وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ٢١
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. الظِّلُّ mahzuf fiilin faili olup damme ile merfûdur. Takdiri; تستوي (Eşit olur) şeklindedir.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. الْحَرُورُ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُ kelimeleri 19. ayetteki الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُ kelimelerine atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezâyüftür.
Ayetteki nefy harfi لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الظِّلُّ - الْحَرُورُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
الْحَرُورُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Şayet atıf وَ ’ıyla gelen bu لَا nedir? dersen şöyle derim: Nefy cümlesinde وَ olduğunda bu لَا ile gelir ve olumsuzluk anlamını pekiştirir. Bu وَ ’lar arasında fark var mı? dersen şöyle derim: Bazısı iki kelimeyi iki kelimeye, bazısı da tek kelimeyi tek kelimeye atfeder. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
الظِّلُّ (gölge) ile الْحَرُورُ (sıcak) da, sevap ile azâp da bir olmaz. لَا edatları eşitliği olumsuz kılmak içindir. Her iki şıkta tekrarı da tekidi artırmak içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
الْحَرُورُ faûl veznindedir, حار 'dan gelir, daha çok sıcak rüzgâra denir. Şöyle de denilmiştir: Gündüz esene سَمُوم , gece esene de حَرُور denir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah Teâlâ: karanlıklar ile nûr, gölge ile sıcak ve ölüler ile diriler arasında olumsuzluk edatı olan لَا 'yı tekrarlamış, ama kör ile gören kelimeleri arasında bunu tekrarlamamıştır. Çünkü buradaki tekrar, tekid ve (kelimeler arasındaki) tezat manadan dolayıdır. Karanlıkla nur, gölge ile sıcak arasında bir zıddiyet vardır. Karanlık aydınlığa aykırı olup onun zıddıdır. Ama kör ile görene gelince, böyle değildir. Aksine tek bir şahıs, bazan, önce görür de, sonra gözünden ötürü kör olabilir. Binâenaleyh kör ile gören arasında ancak vasıf cihetinden bir aykırılık ve tezat bulunur. Gölge ile sıcağa gelince, bunlar arasındaki aykırılık zatîdir. Çünkü gölgeden murad, sıcaklık ve soğukluğun olmayışıdır. İşte, buradaki aykırılık mükemmel ve tam olunca, Cenab-ı Hak onu, edatı tekrarlamak suretiyle tekid etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)