Rûm Sûresi 11. Ayet

اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ  ١١

Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız O’na döndürüleceksiniz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اللَّهُ Allah
2 يَبْدَأُ başlar ب د ا
3 الْخَلْقَ yaratmağa خ ل ق
4 ثُمَّ sonra
5 يُعِيدُهُ onu devam ettirir ع و د
6 ثُمَّ sonra
7 إِلَيْهِ O’na
8 تُرْجَعُونَ döndürülürsünüz ر ج ع
 

Allah Teâlâ’nın bütün mahlûkatı hiçbir ortak ve yardımcıya ihtiyaç duymaksızın ve başka bir temel maddeye dayalı olmadan sırf kendi eşsiz kudretiyle baştan inşa ettiği, bunları yok ettikten sonra da tekrar aynı şekilde yaratma gücüne sahip olduğu belirtilmektedir (Taberî, XXI, 25). Yaratmanın tekrar edilmesi ifadesiyle, tabiattaki sürekli yenilenmenin yine yüce Allah’ın irade ve kudretiyle gerçekleştiğine veya kıyamet sonrası dirilişe ya da bunların her ikisine işaret edilmiş olabilir. Âyetin son kısmında belirtildiği üzere bunlara değinilmesindeki asıl amaç, insanın, yaratılış ve yeniden yaratılışla ilgili bütün bu gelişmelerin hikmeti üzerinde düşünmesini sağlamak ve sonunda mutlak kemal sahibi Allah’ın huzuruna çıkarılıp hesap vermenin kaçınılmaz olduğunu hatırlatmaktır.

 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 297
 

اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

 

İsim cümlesidir.  اَللّٰهُ  mübteda olup damme ile merfûdur.  يَبْدَؤُا الْخَلْقَ  c-mlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

Fiil cümlesidir. يَبْدَؤُا  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. الْخَلْقَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يُع۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  اِلَيْهِ  car mecruru  تُرْجَعُونَ ‘ye mütealliktir. تُرْجَعُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُع۪يدُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  عود ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

 

اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Lafza-i celal mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَبْدَؤُا الْخَلْقَ cümlesi haberdir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye ifade etmiştir.

Mef’ûl olan  الْخَلْقَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Aynı üslupta gelen  ثُمَّ يُع۪يدُهُ  cümlesi, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Atfın  ثُمَّ  ile yapılması az da olsa bir zamanın geçtiğine işarettir.


 ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

 

Ayetin son cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile makabline atfedilmiştir. Atfın rütbe ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile yapılması az da olsa bir zamanın geçtiğine işarettir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. اِلَيْهِ  car mecruru, ihtimam ve fasılaya riayet için amili olan  تُرْجَعُونَ  fiiline takdim edilmiştir. 

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [O’na döndürüleceksiniz.] ifadesine, döndürülmekle kalmayıp gereken cezayı göreceksiniz anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

ثُمَّ ’nin tekrarında cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, يُع۪يدُهُ - تُرْجَعُونَ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

يَبْدَؤُا الْخَلْقَ  cümlesiyle,  ثُمَّ يُع۪يدُهُ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

يَبْدَؤُا - يُع۪يدُهُ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafî sanatı vardır.

Ayetin başlangıcındaki gaib zamirinden, ayetin sonunda muhatap zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

تُرْجَعُونَ : Oradan geldik, oraya gidiyoruz manasını taşır. İnsan geldiği yere geri döner. Oraya ilk defa gitmiyoruz. Allah’ın bizi yaratması bir nimet olduğu gibi öldürmesi de bir nimettir.

تُرْجَعُونَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ  sözü lafzen sarih olarak Allah'a dönüşe delalet eder. Bunun yanında bu sarih delalet söylenmemiş başka bir delaleti de kapsar. Bu da hesap, sevap ve cezadır. (Muhammed Ebu Musa, Hâmîm sûreleri Belaği tefsiri,  Zuhruf/85, c. 4, S. 370) 

Burada gaibden hitaba iltifat yapılarak kelam müşriklere yönelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Ayetteki muzari fiiller, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.