وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 2 | جَاهَدَاكَ | seni zorlarlarsa |
|
| 3 | عَلَىٰ | için |
|
| 4 | أَنْ |
|
|
| 5 | تُشْرِكَ | ortak koşman |
|
| 6 | بِي | bana |
|
| 7 | مَا | bir şeyi |
|
| 8 | لَيْسَ | olmayan |
|
| 9 | لَكَ | senin |
|
| 10 | بِهِ | hakkında |
|
| 11 | عِلْمٌ | bilgin |
|
| 12 | فَلَا | asla |
|
| 13 | تُطِعْهُمَا | onlara ita’at etme |
|
| 14 | وَصَاحِبْهُمَا | ve onlarla geçin |
|
| 15 | فِي |
|
|
| 16 | الدُّنْيَا | dünyada |
|
| 17 | مَعْرُوفًا | iyilikle |
|
| 18 | وَاتَّبِعْ | ve uy |
|
| 19 | سَبِيلَ | yoluna |
|
| 20 | مَنْ | kimsenin |
|
| 21 | أَنَابَ | yönelen |
|
| 22 | إِلَيَّ | bana |
|
| 23 | ثُمَّ | sonra |
|
| 24 | إِلَيَّ | banadır |
|
| 25 | مَرْجِعُكُمْ | dönüşünüz |
|
| 26 | فَأُنَبِّئُكُمْ | size haber vereceğim |
|
| 27 | بِمَا | şeyleri |
|
| 28 | كُنْتُمْ | olduklarnız |
|
| 29 | تَعْمَلُونَ | yapıyor(lar) |
|
Sûrenin Lokmân’a ayrılan bölümünde, araya ana babaya itaat konusundaki bu iki âyetin girmesiyle ilgili iki farklı açıklama yapılmıştır. Bir yoruma göre bu iki âyet de Lokmân’a ait sözlerdir. Buna göre âyetin başında “Allah bana buyurdu ki...” şeklinde bir ifade takdir etmek gerekir. Diğer bir yoruma göre bu âyetler araya sokulmuş bir açıklama (i‘tirâzıyye) mahiyetinde olup amaç, ana babaya saygının önemini, ayrıca bunun sınırını ve Allah’a saygıyla ilişkisini ortaya koymaktır.
“Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur” şeklinde çevirdiğimiz ifade, emzirmenin normal süresi iki yıl kadar olmakla birlikte bunun mutlaka tamamlanması gerekmediğine, ana baba isterlerse çocuğun iki yıl dolmadan da sütten kesilebileceğine işaret eder (ayrıca bk. Bakara 2/233).
“(Ey insan), hem bana hem ana babana minnet duymalısın” buyurularak Allah’a minnettarlıkla ana babaya minnettarlığın birlikte emredilmesinin sebebi, Allah’ın insanı var edip onu nimetleriyle rızıklandırması, ana babanın da insanın hem dünyaya gelmesine vesile olması hem de hayatının en zayıf dönemlerinde, çocukluğunda, hastalığında ona kol kanat germesi, yetiştirip büyütmesi, beslemesi ve eğitmesidir (Râzî, XXV, 147; Şevkânî, IV, 273). Âyette annenin fedakârlığına özel bir vurgu yapıldığı görülmekte, dolaylı olarak onun daha çok ilgi ve sevgi beklediğine işaret edilmektedir. Nitekim Hz. Peygamber de, “Yâ Resûlellah! Kime iyilik etmeliyim?”şeklindeki bir soruya, “annene” diye cevap vermiş; “Sonra kime?” denilince yine “annene” demiş; üçüncü defa tekrarlanan soruya da aynı cevabı vermiş; nihayet dördüncüsünde “babana” buyurmuştur (Müsned, V, 3, 5; Tirmizî, “Birr”, 1). Ancak Allah’ın hakkı bütün hakların önünde olduğu için ana baba çocuklarını bu hakkı ihlâl etmeye yani onu tevhid inancından sapmaya veya Allah’ın açıkça yasakladığı başka işler yapmaya zorlarlarsa kesinlikle onların bu baskısına boyun eğilmeyecek; bununla birlikte meşrû ve mâkul olan istekleri yerine getirilecektir (ayrıca bk. Ankebût 29/8).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 337-338
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَاهَدَا şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel عَلٰٓى harf-i ceriyle جَاهَدَاكَ fiiline mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تُشْرِكَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. ب۪ي car mecruru تُشْرِكَ fiiline mütealliktir. مَا müşterek ism-i mevsûl mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَكَ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. بِهٖ car mecruru عِلْمٌ ’un mahzuf haline mütealliktir. عِلْمٌ kelimesi لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُطِعْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمَا mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَاهَدَا sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi جهد ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Musareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef'ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُشْرِكَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi شرك ’dir.
