وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ١٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَوَصَّيْنَا | ve biz tavsiye ettik |
|
| 2 | الْإِنْسَانَ | insana |
|
| 3 | بِوَالِدَيْهِ | ana babasını |
|
| 4 | حَمَلَتْهُ | onu taşımıştır |
|
| 5 | أُمُّهُ | anası |
|
| 6 | وَهْنًا | zayıflık |
|
| 7 | عَلَىٰ | üstüne |
|
| 8 | وَهْنٍ | zayıflıkla |
|
| 9 | وَفِصَالُهُ | ve onun sütten kesilmesi |
|
| 10 | فِي | içindedir |
|
| 11 | عَامَيْنِ | iki yıl |
|
| 12 | أَنِ | ki |
|
| 13 | اشْكُرْ | şükret |
|
| 14 | لِي | bana |
|
| 15 | وَلِوَالِدَيْكَ | ve anana-babana |
|
| 16 | إِلَيَّ | banadır |
|
| 17 | الْمَصِيرُ | dönüş |
|
Sûrenin Lokmân’a ayrılan bölümünde, araya ana babaya itaat konusundaki bu iki âyetin girmesiyle ilgili iki farklı açıklama yapılmıştır. Bir yoruma göre bu iki âyet de Lokmân’a ait sözlerdir. Buna göre âyetin başında “Allah bana buyurdu ki...” şeklinde bir ifade takdir etmek gerekir. Diğer bir yoruma göre bu âyetler araya sokulmuş bir açıklama (i‘tirâzıyye) mahiyetinde olup amaç, ana babaya saygının önemini, ayrıca bunun sınırını ve Allah’a saygıyla ilişkisini ortaya koymaktır.
“Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur” şeklinde çevirdiğimiz ifade, emzirmenin normal süresi iki yıl kadar olmakla birlikte bunun mutlaka tamamlanması gerekmediğine, ana baba isterlerse çocuğun iki yıl dolmadan da sütten kesilebileceğine işaret eder (ayrıca bk. Bakara 2/233).
“(Ey insan), hem bana hem ana babana minnet duymalısın” buyurularak Allah’a minnettarlıkla ana babaya minnettarlığın birlikte emredilmesinin sebebi, Allah’ın insanı var edip onu nimetleriyle rızıklandırması, ana babanın da insanın hem dünyaya gelmesine vesile olması hem de hayatının en zayıf dönemlerinde, çocukluğunda, hastalığında ona kol kanat germesi, yetiştirip büyütmesi, beslemesi ve eğitmesidir (Râzî, XXV, 147; Şevkânî, IV, 273). Âyette annenin fedakârlığına özel bir vurgu yapıldığı görülmekte, dolaylı olarak onun daha çok ilgi ve sevgi beklediğine işaret edilmektedir. Nitekim Hz. Peygamber de, “Yâ Resûlellah! Kime iyilik etmeliyim?”şeklindeki bir soruya, “annene” diye cevap vermiş; “Sonra kime?” denilince yine “annene” demiş; üçüncü defa tekrarlanan soruya da aynı cevabı vermiş; nihayet dördüncüsünde “babana” buyurmuştur (Müsned, V, 3, 5; Tirmizî, “Birr”, 1). Ancak Allah’ın hakkı bütün hakların önünde olduğu için ana baba çocuklarını bu hakkı ihlâl etmeye yani onu tevhid inancından sapmaya veya Allah’ın açıkça yasakladığı başka işler yapmaya zorlarlarsa kesinlikle onların bu baskısına boyun eğilmeyecek; bununla birlikte meşrû ve mâkul olan istekleri yerine getirilecektir (ayrıca bk. Ankebût 29/8).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 337-338
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. İtiraziyye olması da caizdir. وَصَّيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. الْاِنْسَانَ mef'ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
بِوَالِدَيْهِ car mecruru وَصَّيْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَصَّيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi وصى ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ
Fiil cümlesidir. حَمَلَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هُ mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اُمُّهُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.Muttasıl zamir هُ muzafun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَهْناً kelimesi اُمُّهُ ‘nün hali olup, fetha ile mansubdur. عَلٰى وَهْنٍ car mecruru وَهْناً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فِصَالُهُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzafun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي عَامَيْنِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir.
اَنِ tefsiriyyedir. اشْكُرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. ل۪ي car mecruru اشْكُرْ fiiline mütealliktir. لِوَالِدَيْكَ atıf harfi و ’la makabline matuftur.
