Rûm Sûresi 51. Ayet

وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا ر۪يحاً فَرَاَوْهُ مُصْفَراًّ لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه۪ يَكْفُرُونَ  ٥١

Andolsun, eğer (ekinlerine zararlı) bir rüzgâr göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَئِنْ andolsun eğer
2 أَرْسَلْنَا göndersek ر س ل
3 رِيحًا bir rüzgar ر و ح
4 فَرَأَوْهُ ve (ekini) görseler ر ا ي
5 مُصْفَرًّا sararmış ص ف ر
6 لَظَلُّوا başlarlar ظ ل ل
7 مِنْ
8 بَعْدِهِ ondan sonra ب ع د
9 يَكْفُرُونَ nankörlük etmeğe ك ف ر
 

Her gün iç içe yaşadığımız ve çoğu defa sıradan durumlar olarak algıladığımız tabiat olaylarının gerçekte Allah’ın birliğinin ve kudretinin açık kanıtları olduğu ve aklını işleten kimselerin bunlardan önemli sonuçlar çıkarabileceği Kur’an’da değişik vesilelerle belirtilmiştir. Doğal çevrede ortaya çıkan bozulmaya değinilen 41. âyetten sonra bu hususa dikkat çekilmesi de oldukça mânidardır. Buna göre tabiat, Allah’ın verdiği düzenle işlerken yaratanına kanıt değeri taşıyacak kadar mükemmeldir; ne var ki bu, insan eliyle bozulabilmektedir (rüzgârların estirilmesi, gemilerin yüzmesinin sağlanması, bulutların harekete geçirilmesi, yağmurun yağdırılması, ölümünden sonra toprağa can verilmesi ile ilgili açıklamalar için bk. Bakara 2/164; İbrâhim 14/32-34; Hicr 15/22-23; Nahl 16/10-11, 14-16; İsrâ 17/66; 49. âyette geçen müblisûn kelimesinin açıklaması için bk. 12. âyetin tefsiri).

47. âyette yer alan ve “İnananlara yardım etmek de bize düşer” şeklinde tercüme edilen cümlenin lafzına bakarak, müminlerin Allah’a karşı hak iddia edebilecekleri ve O’nun da kendilerine karşı görevinin bulunduğu gibi bir anlam çıkarmamak gerekir. Zira bu, inananların Allah katındaki dereceleriyle ilgili bir iltifat ifadesi olup onlara moral verme ve onları onurlandırma amacı taşımaktadır. Hz. Peygamber’in, “Şayet müslüman bir kimse din kardeşinin namusunu müdafaa ederse, Allah’ın da kıyamet günü mutlaka onu cehennem ateşinden korumasını hak eder” buyurduktan sonra âyetin bu cümlesini okuduğu rivayet edilmiştir (Zemahşerî, III, 207).

51. âyetteki “onu” anlamına gelen zamirin, bitkinin ve rüzgârın veya bulutun yerini tuttuğuna dair görüşler vardır (Şevkânî, IV, 265). Bütün bu yorumların ortak noktası şudur: Allah Teâlâ insanları sınamak üzere onlara bazı sıkıntılar verdiğinde, meselâ onlara zarar veren bir rüzgâr gönderdiğinde hemen tavırları değişir, kendilerine verilen nimetleri unutup inkâra kalkışırlar veya nankörlüğe yeltenirler (52 ve 53. âyetlerin açıklaması için bk. Neml 27/80-81. âyetlerin tefsiri).

 

   Safera صفر :

   صُفْرَةٌ sarı renktir. Bazen siyah için de kullanılmaktadır. Bu renkten hareketle bakıra صُفْرٌ ve otun kurusuna da صُفارٌ denmektedir. Kimi zaman işitilen şeylerin bir yansıması olarak dudakla çalınan ıslık sesine de safir صَفِيرٌ denir. Buradan hareketle boş olması sebebiyle kaptan ıslık sesi işitildiğinde safir sesi duyuldu anlamında صَفِرَ الإناء denmiştir.

  Safer ayının böyle adlandırılması bu ayda Arapların evinde erzak bulunmayıp evlerinin boş olmasıdır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de üç farklı isim formunda 5  kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri safra, sıfır ve şifredir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا ر۪يحاً فَرَاَوْهُ مُصْفَراًّ لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه۪ يَكْفُرُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

إِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرْسَلْنَا  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  ر۪يحاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

رَاَوْا  mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُصْفَراًّ  hal olup fetha ile mansubdur.

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.   

