Âl-i İmrân Sûresi 83. Ayet

اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ  ٨٣

Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na döndürülüp götürülecekken onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَفَغَيْرَ başkasını mı غ ي ر
2 دِينِ dininden د ي ن
3 اللَّهِ Allah’ın
4 يَبْغُونَ arıyorlar ب غ ي
5 أَسْلَمَ teslim olmuştur س ل م
6 مَنْ olanların hepsi
7 فِي
8 السَّمَاوَاتِ göklerde س م و
9 وَالْأَرْضِ ve yerde ا ر ض
10 طَوْعًا isteyerek ط و ع
11 وَكَرْهًا ve(ya) istemeyerek ك ر ه
12 وَإِلَيْهِ ve O’na
13 يُرْجَعُونَ döndürüleceklerdir ر ج ع
 

 Kerahe كره :

  Bir görüşe göre كَرْهٌ ve كُرْهٌ sözcüklerinin her ikisi de iğrenme, tiksinme ve nefret anlamlarına gelir. Diğer bir görüş ise كَرْهٌ ün insana dışarıdan uygulanan baskı nedeniyle zorla yaptırılan işler olduğu, كُرْهٌ ün de kişinin kendi başına karar verip hoşlanmayarak ya da tiksinerek yaptığı işler olduğu ifade edilmiştir ki bu da iki çeşittir: Birisi doğal olarak tiksinilen şeyler, diğeri de akıl ya da şeriat bakımından hoşa gitmeyen şeylerdir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 41 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri kerih, kerhen, mekruh, ikrah, istikrah ve kerahattir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  فَ  istînâfiyyedir. Veya atıf harfi olup, mukadder istînaf cümlesine matuftur. Takdiri, أيتولّون فغير دين الله يبغون ..şeklindedir.

غَيْرَ  mukaddem mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. د۪ينِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

يَبْغُونَ  fiili  نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. وَلَهُٓ اَسْلَمَ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

Fiil cümlesidir. وَ  haliyyedir. لَهُٓ  car mecruru  اَسْلَمَ  fiiline mütealliktir.  اَسْلَمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  fail olarak mahallen merfûdur. فِي السَّمٰوَاتِ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. الْاَرْضِ  atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.  طَوْعًا  hal olup fetha ile mansubdur. كَرْهًا  atıf harfi  وَ ’ la makabline matuftur.

اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُون [Allah’ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar?] Kınama maksadıyla sorulmuş bir sorudur. Buradaki  فَ  takibiyye anlamına sahiptir. غَيْرَ kelimesi  يَبْغُونَ  fiilinin mef’ûlü olduğu için mansubdur. Yani bu kadar ayetten sonra Allah’ın dininden başkasını mı diliyorlar? (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

يَبْغُونَ  talep ederler demektir. بَغَا - بُغًا  kelimenin masdarıdır, ‘istemek’ anlamındadır.  بَغَا - بِغًا  ise zina etmek demektir.  بَغَا - بَغْيًا  de zulmetmek demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

  طَوْعًا وَكَرْهًا  ifadeleri, hal mahallinde gelmiş olan birer mef’ûlu mutlak oldukları için mansûb olmuşlardır. İfadenin takdiri ise; طَائِعًا وَ كَارِهًا  şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ilki fiil cümlesi ikincisi müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَسْلَمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  سلم ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

إِلَیۡهِ  car mecruru  يُرْجَعُونَ  fiiline mütealliktir. يُرْجَعُونَ  fiili  نَ ’ un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 

اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ


فَ , istînâfiyyedir. Hemze inkarî istifham harfidir. Ayetin ilk cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve uyarı anlamına gelmesi nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle istifhamda tecâhül-i ârif sanatı,  اللّٰهِ  isminde tecrîd sanatı vardır.

Muzari fiil sıygasında gelen cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Mef’ûl olan  غَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ  izafeti önemine binaen amili olan  يَبْغُونَ  fiiline takdim edilmiştir.  

د۪ينِ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olan  د۪ينِ  şan ve şeref kazanmıştır. Ya da o gün başka dinlerin Allah’ın dini olarak kabul edilmeyeceği içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

