وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ١٧
وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. عَلَيْنَٓا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اِلَّا hasr edatıdır. الْبَلَاغُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. الْمُب۪ينُ kelimesi الْبَلَاغُ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُب۪ينُ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ
Önceki ayetteki mekulü’l-kavle atfedilen ayetin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Elçilerin sözlerinin devamıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. عَلَيْنَٓا , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ muahhar mübtedadır.
Nefiy harfi مَا ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiş, olumlu ve olumsuz olmak üzere iki mana kazandırmıştır
İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. عَلَيْنَٓا maksûr/sıfat, الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’’l-mevsûftur. Onlar, tebliğe hasredilmiştir.
Mecrur şeklindeki haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husul ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
Müsnedün ileyh olan الْبَلَاغُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
الْبَلَاغُ için sıfat olan الْمُب۪ينُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Cümledeki istila manası taşıyan عَلٰى harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. عَلٰى , tebliğ görevindeki sağlamlık için müstear olmuştur. Resuller, binek yerine konmuştur. Tebliğ görevi, resullerin üzerinde onları tamamen kaplamış, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetteki علينا (Bize düşen) ibaresi biz bununla sorumluyuz, bu bizim görevimiz demektir. Rasûllere vâcip olan şey, tebliğdir. Hatta apaçık tebliğe, yani hakkı göstererek açıklamaya ısrarla devam etmektir. Aslında duymayan, bilmeyen kalmaması için bütün mükelleflerin buna devam etmesi gerekir. Bu tebliği bir şahsa veya cemaate mahsus kılamayız. O zaman apaçık tebliğ olmaz. Apaçık tebliğin iki şartı vardır: Birincisi, bilinmedik, tebliğ edilmedik bir şey kalmayacak şekilde risaleti ve tebliği açıklamak, ikincisi, tebliği gönderildiği kişilerin hepsine ulaştırmak. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 84)
Son çağrı olarak Antakya halkını hak dine davet etmek üzere giden elçiler kasem anlamında onlara Rabbimiz biliyor derler ve اِنَّٓا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ cümlesini اِنَّٓا lafzı, tekid لَ ‘ı, kasem anlamındaki رَبُّنَا يَعْلَمُ [Rabbimiz biliyor] ifadesi ile, bir de haberi isim لَمُرْسَلُونَ olarak getirmekle birçok yönden te’kid ederek çok güçlü bir ifade ile onları davet ederler. Ancak onların inkârlarından vazgeçmeyeceklerini gören elçiler وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ [Bize düşen ancak apaçık bir teblîğdir.] (Yâsîn, 36/17) şeklinde sözlerini bağlar, tebliğ görevini tamamlar ve dönerler. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
Tefsîrü'l Kebîr'de şöyle yazılıdır: Bu ayetteki الْمُب۪ينُ kelimesi şu manalara gelebilir: Bu; mucize ve burhanla hakkı batıldan ayıran bir tebliğdir. Bu, bizim herkese gönderildiğimizi gösteren bir tebliğdir. Yani bir-iki kişiye tebliğ yapmamız yeterli değildir. Bu, hakkı alabildiğine açıklayan bir tebliğdir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.84 )
الْمُب۪ينُ ; bilindiği gibi إبان ’den ism-i faildir. إبان ise hem lâzım hem de müteaddi olur. Lâzım olunca مُب۪ينٍۙ “açık” demektir. Müteaddi olunca mübeyyin anlamına gelir, açıklayıcı, aydınlatıcı veya furkan anlamına ayırıcı demek olur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Hud//96)