Ankebût Sûresi 37. Ayet

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۘ  ٣٧

Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَكَذَّبُوهُ onu yalanladılar ك ذ ب
2 فَأَخَذَتْهُمُ bu yüzden onları yakaladı ا خ ذ
3 الرَّجْفَةُ deprem ر ج ف
4 فَأَصْبَحُوا ve kaldılar ص ب ح
5 فِي
6 دَارِهِمْ yurtlarında د و ر
7 جَاثِمِينَ diz üstü çöküp ج ث م
 

Şuayb aleyhisselâm Hz. Mûsâ’nın çağdaşı olan bir peygamberdir. Kitâb-ı Mukaddes’te bildirildiğine göre (Çıkış, 2/18-22; Resullerin İşleri, 7/29) uzun süre Mûsâ’yı hizmetinde çalıştırdıktan sonra onu kızıyla evlendirmiştir. Kur’an-ı Kerîm’de bu olay Hz. Şuayb’ın ismi zikredilmeden anlatılmakta (bk. Kasas 28/22-28), tefsirlerde ise Hz. Mûsâ’nın kayınpederinin Şuayb aleyhisselâm olduğu bildirilmektedir. Sînâ yarımadasının kuzeyindeki bölgenin adı olan Medyen’de peygamber olmuş; fakat onun bütün gayretlerine rağmen halkı, başka günahları yanında özellikle iş ve ticaret hayatında hukuk ve ahlâk kurallarını çiğnedikleri, insanların yolunu kesip hak dini öğrenmelerine engel oldukları için helâk olmuşlardır (bilgi için bk. A‘râf 7/85-93).

 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 268-267
 

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۘ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَذَّبُو  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَخَذَتْهُمُ  atıf harfi  فَ  ile كَذَّبُو  fiiline matuftur.

فَ  atıf harfidir.  اَخَذَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الرَّجْفَةُ  fail olup damme ile merfûdur. اَصْبَحُوا  atıf harfi  فَ  ile اَخَذَتْهُمُ  fiiline matuftur.

اَصْبَحُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir.  كَانَ  gibi isim cümlesinin başına gelir, ismini ref haberini nasb eder. 

يُصْبِحُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. فٖي دِيَارِهِمْ  car mecruru  جَاثِم۪ينَ ’ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَاثِم۪ينَ  kelimesi  اَصْبَحُوا ’nun haberi olup, nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.

كَذَّبُو  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

اَصْبَحُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  صبح ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

جَاثِم۪ينَ ; sülâsî mücerredi  جثم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ  فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۘ

 

Ayetin ilk cümlesi atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki … قَالَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

كَذَّبُو  fiili  تفعيل  babındadır. Bu bab fiile, kesret, mef’ûlu bir vasfa nispet etmek, izale, sayruret ve fiilin muayyen zamanda meydana gelişi, tevcih, huzur, isimden fiil türetme gibi anlamlar katar. Bunlardan en fazla öne çıkanı fiilde veya mef’ûlde olan kesrettir.

Aynı üslupta gelen  فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Canlılara mahsus olan  اَخَذَ  fiili  الرَّجْفَةُ ‘ye isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. ‘Sarsıntı onları yakaladı’ ibaresi sebep-müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.

فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۘ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  اَصْبَح ’nın dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  ف۪ي دَارِهِمْ  car mecruru, ihtimam için amili olan  جَاثِم۪ينَ ’ye takdim edilmiştir. 

اَصْبَح ’nın haberi olan  جَاثِم۪ينَ , ism-i fail kalıbında gelerek gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ [Yurtlarında oldular]; memleketlerinde yahut evlerinde demektir. دَارِ ’nin çoğul yapılmaması, karışıklık endişesi olmamasındandır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)