü dağlar gibi büyük cisimler aynı yörüngede hızlı bir şekilde hareket ettiklerinde, onlara bakan, seri bir şekilde gitmelerine rağmen, onların durduğunu zanneder. Bu teşbihin içerisinde ikinci bir teşbihin daha bulunduğunu ifade eden Ebüssuûd, bu teşbihi şu şekilde açıklar: “Küçük tepecikleriyle birbirine eklenen zincir halkaları gibi algılanan dağların görüntüsü, ipçiklerle birbirine bağlanan atılmış pamuk yığını gibi rüzgârın önünde sürüklenen bulutların görüntüsüne benzetilir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
صُنْعَ اللّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍۜ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Lafza-ı celâle muzaf olan صُنْعَ , mahzuf bir fiilin mef’ûlü mutlakı olarak mansubdur. Takdiri صنع ( yaptı) olan fiilin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf صُنْعَ اللّٰهِ izafetinde lafz-ı celâle muzaf olan صُنْعَ , şan ve şeref kazanmıştır.
Lafza-i celâl için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’nın sıla cümlesi olan اَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
شَيْءٍ ’deki tenvin nekrelik, nev ve tazim içindir.
Ayetin sonunda müradifi zikredilen صُنْعَ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Mef’ûlu mutlak, lafzî tekidlerden biridir. Mef’ûlu mutlakta temel anlam tekiddir. Mef’ûlu mutlakın bütün çeşitlerinde tekid bulunur. Amilin masdarı olarak geldiğinde mef’ûlu mutlakta tekid, temel anlam; çeşit ve sayı ifade ettiğinde ise ikincil anlam olarak kullanılır. Mef’ûlu mutlakta masdarlar mecazî anlam ifade etmez. Masdar, fiiliyle birlikte kullanıldığında mecaz olma ihtimali ortadan kalkar. (Doç. Dr. Mehmet Akif Özdoğan, Arap Dilinde Lafız Ve Anlam Açısından Mef’ûlu Mutlak)
اِنَّهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ
Ayetin son cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl olan مَا , harf-i cerle birlikte خَب۪يرٌ ’e mütealliktir. Sılası olan تَفْعَلُونَ , müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
خَب۪يرٌ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
صُنْعَ - اَتْقَنَ - فعل kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.] ifadesine, Allah Teâlânın, her şeyden haberdar olduğu beyan edilirken, kötü amellerin ceza, iyi amellerin mükafat göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Sıfat-ı müşebbehe; benzeyen sıfat demektir. Faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Ayetin bu son cümlesi tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir.
إنَّهُ خَبِيرٌ بِما تَفْعَلُونَ cümlesi tezyîl veya ifadenin sonunda hatırlatma, teşvik ve uyarı için gelmiş bir itiraz cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)