Fâtır Sûresi 41. Ayet

اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً  ٤١

Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye (kurduğu düzende) tutuyor. Andolsun, eğer onlar (yörüngelerinden sapıp) yok olur giderlerse, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 اللَّهَ Allah
3 يُمْسِكُ tutmaktadır م س ك
4 السَّمَاوَاتِ gökleri س م و
5 وَالْأَرْضَ ve yeri ا ر ض
6 أَنْ
7 تَزُولَا yıkılmamaları için ز و ل
8 وَلَئِنْ andolsun
9 زَالَتَا ikisi yıkılsa ز و ل
10 إِنْ
11 أَمْسَكَهُمَا onları tutamaz م س ك
12 مِنْ hiç
13 أَحَدٍ kimse ا ح د
14 مِنْ
15 بَعْدِهِ ondan sonra ب ع د
16 إِنَّهُ şüphesiz O
17 كَانَ ك و ن
18 حَلِيمًا halimdir ح ل م
19 غَفُورًا çok bağışlayandır غ ف ر
 

Göklerin yani ilâhî yasalar düzenine uygun olarak uzay içinde işlevlerini sürdüren bütün galaksilerin, gök cisimlerinin ve bu düzen içinde insan bakımından özel bir önemi haiz olan yerkürenin yörüngelerinden sapmaması Allah Teâlâ’nın irade ve kudretiyle mümkün olmaktadır. Yüce Allah bu hassas dengenin bozulmasını murat etmiş olsa artık bu sapmayı önleyebilecek hiçbir güç yoktur (bu konuda ayrıca bk. Ra‘d 13/2). Âyetin “sapmamaları için” şeklinde çevrilen kısmında kullanılan ve zevâl kökünden türetilen fiil hem “bir şeyin nizamının bozulması” hem de “yok olması” anlamına gelir. Burada her iki mânanın birlikte kastedildiği anlaşılmaktadır. Zira göklerin ve yerin hareketindeki en küçük bir sapma ve dengesindeki en küçük bir bozulma aynı zamanda onların yok olması demektir (İbn Âşûr, XXII, 327-328). 

 

Kur'an Yolu Tefsiri Yolu Cilt: 4 Sayfa: 470
 
Ebu Musâ el- Eş’ari diyor ki :Resulullah sallallahu aleyhi vesellem ayağa kalkarak bizi şu bir şeyi söyledi.Allah uyumaz ,uyuması da düşünülemez. İnsanların amellerini ve erzaklarını ölçdüğü teraziyi  yükseltir ,alçaltır.Kullarının gündüz yaptığı amellerden önce gece yaptıkları, gece yaptıklarından önce de gündüz yaptıkları O’na arzedilir. O’nun görülmesini engelleyen bir nur vardır.Sayet o perdeyi açsaydı azamet ve celali gördüğü bütün varlıkları yakıp kül ederdi. 
(Müslim ,İman 293; İbni Mâce, Mukaddime 13 ;Ahmet b. Hanbel ,müsnet  ,IV, 400 ,405)
 

اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ 

 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur.  يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ  cümlesi,  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. يُمْسِكُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  السَّمٰوَاتِ  mef’ûlü bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. 

الْاَرْضَ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mef’ûlün lieclih olarak mahallen mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, كراهة أن تزولا (Zeval bulmasını kerih görerek) şeklindedir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَزُولَا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُمْسِكُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  مسك ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  


 وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

إِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

زَالَتَٓا  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.

اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَمْسَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  اَحَدٍ  lafzen mecrur, fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  اَمْسَكَهُمَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ  nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هُو ’dir.  حَل۪يماً  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.  

غَفُوراً  ikinci haberi olup fetha ile mansubdur. 

حَل۪يماً  -  غَفُوراً , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

اِنَّ  ’nin haberi olan  يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَا  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hudus, teceddüt, istimrar ve tecessümle birlikte hükmü takviye de ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği allerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr Suresi 1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede istiare sanatı vardır.

