قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً اِلَّا غُرُوراً ٤٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | أَرَأَيْتُمْ | siz gördünüz mü? |
|
| 3 | شُرَكَاءَكُمُ | ortaklarınızı |
|
| 4 | الَّذِينَ |
|
|
| 5 | تَدْعُونَ | yalvardığınız |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | دُونِ | başka |
|
| 8 | اللَّهِ | Allah’tan |
|
| 9 | أَرُونِي | bana gösterin |
|
| 10 | مَاذَا | hangi şeyi? |
|
| 11 | خَلَقُوا | yarattılar |
|
| 12 | مِنَ | -den |
|
| 13 | الْأَرْضِ | yer- |
|
| 14 | أَمْ | yoksa |
|
| 15 | لَهُمْ | onların var (mı?) |
|
| 16 | شِرْكٌ | ortaklıkları |
|
| 17 | فِي |
|
|
| 18 | السَّمَاوَاتِ | göklerde |
|
| 19 | أَمْ | yoksa |
|
| 20 | اتَيْنَاهُمْ | biz onlara verdik de |
|
| 21 | كِتَابًا | bir Kitap |
|
| 22 | فَهُمْ | onlar da |
|
| 23 | عَلَىٰ | üzerindeler |
|
| 24 | بَيِّنَتٍ | bir delil |
|
| 25 | مِنْهُ | ondan |
|
| 26 | بَلْ | hayır |
|
| 27 | إِنْ |
|
|
| 28 | يَعِدُ | va’detmiyorlar |
|
| 29 | الظَّالِمُونَ | o zalimler |
|
| 30 | بَعْضُهُمْ | birbirlerine |
|
| 31 | بَعْضًا | birbirlerine |
|
| 32 | إِلَّا | başka bir şey |
|
| 33 | غُرُورًا | aldatmakdan |
|
قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ ‘dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
رَاَيْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. شُرَكَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl شُرَكَٓاءَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَدْعُونَ ‘ dir. Îrabdan mahalli yoktur.
تَدْعُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ car mecruru mukadder aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, تدعونهم من دون الله (Allah’ı değil onlara dua ederler.) şeklindedir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
شُرَكَٓاءَ kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ
Cümle, اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ cümlesinden bedel-i iştimâl olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. اَرُون۪ي illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَاذَا خَلَقُوا cümlesi, amili اَرُون۪ي ‘nin ikinci mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.
مَاذَا istifham ismi, amili خَلَقُوا fiilinin mukaddem mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
خَلَقُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْاَرْضِ car mecruru مَاذَا istifham isminin mahzuf haline mütealliktir.
İsim cümlesidir. اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır. لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. شِرْكٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. فِي السَّمٰوَاتِ car mecruru شِرْكٌ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.
اَمْ ; Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: 1. Muttasıl اَمْ Munkatı’ اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal.
Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رأى ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ
Fiil cümlesidir. اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır.
اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. كِتَاباً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَلٰى بَيِّنَتٍ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. مِنْهُ car mecruru بَيِّنَتٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
اٰتَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتى ’dır.
بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً اِلَّا غُرُوراً
Fiil cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.
يَعِدُ damme ile merfû muzari fiildir. الظَّالِمُونَ fail olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. بَعْضُهُمْ izafeti الظَّالِمُونَ ‘ den bedel olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَعْضاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır. غُرُوراً ikinci mef’ûlun bih veya masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
بَلْ ;Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ظَّالِمُونَ , sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ kelimesi çok önemlidir. Aslında bütün ayetlerin başında bir قُلْ lafzı vardır ama önemli olan hususlarda قُلْ lafzı açık olarak söylenmiştir.
قُلْ fiilinin mekulü’l- kavli olan اَرَاَيْتُمْ , takrîri istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz peygamberdir. Peygamber (s.a.v)’in cevabı bilmesi dolayısıyla cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَرَاَيْتُمْ fiili, ilim manasında kullanılmıştır. Bu kullanımda, sebeb müsebbeb alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Akli ve görünmez olan bir bir durum, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur.
Mef’ûl olan شُرَكَٓاءَكُمُ , hem izafeti hem muzaf hem de muzafun ileyhi tahkir ifade eder.
شُرَكَٓاءَ için sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنْ دُونِ car mecruru, mukadder aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Aid zamirin ve halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz anlatım kastıyla gelen دُونِ اللّٰهِ izafeti muzâfın tahkiri içindir.
اَرَاَيْتُمْ fiilinde istiare sanatı vardır. Bilmek anlamak manasında müstear olmuştur. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
اَرَاَيْتُمْ , dikkat çekme tabirlerinden biridir. اَرَاَيْتَ ve benzerlerindeki تَ zamiri faildir. ك ise Basra ekolüne göre ت ’nin anlamını tekid eden bir hitap harfidir ve îrabdan mahalli yoktur. Tekidin sebebi, muhatabın gafletinin derinliğini vurgulamaktır. Aynı uyuyan kimseyi sarsmak gibi. Çünkü derin uykuya dalmış olan kişi hem elle hem de dille uyandırılır.
