خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۚ لَا يَجِدُونَ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراًۚ ٦٥
خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۚ
خَالِد۪ينَ önceki ayetteki لَهُمْ zamirinden hal olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. ف۪يهَا car mecruru خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir. اَبَداً zaman zarfı خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَالِد۪ينَ ; sülâsî mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا يَجِدُونَ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراًۚ
Ayet لَهُمْ ‘deki zamirin hali olup, mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَجِدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur. وَلِياًّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. نَص۪يراً atıf harfi وَ ile وَلِياًّ ’e matuftur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۚ
خَالِد۪ينَ , önceki ayetteki kâfirlerin hali olarak fasılla gelmiştir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Car mecrur ve zaman zarfı خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir.
خَالِد۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. İsm-i fail vezni, car mecrur ف۪يهَا ve zaman zarfı اَبَداً ‘e müteallak olmasını sağlamıştır. İsm-i fail, ism-i mef’ûl ve masdarlar zamandan bağımsızdır. خلد aslında uzun bir zaman dilimi demektir, ama daha çok çokluktan kinaye olarak ‘kalıcı ’anlamında kullanılır. Üstelik bu kalıp da onun bu anlamını pekiştirmektedir.
خَالِد۪ينَ ف۪يهَا [Orada (ebedi) kalıcıdırlar.] sözünden sonra اَبَداً ‘nin zikredilmesi tetmim ıtnâbıdır.
ف۪يهَا ’daki zamir cehenneme aittir. Onlar cehennemin içinde ebedi kalacaklardır. Bu ifadedeki ف۪ي harfinde zarfiyet anlamı dolayısıyla istiare vardır. Onları her yönden kuşattığını mübalağalı bir şekilde ifade etmek için cehennem, içi olan kapalı bir nesneye benzetilmiştir. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
خَالِد۪ينَ sıfatı zaten ebediyet manasındadır. Ayrıca اَبَداً kelimesinin gelmesi manayı ziyadesiyle ortaya koymak içindir. Çünkü bu kelime bazı hallerde uzun kalmak manasına da gelir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm,Tevbe/22)
خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداً Onlar orada ebediyyen kalıcıdırlar.” Burada cehennem ateşine “es-Sa'îr”e ait olan zamirin ف۪يهَٓا şeklinde müennes olarak gelmesi bunu “en-nar (cehennem ateşi)” anlamında oluşundan dolayıdır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
لَا يَجِدُونَ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراًۚ
Fasılla gelen cümle, kâfirlerin müekked hali olarak ıtnâbdır. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
و ’la gelmeyen bu hal cümlesi bu durumun sürekli bir özellik olduğuna işaret eder. Hal sahibinin durumunu tekid ifade ettiği için fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Tekid edici halin başına وَ gelmez.
Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَص۪يراً ’e dahil olan nefy harfi, olumsuzluğu yani onların hiçbir şekilde yardım görmeyeceklerini tekid içindir.
يَجِدُونَ fiilinin mef’ûlleri olan وَلِياًّ ve نَص۪يراًۚ kelimelerindeki nekrelik, nev ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekra selbin umum ve şumûlüne delalet eder.
وَلِياًّ - نَص۪يراً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı sanatı vardır.
Hal cümlesinin و ’sız gelmesi, hal-i müekkide olduğunu ifade eder. Yani bu onların sabit bir vasfıdır. Sahibinden ayrılmayan sabit bir vasıf kastedildiği, mesela: هذا اخوك عطوف “Bu, çok şefkatli kardeşindir.” cümlesinde olduğu gibi uzunluk, kısalık, esmerlik, sarışınlık vs. sabit vasıfların ifade edildiği hal cümleleri böyledir. Bunlar her zaman و ‘sız gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah, “Onlar ne bir dost ne bir yardımcı bulamayacaklardır” buyurmuştur. Allah onların orada ebedî kalacaklarından bahsedince, işin iç yüzünü de beyan etmiştir. Çünkü azaba düçar edilmiş olanı, bundan ancak kendisine şefaat edecek bir dost yahut ondan o azabı savuşturacak bir yardımcı kurtarabilir. Onların ise ne böyle şefaat edecek dostları, ne de azabı def edecek bir yardımcıları vardır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)