ظَلٌَ  nakıs, mebni mazi fiildir. كان  gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

ظَلُّوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. ظَلُّوا ‘nun ismi cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِه۪  car mecruru  يَكْفُرُونَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَكْفُرُونَ  cümlesi,  ظَلُّوا ‘nun haberi olarak mahallen mansubdur.  

Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.

يَكْفُرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و 'ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَرْسَلْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. 

مُصْفَراًّ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan  إفعَلَّ  babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا ر۪يحاً فَرَاَوْهُ مُصْفَراًّ لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه۪ يَكْفُرُونَ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie,  إنْ  şart harfidir. Mahzufla birlikte ayet, kasem üslubunda gayrı talebî inşâ cümlesidir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.

Kasemle tekid edilmiş şart üslubundaki terkipte şart cümlesi  وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا ر۪يحاً  müspet mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

إنْ  şart harfi, maziyi muzariye çevirir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106.) 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اَرْسَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Mef’ûl olan  ر۪يحاً ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.

Müteakip  فَرَاَوْهُ مُصْفَراًّ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle şart cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

مُصْفَراًّ , fiildeki mef’ûlün halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

Kasemin cevap cümlesinin delaletiyle şartın cevabının hazfi, icâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Mukadder kasemin cevabı olan  لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه۪ يَكْفُرُونَ  cümlesindeki  لَ  kasemin delilidir. 

Kasem ile tekid edilmiş, nakıs fiil  ظَلّ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  مِنْ بَعْدِه۪ , konudaki önemine binaen amili olan  يَكْفُرُونَ ’ye takdim edilmiştir.

ظَلّ ’nin haberi olan  يَكْفُرُونَ  cümlesi, müspet muzari sıygada faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi )

Kasem cümlesinin hazf edilip cevap cümlesinin zikredildiği durumda, vurgu kasemin cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form da Kur’an'da sıkça kullanılmıştır.(Nihat Tarı Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Ayetteki birinci lam muvattie, ikincisi de muvattie olduğuna delalet eder. (Muhiddin Derviş, İrabi’l Kur’an ) 

Cenab-ı Hak, önceki ayette, göndermeyi bildirir bir üslupla, Rüzgârları gönderir buyurmuş, burada ise o üslûbun dışına çıkarak, Biz, bir rüzgâr gönderirsek… buyurmuştur! Çünkü, ر۪يحاً (rüzgârlar), O'nun rahmetinden olup, kesintisiz devam ederler. ريح (rüzgâr) ise, O'nun azabındandır. Halbuki Allah Teâlâ, kullarına son derece merhametlidir; bu sebeple, ريح ’i (her zaman) salıvermeyip tutar. İşte bu sebeple, faydalı rüzgârların, gece-gündüz çöllerde, sahralarda, ovalarda ve tepelerde estiğini; yakıp kavuran rüzgârın ise ancak bazı zamanlar ve bazı yerlerde estiğini görmekteyiz. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

‘’Yemin olsun, eğer bir rüzgâr göndersek de onu sararmış görseler’’ ibaresinde bahsedilen şey o eser veya ekindir, yukarıda geçenden anlaşılmaktadır. Bulutu da denilmiştir, çünkü o sararırsa yağmur yağdırmaz.  وَلَئِنْ 'deki  لَ  kaseme hazırlık içindir, şart edatının başına gelmiştir, mutlaka ondan sonra nankörlük etmeye devam ederler ifadesi de cezanın yerine geçen bir cevaptır, bunun içindir ki, إِنْ  edatı da istikbal ile tefsir edilmiştir. Bu ayet kâfirleri sebatlarının azlığı, düşüncelerinin kıtlığı ve çabuk sarsılmaları ile teşhir etmektedir. Çünkü doğru bir görüş, yağmur geciktiği zaman Allah'a tevekkül etmelerini ve istiğfar ederek ona sığınmalarını ve rahmetinden ümit kesmemelerini; rahmet de yağdığı zaman hemen şükredip devamlı itaati, sevinmede aşırıya kaçmamayı gerektirir. Ekinleri sarardığı zaman da sabretmeyi; nimetine nankörlük etmemeyi lazım kılar. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Daha önce bu kâfirlerin durumu tespit edildikten sonra burada onlar açıkça zemmedilmekte ve ifrat ile tefrit arasında süratle değiştikleri bildirilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayette 3 fiil de mazi sıygada gelmiştir. Bunların şart siyakında gelmesi istikbal manası kazandırmıştır. Mazi sıyganın tercih edilmesi mütekellim için daha hafiftir. Mütekellim şart siyakında istediği sıygayı seçmekte serbesttir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)