Ahzâb Sûresi 66. Ayet

يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا  ٦٦

Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat edeydik” diyecekler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَوْمَ gün ي و م
2 تُقَلَّبُ çevrildiği ق ل ب
3 وُجُوهُهُمْ yüzleri و ج ه
4 فِي içinde
5 النَّارِ ateşin ن و ر
6 يَقُولُونَ derler ki ق و ل
7 يَا لَيْتَنَا keşke biz
8 أَطَعْنَا ita’at etseydik ط و ع
9 اللَّهَ Allah’a
10 وَأَطَعْنَا ve ita’at etseydik ط و ع
11 الرَّسُولَا elçiye ر س ل
 

Allah insanlara akıl vermiş, ona yardımcı olmak üzere peygamberlerle çok değerli bilgi ve ölçüler göndermiştir. Asıl kullanılacak olan bilgi araçları bunlardır. Bunları bırakıp da din, siyaset, cemiyet, sanat, medya vb. alanlarda meşhur veya karizma sahibi olmuş, otorite kazanmış olan veya öyle sunulan kimseleri taklit edenler, bunların söylediklerini ölçüp biçmeden, tenkide tâbi tutmadan kabul edip uygulayanlar ya doğru yoldan uzaklaşırlar veya tesadüfen onun üzerinde bulunsalar bile bunun şuurunda olamazlar. Hiç kimseyi, dünyada ve âhirette “Filân dedi ben de inandım ve yaptım” gibi bir mazeret kurtaramaz; “İnsana senin aklın ve iraden neredeydi diye?” sorarlar.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 403
 

يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا

 

Fiil cümlesidir. يَوْمَ  zaman zarfı, يَقُولُونَ  fiiline mütealliktir. تُقَلَّبُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

تُقَلَّبُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir. وُجُوهُهُمْ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي النَّار  car mecruru  تُقَلَّبُ ’ya mütealliktir.  

يَقُولُونَ  önceki ayette geçen  يَجِدُونَ ’nin hali olup mahallen mansubdur. 

يَقُولُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli  يَا لَيْتَنَٓا اَطَعْنَا ’dır.  يَقُولُونَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَا  tenbih edatıdır. لَيْتَ  temenni harfidir. اِنَّ  gibi isim cümlesine dahil olur, ismini nasb haberini ref yapar. Hasıl olması arzu edilen, sevilen ama bunun imkansız ya da çok zor olduğu durumlarda kullanılır. 

Mütekellim zamiri  نَٓا  harfi  لَيْتَ ’nin ismi olup mahallen mansubdur. اَطَعْنَا اللّٰهَ  cümlesi  لَيْتَنَا ’nın haberi olarak mahallen merfûdur.  

اَطَعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَطَعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. الرَّسُولَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Fasıladan dolayı elif zaid harf olarak gelmiştir.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُقَلَّبُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قلب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

اَطَعْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  طوع ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

 

يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayet, önceki ayetteki  يَجِدُونَ ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  يَوْمَ  zaman zarfı ihtimam için müteallakı olan  يَقُولُونَ  fiiline takdim edilmiştir.

Muzâfun ileyh konumundaki  تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تُقَلَّبُ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

فِي النَّارِ  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü boyun hakiki manada içine halka takılmaya müsait değildir. Ateş, zarf gibi içi olan bir nesneye benzetilmiştir. Ateşle ona maruz kalan kişi arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Yüzlerinin ateşein içinde döndürülmesi cüz kül alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

يَقُولُونَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا لَيْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida üslubunda gelmiş olmasına rağmen temenni manası taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

يَا  nida harfi, münada ise mahzuftur. Nidanın cevabı olan  لَيْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ  cümlesi, Temenni harfi  لَيْتَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelen, talebî inşâî isnaddır.  لَيْتَ ’nin haberi olan  اَطَعْنَا اللّٰهَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Kıyamet günüyle ilgili gelen mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek üzere muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

لَيْتَ , hasıl olması arzu edilen, sevilen ama, bunun imkânsız ya da çok zor olduğu durumlarda kullanılır.

Aynı üslupta gelen  وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle  لَيْتَ ’nin haberine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Kâfirlerin, اَطَعْنَا  fiilini tekrar etmeleri, tabi olmayı ne kadar çok istediklerine ve pişmanlıklarının fazlalığına işarettir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الرَّسُولَا ’in sonundaki elif fasılaya riayet için gelmiş zaid harftir. 

اللّٰهَ - الرَّسُولَا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette özellikle yüzlerinin zikredilmesi, bedenin en şerefli organı olduğu içindir. Bu itibarla durumun çok feci ve halin pek korkunç olduğu ifade edilmiş olur. Ancak yüzler, bedenlerin tamamı anlamında da kullanılmış olabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Yüzlerin zikri, acıyı diğer organlardan daha fazla hissettiği  içindir. Gözler, kulaklar ağız gibi çok hassas organlar yüzün organlarıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)