اِنَّ اللّٰهَ لَعَنَ الْكَافِر۪ينَ وَاَعَدَّ لَهُمْ سَع۪يراًۙ ٦٤
Kimi inanmadığı, kimi merak ettiği için, kimileri alay etmek maksadıyla, bazıları ise korktuğu ve hazır olmak istediği için devamlı kıyamet üzerine konuşurlar, birilerinden onun ne zaman kopacağını sorar dururlar. Hz. Peygamber de bu soruya defalarca muhatap olmuş, bazan kendi sözü (hadis) bazan da âyetlerle şu cevabı vermiştir: Kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini yalnız Allah bilir, bu bilgiyi bana dahi vermemiştir. Siz onu her zaman bekleyin ve imanınızla, güzel ahlâkınız ve davranışlarınızla ona hazır olun, inkârcılar ve zalimler de kıyametin vaktini merak edecek yerde orada kendilerini neyin beklediğini sorup öğrensinler!
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 402اِنَّ اللّٰهَ لَعَنَ الْكَافِر۪ينَ وَاَعَدَّ لَهُمْ سَع۪يراًۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَعَنَ الْكَافِر۪ينَ cümlesi, اِنّ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. لَعَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْكَافِر۪ينَ mef’ûlun bih olup, nasb alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعَدَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَهُمْ car mecruru اَعَدَّ fiiline mütealliktir. سَع۪يراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَعَدَّ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi عدد ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ لَعَنَ الْكَافِر۪ينَ وَاَعَدَّ لَهُمْ سَع۪يراًۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr Suresi 1)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, kalplerde mehabet ve haşyet duyguları uyandırmak, zihne yerleştirmek içindir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelam olan لَعَنَ الْكَافِر۪ينَ cümlesi, haberdir.
Müsnedün ileyhin, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi,
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olması, hükmü takviye ve hudûs temekkün ve istikrar ifade eder.
الْكَافِر۪ينَ ’deki marifelik, ahd için de istiğrak için de olabilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاَعَدَّ لَهُمْ سَع۪يراً cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَهُمْ car mecruru, şiddetli ateşin onlara ait olduğuna işaret etmek için mef’ûl olan سَع۪يراًۙ ’e takdim edilmiştir.
اَعَدَّ fiili, aslında güzel şeyler için kullanılır. Tehekkümî inadiye istiare yoluyla, kafirleri bekleyen akıbetin korkunçluğu için mübalağa yapılmıştır. ‘Vardır’ demek başka birşey, ‘hazırladık’ demek başka birşeydir. İkinci ifadede vurgu vardır. Hazırlık misafir için yapılır. Ateşin onları misafir bekler gibi hazırlanarak beklediğini ifade eder.
Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
Mef’ûl olan سَع۪يراً ‘deki nekrelik, tarifi mümkün olmayan nev ve tazim ifade eder. Alevli ateşin korkunçluğunu ve tarifinin mümkün olmadığını ifade etmektedir.
سَع۪يراً mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
فعيل veznindeki سَع۪يراً kelimesi, مَسْعُورَةٌ şeklinde ism-i mef‘ûl manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t -Tenvîr) Bu kullanım, mef’ûliyet alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hasan el-Basri, سَع۪يراً ‘in cehennemin isimlerinden birisi olduğunu söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Furkan/11)