تُطِعْ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi طوع ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. صَاحِبْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمَا mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الدُّنْيَا car mecruru صَاحِبْهُمَا fiiline mütealliktir. مَعْرُوفاً masdardan naib mef'ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَاحِبْ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi صحب ‘dir.
مَعْرُوفاً sülâsi mücerredi عرف olan fiilin ism-i mef'ûlüdür.
وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. تَّبِعْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
سَب۪يلَ mef'ûlun bih olup fetha üzere mebnidir. Aynı zamanda muzâftır. مَنْ müşterek ism-i mevsûl muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اَنَابَ اِلَيَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اَنَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيَّ car mecruru اَنَابَ fiiline mütealliktir.
اتَّبِعْ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَنَابَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi نوب ’dir.
ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
İsim cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.Mukadder ta’lil cümlesine matuftur. Takdiri, فإنّكم ميّتون ثمّ إليّ مرجعكم ..(Çünkü siz muhakkak öleceksiniz sonra dönüşünüz banadır.) şeklindedir.
اِلَيَّ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرْجِعُكُمْ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُنَبِّئُ damme ile merfû muzaridir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Muttasıl zamir كُمُ mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle اُنَبِّئُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ’dür. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’un ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْمَلُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.
تَعْمَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
ثُمَّ ; Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
اُنَبِّئُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا
Şart üslubundaki ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki … وَوَصَّیۡنَا cümlesine atfedilmiştir.
İki cümle haber ve inşâ olma bakımından lafzen ihtilâf etmekle birlikte aralarında manen ittifak mevcuttur.
14 ve 15. ayetler, Lokman'ın iki ifadesi arasında bir itirazdır. Çünkü bu ifadenin lafzı, Allah'ın sözlerini tebliğ ve rivayet eder tarzda formüle edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Şart cümlesi olan جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ , müspet mazi fiil sıygasında sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)
اِنْ şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ cümlesi, masdar tevilinde, başındaki harfi cerle birlikte جَاهَدَاكَ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Önceki ayetteki azamet zamirinden müfret mütekellim zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
تُشْرِكَ fiilinin mef'ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ , nakıs fiil لَيْسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ car-mecruru, لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عِلْمٌ muahhar ismidir.
عِلْمٌ ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi menfi siyakta tenkir, selbin umumuna işarettir.
بِه۪ car-mecruru, عِلْمٌ ‘un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müsnedün ileyh olan عِلْمٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
فَ karinesiyle gelen فَلَا تُطِعْهُمَا , cevap cümlesidir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müfessirimiz Beyzâvî bu ayetin tefsirinde şu açıklamayı yapar: Lokman’ın, oğluna yönelik genel vasiyeti arasında zikredilen bu iki ayet (Lokman Suresi, 14-15), ara cümle olarak, vasiyetteki şirk yasağını tekid etmek için araya girmiştir. Sanki Yüce Allah: (Biz de onun tavsiye ettiği gibi tavsiye ettik) demiştir. Bu hususta ebeveynin zikredilmesi mübalağa içindir. Zira o ikisi saygı ve itaati hak etmede Allah’tan sonra geldikleri halde (onlar istedi diye) Allah'a şirk koşulamıyorsa diğerleri için hiç koşulamaz. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
Burada بنا (Bize) değil, بي (Bana) şeklinde tekil zamir gelmiştir. Çünkü makam tevhid makamı ve şirki olumsuzlama makamıdır. Böyle yerlerde her zaman tekil zamir kullanılmıştır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 426)
Allah Teâlâ, Lokman’ın (a.s), oğluna nasihatini keserek bu iki ayeti zikrettikten sonra tekrar onun vasiyetine dönmüştür. Bunun hikmeti, çocukların, anne ve babalarının itaatlerine önemini belirtmek bir de Lokman'ın, oğluna yaptığı vasiyetin birinci maddesi olan “Allah’a ortak koşmama” emrini pekiştirmektir. Öyle ki anne babaya itaat, iyiliklerde söz konusudur. Allah’a itaat edilmeyen yerde kula itaat yoktur. Nitekim Resulullah Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Allah’a isyanda hiçbir kimseye itaat yoktur. İtaat ancak iyiliktedir.” (Buhari, Kitabu’l Ahbar el- Ahad, bab: 1 / Müslim, Kitabu el-İman, bab: 39,1 ladis no: no: 1840 / Ebû Davud, K. el-Cihad, bab: 87, Hadis no: 2625 (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)
وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ
وَ , atıf harfidir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şartın cevabına hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasında lafzen ve manen ittifak mevcuttur.