لِوَالِدَيْكَ car mecruru اشْكُرْ fiiline müteallik olup müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلَيَّ الْمَص۪يرُ
İsim cümlesidir. اِلَيَّ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْمَص۪يرُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
الْمَص۪يرُ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s.107)
وَصَّيْنَا fiili azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Ayet-i kerimede أوصى fiili yerine şeddeli olan وصّى fiili tercih edilmiştir. Bunun sebebi bu vasiyeti mübalağalı olarak bildirmektir. Kur'an'ın وصّى fiilini dini ve manevi konularda, أوصى fiilini ise maddi konularda kullandığını görüyoruz.
Vasiyet etme fiili Allah Teâlâ'ya isnad edilerek ووصينا buyurulmuştur. Allah Teâlâ sadece hayırlı ve mühim fiilleri kendisine isnad eder. Dolayısıyla bu isnad, bu vasiyetin ne kadar önemli olduğuna delalet eder. Ayrıca burada tazim ifade eden çoğul zamiri gelmiştir. Arkadan cümle أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ (Bana ve ana babana şükret. [Dönüşün ancak banadır (dedik)] şeklinde tekil zamirle devam etmiştir. أن اشكر لنا..... وإلينا buyurulmamıştır. Daha önce değindiğimiz gibi bu da Kur'anî kullanım özelliklerinden biridir. Allah Teâlâ ne zaman kendisine delalet eden azamet zamiri kullansa, bunun öncesinde veya sonrasında kendisinin tek olduğuna, hiçbir ortağı olmadığına delalet eden tekil bir zamir gelmiştir. Bu üslubda bu vasiyet emrini Allah'ın verdiğine, indirenin O olduğuna, tebliğ edenin ise O’nun peygamberi olduğuna işaret vardır. Fiil çoğul zamiri ile gelerek buna da delalet edilmiştir, Allahu alem. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 419-421)
Ayet-i kerimede بأبويه değil بوالديه buyurulmuştur. Bunun birçok sebebi vardır. الوالدين kelimesi الوالد ve الوالدة kelimelerini birarada ifade eden tesniye kalıbıdır. Bu kelimede الوالد manası baskındır. Bunun için müzekker haliyle tesniye kalıbına girmiştir. الأبوين kelimesi ise الأب ve الأم kelimelerini birarada ifade eden tesniye kalıbıdır. Bu kelimede الأب lafzı baskındır. Bunun için الأبوين olmuştur. Her iki kelimede de müzekker kelime baskındır. Ancak الوالدين kelimesi الولادة /Doğmak kelimesinden müştaktır. Her ne kadar tesniye kalıbında müzekker hali baskın olsa da, doğmak fiili anneden yani kadından olur. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.421)
Ayrıca الوالد kelimesi sadece baba için kullanılırken, الأب kelimesi, baba yanında amca dede vs. için de kullanılır.
Bu kelam, Hz. Lokman’ın tavsiyesi arasında bir ara cümlesi gibi olup tavsiyedeki şirk nehyini tekid etmektedir. (Nitekim bu kelâmın sonunda, bana ve ana-babana şükret, denilmektedir.)
Kelamın bir kısmı, özellikle ana hakkındaki vasiyeti tekid etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)
حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ
İtiraziyye olarak fasılla gelen cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ ibaresi, اُمُّهُ ’dan haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Hal olan وَهْناً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
عَلٰى وَهْنٍ car-mecruru وَهْناً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي عَامَيْنِ mahzuf habere mütealliktir.
فِي عَامَيْنِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü sene hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. zaman, burada zarfa benzetilmiştir. Zaman ile o sürede geçen şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
وَهْنٍ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اُمُّهُ - بِوَالِدَيْهِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ şeklinde insana, anne ve babasına iyi davranmasını emrettikten sonra, حَمَلَتْهُ اُمُّهُ [Annesi onu taşıdı.] cümlesinin gelmesi, umûmdan sonra hususun zikri kabilindendir. Bu, hususi olarak zikredilene daha fazla önem verildiğini ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
İtiraz, belâgatçılara göre ıtnâb yollarındandır. Bazı alimler itirâz’a “isabetü’l-mikdar” adını vermişlerdir. İtiraz mana bakımından bir birine bağlı olan iki söz arasına veya sadece bir sözün içerisine bir gaye için îrabda yeri olmayan bir veya daha fazla ara cümle getirmektir. (Kazvînî, 2002, s. 151) İtiraziyye cümlesinin bu tarifte belirtildiği gibi îrabdan mahalli yoktur. (Kanatbek Orozobekov, Arapçada İtirâziyye Cümlesi)
اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ
Fasılla gelen cümlede اَنِ tefsir harfi, اشْكُرْ ل۪ي cümlesi tefsiriyedir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَوَصَّيْنَا fiilindeki azamet zamirinden, ل۪ي ’de mütekellim zamirine dönüşte iltifat sanatı vardır.
