وَعَاداً وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِر۪ينَۙ ٣٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَعَادًا | ve Ad’ı |
|
| 2 | وَثَمُودَ | ve Semud’u |
|
| 3 | وَقَدْ | ve gerçekten |
|
| 4 | تَبَيَّنَ | bu belli olmaktadır |
|
| 5 | لَكُمْ | size |
|
| 6 | مِنْ | -den |
|
| 7 | مَسَاكِنِهِمْ | oturdukları yerler- |
|
| 8 | وَزَيَّنَ | ve süsledi |
|
| 9 | لَهُمُ | onlara |
|
| 10 | الشَّيْطَانُ | şeytan |
|
| 11 | أَعْمَالَهُمْ | yaptıkları işlerini |
|
| 12 | فَصَدَّهُمْ | ve onları çıkardı |
|
| 13 | عَنِ | -dan |
|
| 14 | السَّبِيلِ | yol- |
|
| 15 | وَكَانُوا | ve oldular |
|
| 16 | مُسْتَبْصِرِينَ | görenlerden |
|
Âd ve Semûd iki eski Arap kavmidir. İlkine Hûd aleyhisselâm, ikincisine de Hz. Sâlih peygamber olmuştur (bilgi için bk. A‘râf 7/65-79).
Âyette şeytanın, bu toplulukların yapıp ettikleri üzerindeki etkisinden söz edilmekle birlikte, aslında onların gerçeği görme yeteneğine (istibsâr) sahip oldukları özellikle belirtilmektedir. Bu açıklama, insanın çeşitli olumsuz motivasyonlara rağmen, bunları aşacak zihinsel ve iradî güçlerle donatılmış bulunduğunu göstermesi bakımından özel bir önem taşır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 269
وَعَاداً وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَاداً mahzuf fiilin mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, أهلكنا (helak ettik) şeklindedir. ثَمُودَا۬ atıf harfi و ’la makabline matuftur. قَدْ تَبَيَّنَ cümlesi hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. تَبَيَّنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَكُمْ car mecruru تَبَيَّنَ fiiline mütealliktir. مِنْ مَسَاكِنِهِمْ car mecruru تَبَيَّنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِر۪ينَۙ
Cümle, قد takdiriyle hal olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. زَيَّنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُمُ car mecruru زَيَّنَ fiiline mütealliktir. الشَّيْطَانُ fail olup damme ile merfûdur. اَعْمَالَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فَصَدَّهُمْ atıf harfi فَ ile زَيَّنَ fiiline matuftur.
صَدَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ السَّب۪يلِ car mecruru صَدَّ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamir olarak mahallen merfûdur. مُسْتَبْصِر۪ينَ kelimesi كَانُوا ’nun haberi olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
تَبَيَّنَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi بين ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
مُسْتَبْصِر۪ينَ ; sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif’âl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعَاداً وَثَمُودَا۬
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayette عَاداً ve ثَمُودَا۬ kelimeleri takdiri اهلكنا (helak ettik) olan fiilin mef’ûlü olarak mansubdur. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Helak edilenlerin Ad ve Semud şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠
وَ itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
قَدْ tahkik harfiyle tekit edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Fiilin müstetir faili, ayetin öncesindeki اهلكنا fiilinin mefhumuna aittir.
تَبَيَّنَ fiili, تفعّل babındadır. Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
قَدْ tahkik harfidir. Fiile özgü bir harftir. Mazi fiille geldiğinde yenilenme, muzari fiille geldiğinde fiilin kimi zaman meydana geldiğini, kimi zaman da meydana gelmediğini ifade eder. (Rağıb el- İsfehani, Müfredât)
قَدْ mazi fiille kullanıldığında tahkik ifade eder. Ayrıca mazi fiil ile geldiğinde, yapılacak işin yaklaştığını göstermek üzere, takrib manasında kullanılır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sizin için onların meskenleri meydana çıkmıştır ya da helakleri meskenleri cihetinden meydana çıkmıştır, oradan geçerken onlara baktığınız zaman görürsünüz demektir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
عَاداً kelimesi اهلكنا (helak ettik) takdiriyle mansubdur; zira helak etmek anlamında olan kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi ifadesi buna delalet etmektedir. Bunu yani size anlatılan helak hadisesini, oturdukları yerlerden geçip giderken dikkatlice baktığınızda da anlarsınız. Mekkeliler seyahatlerinde buralara uğrar, bunları görürlerdi ve akıllı insanlar olarak bunu öngörmeye ve düşünmeye muktedir oldukları halde bunu yapmadılar. Ya da onlar kendilerine azabın ineceğinin farkındaydılar; zira Allah Teâlâ elçilerin diliyle bunu onlara beyan etmişti; fakat küfür ve isyanda ısrar ettiler ve sonunda helak oldular. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِر۪ينَۙ
Cümle istînâfiyyedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهُمُ , fail olan الشَّيْطَانُ ’ye durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için takdim edilmiştir.
زَيَّنَ fiili تفعيل babındadır. Bu bab en çok fiilde veya mef’ûlde kesret ifadesi için kullanılır.
زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ ifadesinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede ameller allanıp pullanarak hoş gösterilen, bir mala benzetilmiştir. Çünkü süsleme gerçekte maddi şeyler için söz konusudur. Bununla kastedilen, kötü amellerin, sonuçları düşünülmeden işlendiğini bildirmektir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Aynı üslupta gelen فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ [Yoldan saptırmıştı] ifadesi ise “Allah'a ibadetten saptırdı” anlamındadır.
السَّب۪يلِ , yol demektir. Allah’a iman ve ona ibadeti içeren bir hayat tarzı anlamında istiare edilmiştir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müsteârun leh) hazf edilmiş müsteârun minh kalmıştır. Câmi’ açıklık, vudûh, herkes tarafından bilinebilir olması ve her ikisindeki nihai amaca ulaştırma aracı olması özelliğidir.
Ayetin fasılası olan وَكَانُوا مُسْتَبْصِر۪ينَ cümlesi, صَدَّهُمْ fiilindeki mef’ûl zamirden haldir.
Nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
كَانَ ’nin haberi مُسْتَبْصِر۪ينَ , sülasisi بصر olan fiilin استفعال babının ism-i fail kalıbında gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu cümle “Onlar, peygamberler sayesinde aydınlanmış, uyarılmış uyanık kimseler idiler…” anlamındadır. Yani “Onların bu konuda hiçbir mazereti yoktur” çünkü peygamberler yolları açıklamışlardır.
تَبَيَّنَ - زَيَّنَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs sanatı vardır.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و - ن ve ى - ن harfleriyle oluşan ahenk, diğer sayfalarda olduğu gibi son derece dikkat çekicidir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)