Fâtır Sûresi 22. Ayet

وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ  ٢٢

Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve olmaz
2 يَسْتَوِي eşit س و ي
3 الْأَحْيَاءُ dirilerle ح ي ي
4 وَلَا ve
5 الْأَمْوَاتُ ölüler م و ت
6 إِنَّ şüphesiz
7 اللَّهَ Allah
8 يُسْمِعُ işittirir س م ع
9 مَنْ kimseye
10 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
11 وَمَا yoksa değilsin
12 أَنْتَ sen
13 بِمُسْمِعٍ işittirecek س م ع
14 مَنْ kimselere
15 فِي içindeki
16 الْقُبُورِ kabirler ق ب ر
 

وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْتَوِي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir.  الْاَحْيَٓاءُ  fail olup damme ile merfûdur.

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. الْاَمْوَاتُ  atıf harfi وَ ’la الْاَحْيَٓاءُ ‘ya matuftur.  

يَسْتَوِي  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  سوي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يُسْمِــعُ   damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.  

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.

يُسْمِــعُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  سمع ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. 

 وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder. 

اَنْتَ  munfasıl zamir  مَٓا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ  harf-i ceri zaiddir.  مُسْمِــعٍ  lafzen mecrur,  مَٓا ‘nın haberi olarak mahallen mansubdur.

Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ , ism-i fail  مُسْمِــعٍ ‘nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. فِي الْقُبُورِ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir.

İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır:  1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır.  3. Sıfat olmalıdır.  4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır.

Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُسْمِــعٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la istînafa yani 19. ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. مَا , nafiyedir. Nefy harfinin tekrarı tekid ifade eder. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Rûhu'l Meânî'de başına olumsuzluk ifade eden  مَا  harfi gelen muzari fiilin teceddüdî istimrara delalet ettiği yazılıdır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.224)

Cümlede istiare sanatı vardır.  الْاَحْيَٓاءُ  ve  الْاَمْوَاتُۜ  kelimeleri iman ve delalet için müstear olmuştur. Müstearun minh  الْاَحْيَٓاءُ  ve  الْاَمْوَاتُۜ  kelimeleri zikredilip, müstearun leh olan iman ve küfür hazf edilmiştir.

Tezat nedeniyle birbirine atfedilmiş  الْاَحْيَٓاءُ - الْاَمْوَاتُۜ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

Cenab-ı Hak, [(Hülasa) dirilerle ölüler bir olmaz] buyurmuştur. Yani, "Allah'ın indirdiğine iman eden müminler ile, kendilerine apaçık ayetler okunduğu halde bunlardan yararlanmayan ölüler bir olmaz" demektir. İşte bu kimseler, iman eden kimselerin imanından sonradırlar. Cenab-ı Hak, müminlerin hayatı, (iman sayesinde) hayat bulmaları, muannit kâfirlerin ölümünden önce bulunduğu için o kâfirleri müminlerden sonra zikretmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Zuhaylî’nin ifadesiyle 19-22. ayet-i kerîmelerdeki الْاَعْمٰى - الْبَص۪يرُۙ  ve  النُّورُۙ - الظُّلُمَاتُ  ve  الْحَرُور - الظِّلُّ  ve  الْاَحْيَٓاءُ - الْاَمْوَاتُ  kelimeleri arasında tıbâk bulunmaktadır. O, tefsir kısmında şu açıklamaları yapmaktadır: Kör ile gören, karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Bu, Allah Teâlâ’nın müminler ve kâfirler için verdiği bir örnektir. Birbirine zıt, hakikatleri ve faydaları farklı olan bu şeyler birbirine eşit olmadığı gibi Allah’ın dinini görmeyen, tanımayan kâfir ile doğru yolu tanıyan, buna uyan ve boyun eğen mümin de birbirine eşit olmaz. Küfür karanlıklarıyla iman nuru veya batıl ile hak ya da sevap ve ceza yahut cennet ve cehennem bir olmaz. Mümin hakkı işiten ve gören, dünya ve ahirette doğru yol üzere bir nur içinde yürüyen, nihayetinde cennetlere yerleşecek olan kimsedir. Kâfir ise hakkı görmeyen ve duymayan, çıkışı olmayan karanlıklarda yürüyen, dünya ve ahirette sapıklığı ve azgınlığı içinde kaybolan, sonunda sıcak/yakıcı cehenneme yerleşecek olan kişidir. Dirilerle ölüler de bir olmaz. Yani kalpleri, gönülleri ve hissiyatı diri olan müminlerle, kalpleri ve duyguları ölü kafirler bir olmaz. Bu misaller mümin, iman ve akıbeti ile kâfir, küfür ve akıbetinin misalleridir. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)

اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr Suresi 1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Lafza-i celal mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُسْمِعُ مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi haberdir.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Müsnedün ileyhin, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi, teberrük ve telezzüz amacına matuftur. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatı vardır. 

يُسْمِعُ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sıla cümlesi olan  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ  cümlesi, isti’nâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Nefy harfi  مَٓا , nakıs fiil  ليس  gibi amel etmiştir.  مَٓا ‘nın haberi olan  بِمُسْمِعٍ ‘ye dahil olan  بِ , tekit ifade eden zaid harftir. 

İsm-i fail vezninde gelen  بِمُسْمِعٍ ‘in mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sılası mahzuftur. فِي الْقُبُورِ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ  cümlesiyle,  وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ  cümlesi arasında, mukabele ve tertipli leff ve neşir sanatı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

يُسْمِعُ - مُسْمِعٍ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Cümlede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.] ifadesine, kafirler için yapacağı birşey olmadığı, üzülmemesi gerektiği anlamı idmâc edilmiştir. Hz.Peygambere destek anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

مَٓا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ  [Sen mezarlardakilere duyuracak değilsin] bu küfürde ısrar edenleri ölülere benzetmenin terşihidir (müşebbehün bihin mülayimidir) ve umutlarını kesmek için mübalağadır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Bu ayette maksat, Hz Peygamber (s.a.v)'i teselli etmektir. Çünkü Cenab-ı Hak peygamberine, onlara fayda veremeyeceğini ve onlara duyuramayacağını beyan edince, peygamberine, "Bunlara ancak Allah duyurur, dinletir. Çünkü O, sağır bir kaya parçası dahi olsa, dilediği kimselere ve istediği kimselere dinletir ve duyurur. Sen ise, kabirdekilere (yani onlar gibi olan kâfirlere) duyuramazsın. Binaenaleyh, onların hesabından hiçbir şey sana terettüp etmez" buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu kelam, küfürde ısrar eden kâfirlerin ölülere benzetilmesinin bir takviyesi mahiyetinde olup Peygamberimizin, onların imana gelmesinden umudunu tamamen kesmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)