الإمْساكِ  kelimesinin aslı, bir şey kaçmasın veyahut dağılmasın diye onu sıkıca el ile kavramaktır. Bu yüzden göklerin ve yerin muazzam nizamının korunması, onları eliyle sımsıkı tutan ve bu şekilde onların bir düzen üzere karar kılmalarını sağlayan bir gücün varlığına benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki تَزُولَا  cümlesi, masdar teviliyle,  takdir edilen muzaf için muzâfun ileyh konumundadır. Yani, كراهة أن تزولا (Zeval bulmasını kerih görerek) demektir. Bu muzâf, يُمْسِكُ  fiilinin mef’ûlün lieclihidir.  

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

السَّمٰوَاتِ ’tan sonra  الْاَرْضِۜ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.


 وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ 

 

وَ , atıf harfidir. 

لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie,  إنْ  şart harfidir. Mahzufla birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.

Kasemle tekid edilmiş şart üslubundaki terkipte şart olan  لَئِنْ زَالَتَٓا , mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

Şartın cevabı, arkasından gelen kasemin cevabı delaletiyle hazfedilmiştir. Şartın cevabının hazfi, icâz-ı hazif sanatıdır. mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪  cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. 

Cümledeki  اِنْ  nefy manasındadır. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasem ve zaid harfle tekid edilmiştir.

اَحَدٍ , lafzen mecrur, mahallen merfû olmak üzere  اَمْسَكَهُمَا  fiilinin failidir. Kelimedeki nekrelik nev ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. Zaid harf  مِنْ , olumsuzluğu tekit ederek kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.

 مِنْ بَعْدِه۪ۜ  car mecruru,  اَحَدٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cümledeki Farklı anlamdaki  اِنْ  ve  مِنْ  edatlarının tekrarında cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Elle tutup kavramak manasındaki  اَمْسَكَ  fiilinde istiare sanatı vardır. Yeryüzü ve gökyüzünün zevali, elle tutularak önlenebilecek bir duruma benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

يُمْسِكُ - اَمْسَكَهُمَا  ve  تَزُولَاۚ - زَالَتَٓا  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale's- sadr sanatları vardır.

Nefy sıygasında gelen nekrenin umum manası olduğunu bildirmek için  إمْساكِ أحَدٍ  sözü, nefyi tekid ifade eden  مِنْ  harfi ile getirilmiştir. Yani hiç bir kimse, onları tutup geri getiremez, demektir. بَعْدِه۪ۜ  izafetindeki  ه۪ۜ  zamiri, Allah Teâlâya aittir.  مِن بَعْدِ  terkibi,  أحَدٍ  kelimesinin sıfatıdır ve  مِنْ  ibtidaiyyedir. Yani ondan kaynaklanan veya sonradan gelen kimse demektir. Çünkü  بَعْدِ ‘nin asıl anlamı, iki şeyden birinin sonradan gelmesidir. Burada mecâz-ı mürsel yoluyla farklılık manasındadır.  (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu ayette olduğu gibi kendisinden önce yemin (kasem) bulunduğu halde  لَا  veya  اِنْ  ile olumsuz olduğunda, mazi fiil gelecek zamana delalet etmektedir. (Hasan Duran, Kur’ân-ı Kerîm’de Teceddüt Ve Sübût Manası İçin Yapılan ‘udûl Çeşitleri)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106.) 

إنْ  şart harfi, maziyi muzariye çevirir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106) 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Ayette Allah’ın, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye kurduğu, O’ndan başka hiç kimsenin onları tutamayacağı açıklamalarında asıl amaç Allah Teâlâ’nın yüce kudretini muhataba göstermektir. Kevni ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır. 

Ayette ayrıca, istenen bir konuda kelâmcıların usûlünce kesin aklî delillerle konuşmak şeklinde tarif edilen mezheb-i kelâmi sanatı vardır.


 اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ile tekit edilmiş isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin haberi olan  كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’nin iki haberi olan  غَفُوراً - حَل۪يماً  kelimelerinin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında  وَ  olmaması Allah’a ait bu iki sıfatın onda, her ikisinin birden mevcudiyetine işarettir.

غَفُورا , mübalağa vezninde, حَل۪يماً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

Allah Teâlâ kendi vasıflarını  كَانَ  ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiç bir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden  كَانَ  bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî  كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً  cümlesi istînâfiyyedir. Şayet Allah onlara hoşgörülü davranıp mühlet vermeseydi, bu sözleri dünyada onlar için acele bir cezayı gerektirirdi. Allahın onları affetmesi için bu sözlerini terk etmelerine yönelik bir tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, İsrâ/44)