Tesniye kalıbında gelen ana-babanın önemine binaen بِوَالِدَيْهِ ve وَالِدَيْكَ şeklinde tekrar edilmesinde, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Şükredilmesi istenenlerin Allah ve ana baba olarak açıklanması taksim sanatıdır.
اَنِ اشْكُرْ diye başlayan cümle vasiyetin açıklamasıdır. Vasiyetle, vasiyeti açıklayan cümle arasına, حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ [Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur.] ara cümlesi getirilmiştir. Anne babadan bahsedilirken bu ara cümlede, özellikle annenin zikredilmesi, çocuğu için katlandığı zorluğu ve hakkının büyüklüğünü gerektiren şeyi ortaya koymak içindir. Annenin katlandığı bu zorluklar sebebiyledir ki Peygamber Efendimiz, “Annene iyilik et, sonra annene, sonra annene, bundan sonra da babana!” buyurmuştur. İfadeleriyle ayeti izah eden Beyzâvî, itiraz cümlesinin, annenin daha fazla hak sahibi olduğunu vurgulamak için getirildiğine işaret eder. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
13 ve 16. ayetlerde istiṭrât sanatı vardır. Lokman'ın (a.s) oğluna verdiği vasiyetten Allah Teâlâ’nın kullarına verdiği vasiyete geçilmiştir. Aralarındaki münasebet açıktır. Daha sonra yine Lokman'ın vasiyetine dönerek konuya devam edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi; Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Rivayet edildiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkas (r.a) ile anası hakkında inmiştir. Şöyle ki: Adı geçen anasına itaat eden bir kimseydi. İslâm'a girdiği zaman anası: “Ey Sad! Sen ne yaptın? Eğer sen bu yeni dini bırakmazsan yemin olsun ki ben yemem, içmem, nihayet ölürüm. Sen de benim yüzümden ‘Hey anasının katili!’ diye kötü bir isimle anılırsın demiş. O da: ‘Yapma ana, ben bu dini hiçbir şey için terk etmem’ demiş. Anası da iki gün, iki gece yememiş, kuvvetten düşmüş. Bunu gören Sa'd, ‘Anneciğim! Bilesin ki vallahi yüz canım olsa da birer birer çıksa, ben bu dini hiçbir şey için terk edemem, artık dilersen ye, dilersen yeme!’ demiş. Bunun üzerine anası yemeğini yemiş. İşte bu iki ayet veyahut ikinci ayet bu sebeple inmiştir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Çocuğun sütten kesilmesi, üç sene bitimindedir. Şafiî'ye göre emzirme müddeti budur. Ebu Hanife'ye göre ise bu süre otuz aydır. Bu ayette olduğu gibi ana hakkına öncelik verilmesinden dolayıdır da Peygamberimiz, kendisine: “Kime itaat edeyim?” diye soran şahsa: “Anana! Sonra yine anana! Sonra yine anana!” demiş; ondan sonra da “Sonra babana!” demiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِلَيَّ الْمَص۪يرُ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. اِلَيَّ, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْمَص۪يرُ, muahhar mübtedadır.
Car-mecrurun takdimi kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. اِلَيَّ , sıfat/maksurun aleyh, الْمَص۪يرُ mevsûf/maksur olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.
Dönüş takdîm kasrıyla Allah’a tahsis edilmiştir. Yani [Bütün insanların hepsinin varış yeri sadece ve sadece banadır.]
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Dönüş ancak banadır.] ifadesine, dönüşün Allah Teâlâya olduğu beyan edilirken, zalimlerin ceza, mazlumların mükafat göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
اِلَيَّ الْمَص۪يرُ [Dönüş ancak banadır] cümlesinde, sonra gelmesi gerekenin öne alınması hasr ifade etmek içindir. [Başkasına değil, sadece banadır] demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu cümlede haber olarak gelen câr-mecrûr takdim edilmiştir. Bu da hasr ifade eder. Yani Allah'tan başka dönülecek bir zat yoktur. Bu da şirk inancını iptal eder. Dönülecek, varılacak tek yer Allah'ın yanıdır, başkası yoktur. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 425)
Bu cümle, emre uymanın zorunlu olmasının illet ve sebebini beyan etmektedir. Yani son dönüş, başkasına değil, ancak banadır. O zaman senden sâdır olan şükrün veya küfrün karşılığını vereceğim. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِلَيَّ الْمَص۪يرُ va’d ve vaid’dir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)