Kasas Sûresi 66. Ayet

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْـبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَٓاءَلُونَ  ٦٦

O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَعَمِيَتْ kör olmuştur ع م ي
2 عَلَيْهِمُ onlara
3 الْأَنْبَاءُ haberler ن ب ا
4 يَوْمَئِذٍ o gün
5 فَهُمْ ve onlar
6 لَا
7 يَتَسَاءَلُونَ birbirlerine de soramazlar س ا ل
 

“O gün kurtarıcı cevapların bütün kapıları yüzlerine kapanmıştır” ifadesi yargılama sırasında suçluların, kendilerini savunacak ve cezadan kurtaracak hiçbir mâkul söz ve meşrû mazeret bulamayacaklarını ifade etmektedir. Birbirlerine de herhangi bir şey soramayacaklardır; çünkü cevap alabilseler bile bu cevabın faydası olmayacaktır. 67. âyet ise Allah’a ortak koşmaktan vazgeçip peygamberin getirdiği mesajı kabul eden ve güzel işler yapanların âhirette kurtuluşa ereceklerini ifade eder.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 241
 

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْـبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَمِيَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  عَلَيْهِمُ  car mecruru  عَمِيَتْ  fiiline mütealliktir.  الْاَنْـبَٓاءُ  fail olup damme ile merfûdur. 

يَوْمَئِذٍ  zaman zarfı, عَمِيَتْ  fiiline mütealliktir. يَوْمَ  zaman zarfı  إذ ’e muzaftır. Kelimenin sonundaki tenvin mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır.


  فَهُمْ لَا يَتَسَٓاءَلُونَ

 

İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا يَتَسَٓاءَلُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَتَسَٓاءَلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

يَتَسَٓاءَلُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. 

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Müşareket babı olan mufaale babı ile bu bab arasındaki fark: Mufaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile mef’ûl arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen mef’ûl zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْـبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَٓاءَلُونَ

فَ , istînâfiyedir. Ayetin ilk cümlesi olan  فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْـبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ , sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَمِيَتْ  fiiline müteallik car mecrur  عَلَيْهِمُ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için, fail olan  الْاَنْـبَٓاءُ ’ya takdim edilmiştir.

عَمِيَتْ  fiiline müteallik zaman zarfı  يَوْمَئِذٍ ‘deki  ئِذٍ ’in aslı, takdir edilen sükun üzere mebni olan  إذ ’dir. Kelimedeki tenvin, mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır. Takdiri, يوم إذ يناديهم (Hani seslendiğimiz gün) şeklindedir. Muzâfun ileyh cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

فَهُمْ لَا يَتَسَٓاءَلُونَ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile …  فَعَمِيَتْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا يَتَسَٓاءَلُونَ  cümlesi haberdir.

İsim cümlesinin müsnedi menfi muzari fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, hudus, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْـبَٓاءُ  cümlesinde istiare ve kalb vardır. Körlük, hidayete ermemek manasındadır. Onlar öyle bir hayret ve dehşet içindedirler ki apaçık delilleri göremezler. Ne dediklerini de bilmezler. Sanki bu deliller onlara karşı kör olmuştur. Onları bulamazlar. Aslında kör olup delilleri göremeyen onlardır. Mübalağa için kalb yapılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْـبَٓاءُ  ifadesiyle, onlar o gün bütün haberlerden kör olacaktır. Bunun aksi olarak ifade edilmesi, mübalağa içindir. Bir de şu hakikate işaret etmek içindir: Zihne gelen bilgi, dışarıdan ona ulaşmaktadır. Bu itibarla zihin dışarıya karşı kör olduğu zaman, bilgi edinme imkânı kalmaz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْـبَٓاءُ  [Deliller onlara gizli kaldı] cümlesinde istiare-i tasrîhiyye-i tebeiyye vardır. Şihâb şöyle der: Körlük, doğru yolu bulama­mak için müstear olarak kullanıldı. Onlar, delillere yol bulamazlar. Sonra, vurgulu bir şekilde ifade etmek için, fail ile mef’ûlun yeri değiştirildi ve deliller onlara yol bulamaz şekline sokuldu. Aslı, فَعُمُّوا عَنْ أنْباَءِ (delilleri göremediler.) şeklindedir. Gizlilik manası, bu kelimenin kapsamı içine alındı ve  عَلَيْ  edatı ile geçişli yapıldı. Bu cümlede istiare, kalb ve tazmin gibi bir çok edebî sanat vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

نَبَأ ’nin haberden farkı; ilkinin, Kur’an, kıyamet gibi çok önemli konularla ilgili olmasıdır. Peygamberler de insanın kurtuluş ve saadetini sağlayacak son derece önemli haberler (أنْباَءِ ) getirdiklerinden, nebi olarak nitelenirler. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Muzari fiil muhatabın dikkatini tecessüm özelliğiyle uyararak konuyu anlamasında yardımcı olur.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müstakbel, vukuunun kesinliğini ifade için maziyle ifade edilebilir. Böylece gelecekte vuku bulacak olan şey, sanki vuku bulmuş gibidir. Ahirette olacak haller bu işin kesinlikle vuku bulacağına delalet etmek üzere mazi fiille anlatılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)