لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٨
Sorgulanacak olanlar, bizim tercih ettiğimiz tercümeye göre peygamberlerdir; “Onlar bile sorgu göreceklerine göre diğerleri düşünsünler!” denilmek istenmiştir. Aynı cümleyi, “peygamberlerin dini tebliğ ettikleri kimseleri sorumlu tutmak ve sorgulamak için” şeklinde anlamak da mümkündür.
Bundan sonra Ahzâb (Hendek) Savaşı, bu savaşta müminlerin geçirdiği çetin imtihan, münafıkların ve müşriklerin, hak dine ve gerçek peygambere karşı yapıp ettikleri anlatılacağı için bir giriş olmak üzere ezelde veya her bir peygamber vazifelendirilirken yapılan kutsal sözleşme hatırlatılmıştır.
Peygamber’le yapılan sözleşme anlatılırken “yaptık”, sorgulama söz konusu edilirken “sorgulamak için yaptı” denilmesi (Arap edebiyatında iltifat adı verilen söz sanatının kullanılması), Allah-kul ilişkisi bakımından anlamlıdır. Cenâb-ı Mevlâ peygamberleriyle sözleşme yapmakla onlara büyük bir şeref bahşetmiştir, bu lutuftan söz ederken de “yaptık” demektedir. Sıra hesap sormaya gelince cemal ve lutuf sıfatlarının değil, celâl ve adalet sıfatlarının tecellisi devreye girmektedir; adaletin icrası farklı ve daha soğuk bir ilişki biçimi olduğundan “sorgulamamız için” değil “sorgulaması için” denilmiştir.
لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ
لِ harfi, يَسْـَٔلَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle اَخَذْنَا fiiline mütealliktir.
Fiil cümlesidir. يَسْـَٔلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الصَّادِق۪ينَ mef’ûlun bih olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. عَنْ صِدْقِهِمْ car mecruru يَسْـَٔلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْۚ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: 1) Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, 2) Atıf olan اَوْ ‘den sonra, 3) Lamu’l cuhuddan sonra, 4) Lamu’t talilden (sebep bildiren لِ) sonra, 5) Vavu’l maiyye (وَ)’den sonra, 6) Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu’t talilden sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الصَّادِق۪ينَ , sülâsî mücerredi صدق olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً اَل۪يماً۟
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعَدَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru اَعَدَّ fiiline müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanır. عَذَاباً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَل۪يماً۟ kelimesi عَذَاباً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعَدَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عدد ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
اَل۪يماً۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْ cümlesi, masdar tevilinde, önceki ayetteki اَخَذْنَا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الصَّادِق۪ينَ - صِدْقِ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ [Doğrulara sorması için] cümlesinde, önceki ayetteki اَخَذْنَا fiilindeki 1. şahıs kipinden 3. şahıs kipine dönüş yani iltifat sanatı vardır. Bundan maksat, müşrikleri susturmak ve kınamaktır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
لِيَسْـَٔلَ kelimesindeki lami ta’lil içindir. Yani, Allah'ın ahdini yerine getirenlerin ve ahidlerini bozmayanların mükafatlarını artırmak ve Allah'ın elçilerinin kendilerine getirdiklerini inkâr edenlere şiddetli bir azap vermek için onlardan sağlam bir ahit aldık. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً اَل۪يماً۟ (Bunu Allah), sadıklara sadakatlerinden sormak için yaptı. Kâfirler için ise acı verici bir azap hazırladı.
