Kasas Sûresi 29. Ayet

فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ  ٢٩

Mûsâ, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا ne zaman ki
2 قَضَىٰ bitirince ق ض ي
3 مُوسَى Musa
4 الْأَجَلَ süreyi ا ج ل
5 وَسَارَ ve yola çıkınca س ي ر
6 بِأَهْلِهِ ailesiyle ا ه ل
7 انَسَ gördü ا ن س
8 مِنْ
9 جَانِبِ (sağ) yanında ج ن ب
10 الطُّورِ Tur’un ط و ر
11 نَارًا bir ateş ن و ر
12 قَالَ dedi ki ق و ل
13 لِأَهْلِهِ ailesine ا ه ل
14 امْكُثُوا siz durun م ك ث
15 إِنِّي ben
16 انَسْتُ gördüm ا ن س
17 نَارًا bir ateş ن و ر
18 لَعَلِّي belki
19 اتِيكُمْ size getiririm ا ت ي
20 مِنْهَا ondan
21 بِخَبَرٍ bir haber خ ب ر
22 أَوْ yahut
23 جَذْوَةٍ bir kor (getiririm) ج ذ و
24 مِنَ -ten
25 النَّارِ ateş- ن و ر
26 لَعَلَّكُمْ böylece
27 تَصْطَلُونَ ısınırsınız ص ل ي
 

Hz. Mûsâ’nın Medyen’de kayınpederinin yanında çalışarak sekiz mi yoksa on yılı mı tamamladığı Kur’an’da açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte müfessirler, bazı rivayetlere ve peygamberlerin “ahde vefa” ilkesine bağlılıklarına dayanarak on yılı tamamladığını söylemektedirler (Şevkânî, IV, 164; Elmalılı, V, 3728; İbn Âşûr, XX, 111). Mûsâ, belirlenmiş olan süreyi tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte Mısır’a gitmek üzere yola çıkmış, yolda giderken Tûr tarafında uzakta parlayan bir ateş görmüştür (Tûr hakkında bilgi için bk. Meryem 19/52). Tefsirlerde bu olayın soğuk bir kış gecesinde ve Mûsâ’nın yolunu kaybettiği bir sırada meydana geldiği, kendisine yol gösterecek birini bulmak ümidiyle ateşin bulunduğu yere gittiği kaydedilmektedir (bilgi için bk. Tâhâ 20/9-10; Taberî, XIX, 132 vd.; Şevkânî, IV, 122).

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 225-226
 

فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ 


فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. قَضٰى  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. قَضٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir.  مُوسَى  fail olup mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsarifdir.  الْاَجَلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سَارَ  atıf harfi  وَ ’la  قَضٰى ’ya matuf, mahallen mecrurdur. 

سَارَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو’dir.  بِ  musahabe içindir.  بِاَهْلِه۪ٓ  car mecruru  سَارَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اٰنَسَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir.  مِنْ جَانِبِ  car mecruru  نَاراًۚ ’ın mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الطُّورِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  نَاراًۚ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel-karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰنَسَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أنس ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târiz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  

 


قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  لِاَهْلِ  car mecruru  قَالَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli  امْكُثُٓوا ’dür.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

امْكُثُٓوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِنَّ  ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  اٰنَسْتُ نَاراً  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabıdır.

اٰنَسْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur.  نَاراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

İsim cümlesidir. لَعَلّ۪ٓي  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  لَعَلّ۪ٓ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  اٰت۪يكُمْ  cümlesi,  لَعَلّ۪ٓ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

اٰت۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir.Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْهَا  car mecruru  اٰت۪يكُمْ  fiiline mütealliktir.  بِخَبَرٍ  car mecruru  اٰت۪يكُمْ ’e mütealliktir. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. جَذْوَةٍ  atıf harfi  اَوْ  ile  بِخَبَرٍ ’a matuftur. مِنَ النَّارِ  car mecruru  جَذْوَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.

Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.

اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  تَصْطَلُونَ  cümlesi,  لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَصْطَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

تَصْطَلُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil ifteal babındadır. Sülâsîsi  صلي ’dir. İftial babının fael fiili  ص ض ط ظ  olursa iftial babının  ت  si  ط  harfine çevrilir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ 

 

فَ , atıf harfidir. Cümle mahzufa atfedilmiştir. Ayetler arasında meskutun anh mevcuttur.

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ  şart cümlesidir. Cevap cümlesine müteallik olan  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin de bulunmasını gerektirir.  لَمَّا   harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde  لَمَّا ’nın  حين  manasında zarf olduğunu kabul eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)

Aynı üslupta gelen  وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  اَهْلِه۪ٓ  izafeti, Hz. Musa’ya ait  zamire muzaf olan  اَهْلِ ‘ye, tazim ifade eder.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اٰنَسَ  fiiline müteallik  مِنْ جَانِبِ الطُّورِ  car mecruru, konudaki önemine mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  نَاراً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins içindir.

Ayetin sonunda lazımı zikredilen نَاراً  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

اٰنَسَ  kelimesi if'âl babındadır. İf'âl babından veya mufâale babından olması, mümkün olan bir his ve duygu ifade etmekle birlikte kaba bir duygunun değil, yakınlık ifade eden derin ve insanî bir ince duygunun ifadesidir. Nitekim  فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْداً  [Eğer onlarda bir olgunlaşma hissedip görürseniz. (Nisa Suresi, 6)] ayetindeki “olgunluk görmek” de derin bir duygudur. Şüphesiz  أحَسَّ  denilmeyip de  اٰنَسَ  denilmesi, özel bir incelik taşımaktadır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


  قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا 

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  امْكُثُٓوا  cümlesi, emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır. 


 اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً

 

Beyânî istînâf veya ta’liliye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.  إِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اٰنَسْتُ نَاراً  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberidir.

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

اٰنَسْتُ  fiilinin mef’ûlün bihi olan  نَاراً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ifade eder.

اٰنَسَ - اٰنَسْتُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ 

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Vukuu mümkün durumlarda kullanılan terecci harfi  لَعَلَّ ’nin dahil olduğu ayet, gayr-ı talebî inşâî isnaddır.

إنّ  gibi isim cümlesine dahil olup, ismini nasb haberini ref eder.  لَعَلَّ ’nin haberi  اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler,Doktora Tezi)

Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

جَذْوَةٍ , muhayyerlik bildiren  اَوْ  atıf harfiyle, اٰت۪يكُمْ  fiiline müteallik  بِخَبَرٍ ‘e atfedilmiştir. Atıf sebebi tezayüftür.

Geldi anlamındaki  اتى  fiili,  بِ  harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.

مِنَ النَّارِ  car mecruru  جَذْوَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

جَذْوَةٍ ‘den sonra muradifi olan  مِنَ النَّارِ ‘ın zikredilmesi, ateşin önemine binaen yapılmış, ıtnâb sanatıdır.

بِخَبَرٍ ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ifade eder.

Ayette önemine binaen 3 kere zikredilen  النَّارِ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

النَّارِ - جَذْوَةٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.خَبَرٍ  kelimesindeki tenvinde gariplik ve acayiplik vardır. “Belki ondan size bir haber getiririm.” cümlesi, yolda bir haber almaya muhtaç sıkıntılı bir durumda bulunduğuna işaret vardır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

 لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.

لَعَلَّ , tereccî harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. لَعَلَّ ’nin haberi  تَصْطَلُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. 

لَعَلَّ - اَهْلِهِ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Sülasisi  صلي  olan  تَصْطَلُونَ  fiili, iftial babındadır.

تَصْطَلُونَ - النَّارِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَعَلَّ  edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub;  “ لَعَلَّ  kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler.(Abdullah Hacıbekiroğlu,Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)