Buradaki istifham azarlamak ve uyarmak içindir. 81. ayetteki muhatap zamirden gaib zamire iltifatın sebebi, kelamın ehli kitaptan Müslümanlara yönelmesi ve onlara bunu söylemek konusundaki isteksizlikten dolayıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu ifadenin başındaki hemze, istifham içindir. Bu istifhamdan maksat, onların yaptıklarını yadırgamak (istifham-ı inkarî) veya onların yaptıklarını sadece belirtmek (istifham-ı takrirîdir). Bu istifham edatının esasen yeri  يَبْغُونَ  lafzıdır. Bunun takdiri ise;      اَ يَبْغُونَ غَيْرَ دٖينِ اللّٰهِ  “Allah’ın dininden başkasını isterler mi?” şeklindedir. Çünkü istifham ancak fiil ve hadiseler hakkında olur. Ama ne var ki Cenab-ı Hak, mef’ûl olan غَيْرَ kelimesinden önce getirmiştir. Çünkü bu, hemzenin manası olan inkâr etme ve yadırgamanın, batıl bir mabuda yönelmiş olması itibariyle daha mühimdir. Bu ifadenin başında bulunan  فَ  harfi ise cümleyi cümleye atfetmek için getirilmiştir. Takdiri;  فَاُولٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ فَغَيْرَ دٖينِ  اللّٰهِ يَبْغُونَ  (İşte bunlar, fasıkların ta kendileridirler ve onlar yine Allah’ın dininden başkasını isterler.) şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

 

 وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً 

 

Lafza-i celâlden hal olarak وَ ’ la gelen cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur  عَلَيْهِ , kasır ifadesi için, amili olan  اَسْلَمَ  fiiline takdim edilmiştir. Kasr, fiille car-mecrur arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.  لَهُ , maksurun aleyh/mevsûf,  اَسْلَمَ  maksûr/sıfat olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kâinattaki her şey istisnasız Allah’a boyun eğmektedir.

وَلَهُٓ اَسْلَمَ  [O’na boyun eğmiştir.] ifadesi, hasr ifade eder. Yani “Göklerde ve yerde bulunan her şey ve herkes başkasına değil, sadece ve sadece O’na boyun eğmiştir.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَسْلَمَ  fiilinin failinin konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘ in sılası mahzuftur. فِي السَّمٰوَاتِ  bu mahzuf sılaya mütealliktir. وَالْاَرْض  tezat nedeniyle  فِي السَّمٰوَاتِ ’ ye atfedilmiştir.

طَوْعاً  hal konumunda mansubdur.  وَكَرْهاً, aynı kalıpta gelerek, tezat nedeniyle  طَوْعاً ’ a atfedilmiştir. Aralarında muvazene sanatı vardır. Masdar kalıbında gelmeleri, mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Bu halin zamandan ari oluşuna işaret eder. Sahibu’l-hal, مَن ’dir.

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ  ve  طَوْعًا - كَرْهًا  gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

السَّمٰوَاتِ ’ tan sonra  الْاَرْضِ ’ nin zikredilmesi umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.

فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ  ibaresindeki فِي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla gökyüzü ve yeryüzü, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bu mekânlardaki herşeyi kapsadığını tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

اَسْلَمَ - طَوْعًا  arasında mürâaât-ı nazîr vardır.

Ayete göre göktekiler Allah’a ve O’nun belirlediği kadere  طَوْعًا  teslimiyet gösterirken, yeryüzündekilerin bir kısmı  طَوْعًا , bir kısmı da kerhen boyun eğeceklerdir. Kur’an’a göre müminler  طَوْعًا, kâfirler ise  كَرْهًا  teslimiyet göstereceklerdir. Kâfirlerin  كَرْهًا  boyun eğişleri farklı zaman ve mekânlar için söz konusudur. (Kur’an Tefsirinde Farklı Yorumlar) 

Kâfirler boyun eğmemiş gibi görünüyorlar ama dünyaya gelirken kendi iradesi dışında buna boyun eğmişlerdir. Dünyada başına gelenlere de boyun eğmişlerdir. Ölünce de boyun eğerler ve ahirette de boyun eğeceklerdir. Allah Teâlâ’nın iki çeşit kanunu vardır. Tekvînî ve teşrîî kanunlar. Tekvînî kanunlara bütün mahlukat kayıtsız şartsız itaat eder. Bunlar kâinatın yaratılışı ve işleyişi hakkında konmuş kanunlardır ki fizik, kimya, biyoloji gibi bilimlerin konusudur. Buna bütün varlıklar kayıtsız şartsız boyun eğer. Teşrîî kanunlar, dini kanunlardır. Bunu kabul etmeyenler de vardır. 

 

وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ


mle atıf harfi وَ ’ la makabline atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsned olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  اِلَيْهِ , ihtimam ve fasılaya riayet için amili olan  يُرْجَعُونَ  fiiline takdim edilmiştir.

Bu cümlede lazım-lezum alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. ‘O’na döndürülürler’ cümlesiyle, yaptıklarının karşılığı sevap veya ceza olarak verilecek olması kastedilmiştir. Yani vaad ve tehdit ifade eder.   

يُرْجَعُونَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ  [O’na döndürülürler.] Yani ahirete; O’nun, iyilik ve kötülüğe karşı vereceği karşılığa dönerler. Bu ayette teşvik ve tehdit vardır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)