Niçin? Allah'ın, doğrulara doğruluklarını sorması için. Sözün gelişi, mütekellim yani birinci çoğul şahıs kipi ile “soralım diye” denilmesiydi. Ancak bu şekilde doğrudan doğruya fiiline bağlanacaktı. Böyle olmayıp başlı başına bağımsız bir cümle olmak üzere mukadder (var sayılan) bir fiile bağlandığının anlaşılması için, birinci şahıstan, üçüncü şahsa dönülerek “sorması için” denilmiştir ki öznesi gizli olan “O”dur ve Allah isminin yerine geçmiştir. Yani Allah peygamber gönderip söz almayı, o doğrulara doğruluklarını sormak, imtihan ile doğruluklarını ortaya çıkarmak için yaptı. Ve kâfirlere can yakıcı bir azap hazırladı. Görülüyor ki bu “hazırladı” mukadder (var sayılan) “yaptı” fiiline atfedilmiştir. Demek ki doğrulara “soru”, kâfirlere “azap” var; o halde Allah'tan korkmalı, kâfirlere bakmamalıdır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً اَل۪يماً۟
Cümle, atıf harfi وَ ’la …اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّ۪نَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
Matufun aleyhteki azamet zamirinden gaib zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لِلْكَافِر۪ينَ , durumun onlara has olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan عَذَابًا ’deki nekrelik, azabın tahayyül edilemez derece ve çeşitte olduğuna işarettir. Ayrıca, mübalağa vezninde acı çektiren manasındaki اَل۪يماً ’le sıfatlarak kişileştirilmiştir. Azabın korkunçluğunu artıran bu mübalağalı ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
عَذَاباً ‘in sıfatı olan اَل۪يماً mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اَعَدَّ fiili, aslında güzel şeyler için kullanılır. Tehekkümî inadiye istiare yoluyla, kafirleri bekleyen akıbetin korkunçluğu için müstear olmuştur. ‘Vardır’ demek başka birşey, ‘hazırladık’ demek başka birşeydir. İkinci ifadede vurgu vardır. Hazırlık misafir için yapılır. Azabın, onları misafir bekler gibi hazırlanarak beklediğini ifade eder. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
عَذَاباً - اَل۪يماً۟ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لِلْكَافِر۪ينَ - الصَّادِق۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ cümlesi, لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Kâfirlere olan azabın gerçekleşeceğinin kesinliğini belirtmek için üslup değiştirilmiştir ki, kendilerinin de cevap veya mazeretlerinin kendilerine işittirildiği kimseler gibi sorguya çekileceklerini vehmetmesinler. Bununla birlikte o kâfirlerin uğrayacağı azabın hazırlığının Allah indinde tamamlanmış ve onun ilminde kesinleşmiş olduğunu belirtilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu cümle, اَخَذْنَا cümlesi üzerine atfedilmiştir. Çünkü mana; “Allah, müminleri ödüllendirmek için peygamberlerden dinine davet edeceklerine dair sapasağlam söz almış ve kâfirler için can yakıcı bir azap hazırlamıştır.” şeklindedir. Veya [doğruluklarını sorsun] diye cümlesinin delalet ettiği şeye atfedilmiştir; adeta bunun üzerine, müminleri ödüllendirmiş ve kâfirlere can yakıcı bir azap hazırlamıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
أ ـ ل ـ م kökünden gelen "elem" acı, ağrı; " اَل۪يماً " ise acı çektiren, elem veren demektir. Eğer burada "elîm" acı duyan anlamına alınırsa, bu azabın değil, fakat azap edilenin sıfatı olur. O takdirde ifadede mübalağa (manayı te'kid) vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Bakara/10)
Kur’an’da ceza ile ilgili bir açıklama olduğunda mutlaka bu cezaya bir nitelik iliştirilir. Örneğin, عَذَابٌ مُه۪ينٌ , عَذَابٌ عَظ۪يمٌ , عَذَابٌ اَل۪يمٌ , عذاب شديد gibi. Oldukça şiddetli, acı dolu, büyük, alçaltıcı bir azaptan bahsedilir. Bunlar cezanın Kur’an’da bahsedilen farklı nitelikleridir. Ama prensip olarak, ceza amelin cinsindendir”. Yani verilecek ceza işlenen suç ile adalet gereği aynı cinsten olur. Eğer biri başkasını küçük düşürücü bir suç işlemişse benzeri bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer büyük bir suç işledilerse cezası da büyük olmalıdır. Eziyete sebep oldularsa, eziyet ve ıstırap dolu bir ceza ile cezalandırılmalıdır.
Azim azab; kişinin ölmesine müsaade etmeksizin tattırılabilecek en büyük azabı ifade eder. Bunu ancak Allah yapabilir.
Azim azab ifadesi 14 kere geçerken elim azap ifadesi 46 kere geçmiştir.