وَصَاحِبْهُمَا fiiline müteallik فِي الدُّنْيَا ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen dünya, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Yeryüzündeki yaratılmışlar, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
مَعْرُوفاًۘ , mahzuf mef'ûlü mutlakın naibi olarak onun sıfatıdır. Takdiri, صحابا معروفا [İyi bir arkadaşlık] gibidir. Mef’ûlü mutlakın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Aynı üsluptaki وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّ cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
سَب۪يلَ için muzâfun ileyh konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası olan اَنَابَ اِلَيَّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümledeki fiiller mazi sıygada gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
لَا تُطِعْهُمَا - وَاتَّبِعْ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
Rûhu'l Meânî'de şöyle yazılıdır: فِي الدُّنْيَا ibaresinin dini konularda değil, dünyevi konularda onlara şefkatli muamele yapmaya işaret ettiği söylenmiştir. Ayet-i kerimede, başka bir ayette (Bakara Suresi, 231) eşler hakkında buyurulduğu gibi بمعروف veya بالمعروف değil, معروفاً buyurulmuştur. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 426)
Cenab-ı Hakk burada, “Bana dönenlerin yoluna uy!” buyurmuştur ki bu: “Onlara, cisminle, bedeninle sahip çık. Çünkü onların hakkı, senin bedenin üzerindedir. Fakat aklınla da Peygamberin (s.a.) yoluna uy. Çünkü peygamber de tıpkı babanın, senin bedenini eğitip büyütmesi gibi senin aklını ve ruhunu eğitip büyütmektedir” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ cümlesi, mukadder ta’liliyye cümlesine terâhî ve tertib ifade eden ثُمَّ ile atfedilmiştir. Takdiri, … فإنّكم ميّتون [Çünkü siz muhakkak öleceksiniz] şeklindedir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
اِلَيَّ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرْجِعُكُمْ muahhar mübtedadır.
Bu takdim kasr ifade eder. Kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.
اِلَيَّ , maksurun aleyh/sıfat, مَرْجِعُكُمْ , maksur/mevsûf olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s-sıfattır.
Yani müsnedün ileyhin, takdîm edilen bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Dönüşünüz sadece banadır, başkasına değil anlamını verir.
Ayetteki takdimin sebebi ihtimam veya tahsistir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husul ve subut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuara Suresi 113)
Cümle faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedin ileyh olan مَرْجِعُكُمْ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.
Cümlede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. ‘Dönüşünüz banadır’ manasına, zalimlerin ceza, mazlumların mükafat göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَنُنَبِّئُكُمْ fiiline müteallik car-mecrur müşterek ism-i mevsûl بِمَا ’nın sılası olan كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ cümlesi olup كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كان ’nin haberi olan تَعْمَلُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs,istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
كَانُ ’in haberi muzari fiil olduğunda genellikle devam edegelen maziye, âdet haline gelmiş davranışlara delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yapmakta olduğunuz şeyleri size haber vereceğim] ifadesinde, Allah Teâlânın yapılan bütün amelleri haber vereceğini beyan ederken, bunun içine hesap, ceza ve mükafatı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.