رَاَوُا fiilinin ilim manasında kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen ru’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edebilirsiniz; manevi, akli ve görünmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konuldu. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem Suresi 77)
اَرَاَيْتُمْ sözündeki fiil ister ‘görmek’, ister ‘bilmek’ manasında olsun, رَاَى fiilinin başına istifham hemzesi gelmiştir. Çünkü ilmen görmekte, kalple görülen şeyin neredeyse gözle görülür gibi zuhur ve inkişaf ettiği manası vardır. Burada soru rû’yetin üzerinde gerçekleştiği şeyin hakikati hakkındadır. بصائر 'in (idrakin) gördüğü şey, بصار 'ın (gözün) gördüğü şeye ilave olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.72)
Bu ayette رَاَيْتُمْ kelimesinin sonuna eklenen ك zamiri hazf edilmiştir. Zira kendisinden önce hitabın tekidini gerektirecek herhangi bir gafletle ilgili bir söz geçmemiştir. Böylece onların sarsılması ve tenbih (uyarılması) sadece azabın hatırlatılmasıyla gerçekleşmiştir. (Dr. Mustafa Kayapınar, Belâgatta Talebî İnşâ)
Bu batıl ilahlar onlara izafe edilmiş, çünkü bu iddianın hiçbir gerçek tarafı olmaksızın, onlar Allah'a ortak koşan o müşriklerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ve mekulü’l-kavle dahil olan cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehaddi manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
İstifham üslubunda talebi inşaî isnad olan مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ cümlesi, üç mef’ûle müteaddi olan ve burada haber verin manasındaki اَرُون۪ي fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.
İstifham ismi مَاذَا , mukaddem mef’ûldür. Takdim, istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir.
Hudus, sebat temekkün ve istikrar ifaden müspet mazi fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebi inşai isnaddır. Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soru kastı taşımayan bu istifhamda, tecâhül-i ârif sanatı vardır.
مِنَ الْاَرْضِ car-mecruru, مَاذَا ‘nın mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ
اَمْ , hemze ve idrab harfi بَلْ manasında munkatı’dır. İstifham üslubunda talebi inşai isnad olan cümle, ayetteki ilk istifhama dahildir. İsim cümlesi formunda gelerek, sübut ve istimrar ifade etmiştir.
İstifham üslubunda olmasına rağmen, soru kastı taşımadığı ve inkâr manasına geldiği için cümle mecâz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. لَهُمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. شِرْكٌ , muahhar mübtedadır.
الْاَرْضِ - سَّمٰوَاتِ kelimeleri arasında tıbak-ı icâb ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
رَاَيْتُمْ - اَرُون۪ي ve شُرَكَٓاءَ - شِرْكٌ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
فِي السَّمٰوَاتِۚ car mecruru, شِرْكٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فِي السَّمٰوَاتِۚ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü gökyüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Bir şeyi, içinde muhafaza eden kaba benzetilen gökyüzü ile orada bulunanlar arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibat mesabesindedir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması Avnullah Enes Ateş)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ [Gösterin bana! Onlar yerden hangi şeyi yarattılar?] cümlesindeki soru istifhâm-ı inkârî olup kınama ifâde eder. اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ [Yoksa onların göklerde ortakları mı var?] ayetindeki soru da aynıdır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu kelam işaret ediyor ki, şirk, pek tehlikeli bir husus olup ispatı için birbirlerini destekleyen deliller olması gerekir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlede اَمْ harfi, hemze ve بَلْ manasında munkatı’dır.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olmasına rağmen, inkar manasında geldiği için cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s.107)
اٰتَيْنَاهُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
İkinci mef’ûl olan كِتَاباً ’deki nekrelik, herhangi bir manasında cins ve tazim ifade eder.
Akabindeki فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُ cümlesi atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. İstifhama dahildir.
Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. عَلٰى بَيِّنَتٍ car-mecruru, mahzuf habere mütealliktir.
بَيِّنَتٍ ’deki nekrelik kesret, nev ve tazim içindir.
مِنْهُ car-mecrurunun müteallakı, بَيِّنَتٍ ’in mahzuf sıfatıdır. Sıfatın hazfi, îcâzı hazif sanatıdır.
بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً اِلَّا غُرُوراً
Ayetin son cümlesi istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. اِنْ , nefy harfi, بَلْ intikal için gelmiş idrâb harfidir.
بَلْ atıf harfidir. Kendisinden sonra cümle geldiğinde idrâb harfi olur. İdrâbın manası bazen mukabilinin -kendinden öncekinin- hükmünü iptal, bazen da bir manadan diğerine intikaldir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.1 s. 437)
بَلْ atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, matufu sadece îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
بَلْ harfi, cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelamdır. Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiş, olumlu ve olumsuz olmak üzere iki mana kazandırmıştır.
بَعْضُهُمْ izafeti, müsnedün ileyh olan الظَّالِمُونَ ’den bedeldir.
Zamir makamında müşriklerin, zalimler olarak zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında şirk koşanların zalim, şirkin zulüm olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.
بَعْضاً birinci, غُرُوراً ikinci mef’ûldür. Kelimelerdeki nekrelik kesret ve tahkir, ifade eder.
Mef’ûl olan غُرُوراً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
İki tekit hükmündeki kasr fiille mef’ûlü arasındadır.
يَعِدُ maksûr/sıfat, غُرُوراً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef’ûllere değil zikredilen mef’ûle tahsis edilmiştir.
بَعْضاً - اَمْ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Kasr cümlesinde çoğunlukla olumlu mana açıkça ifade edilirken olumsuz mana zımnen ifade edilir. Bu üslupta îcâz ve mübalağa vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
"Hayır! Zalimler, birbirlerine aldatmaktan başka bir şey vaad etmiyorlar." : Bundan önce şirk konusundaki delil olabilecek bütün seçenekler reddedildikten sonra burada da müşrikleri şirke sevk eden husus zikredilmektedir ki o da, seleflerin haleflerini ve reislerin Allah katında şefaatçi olup tabilerini Allah'a yaklaştıracakları vaadiyle onları aldatmalarıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)