ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٢٦
Bu âyetlerde kendisine, ilâhî mesajı bütün insanlığa ulaştırma gibi ağır bir görev yüklenmiş olan ve yakın çevresindeki birçok insanın şirk batağından çıkmamak için direndiklerini gördüğünden ruhen daralmış bulunan Resûl-i Ekrem teselli edilmekte, onun, insanları uyarmakla görevli olduğu ve herkesi imana getirmek gibi bir vazifesinin bulunmadığı bildirilmekte, önceki peygamberlerin durumları hatırlatılarak mâneviyatını yüksek tutması istenmektedir.
24. âyetin son cümlesi, ilâhî mesajın ve tevhid çağrısının bütün insanlığı kapsayacak biçimde peygamberler vasıtasıyla ulaştırıldığını ifade etmektedir. Her topluluğa Allah tarafından bir uyarıcı gönderilmiş, uzun veya kısa bir süre uyarıcının mesajı korunmuş, sonra unutulmuş (araya fetret yani mesajın unutulduğu, bozulduğu bir süre girmiş), arkadan yeni bir uyarıcı gönderilmiştir. Burada bu ifadeye yer verilmesindeki maksat iki şekilde açıklanabilir: a) Kendi toplumunda şiddetli baskı ve eziyetlere mâruz kalan Resûl-i Ekrem’e önceki peygamberlerin de benzeri durumlarla karşılaştığını hatırlatıp ona direnme gücü aşılamak (ki 25. âyet bu yorumu destekler niteliktedir), b) Hz. Muhammed’in daha önce hiç karşılaşılmamış bir görev iddiasıyla ortaya çıkmış olmadığına dikkat çekmek ve böylece Kur’an’ın muhataplarını kendilerini bağlayan bir argüman üzerinde düşünmeye çağırmak. Bu durumda onlara düşen, peşinen reddetmek yerine onun gerçek bir peygamber olup olmadığını araştırmak olacaktır (Râzî, XXVI, 18).
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اَخَذْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
ثُمَّ ; Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟
İsim cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَيْفَ istifhâm ismi كَانَ ‘nin mukaddem haberi olarak mahallen mansubdur. نَك۪يرِ۟ kelimesi كَانَ ‘nin muahhar ismi olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا
Ayet tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle önceki ayetteki şartın cevabı olan … فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s.107)
اَخَذْتُ fiilinin mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bahsi geçenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri tahkir ve sonraki haber dikkat çekmek içindir.
Zamir makamında bahsi geçenlerin ism-i mevsûlle tekrar zikredilmesinde iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.
Burada, zamir (onları) kullanılmayıp الَّذ۪ينَ كَفَرُوا denilmesi, onları küfürle zemmetmek ve azaba uğratılmalarinin sebebinin de bu olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟
Ayetin son cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan isim cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır.
كَيْفَ istifham ismi, كَانَ ’nin mukaddem haberidir. Bu, takdim-tehir sanatıdır. Takdim, istifham isimlerinin sadaret hakkı sebebiyledir.
Lafzen mecrur mahallen merfu olan نَك۪يرِ , nakıs fiil كَانَ ’nin muahhar ismidir. Kelimenin sonundaki kesra, mahzuf muzafun ileyh olan mütekellim zamirinden ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif aynı zamanda fasılaya riayeti sağlamıştır.
Sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesi, istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tevbih ve tehdit manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
نَك۪يرِ ifadesinde muzâfun ileyhin fasılaya riayet için hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
نَك۪يرِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Buradaki istifham tacîb (hayret uyandırma) ifade eder. نَك۪يرِ , inkârın şiddetini ifade eden bir isimdir. Burada ikabın (cezanın) şiddeti için kinaye olarak kullanılmıştır. Muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri hafifletmek ve fasılaya riayet için hazf edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetteki, ["Bak ki benim inkârım nasıl imiş!"] ifadesi, daha önce bilineni iyice anlatmak için sorulmuş bir sorudur: Onlar Allah'ın, kendilerini alabildiğine inkâr ettiğini, yani yadırgadığını ve hoşlanılmayacak bir işi, yani köklerini kazıyacak bir azabı başlarına getireceğini biliyorlardı. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ , onların uğratılacakları ilâhî azabın pek korkunç ve şiddetli olacağını bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)