Yâsin Sûresi 20. Ayet

وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ  ٢٠

Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجَاءَ ve geldi ج ي ا
2 مِنْ -nden
3 أَقْصَى en uzak yeri- ق ص و
4 الْمَدِينَةِ kentin م د ن
5 رَجُلٌ bir adam ر ج ل
6 يَسْعَىٰ koşarak س ع ي
7 قَالَ dedi ق و ل
8 يَا قَوْمِ kavmim ق و م
9 اتَّبِعُوا uyun ت ب ع
10 الْمُرْسَلِينَ elçilere ر س ل
 

وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  مِنْ اَقْصَا  car mecruru  جَٓاءَ  fiiline mütealliktir. Maksur isimdir. الْمَد۪ينَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  رَجُلٌ  fail olup damme ile merfûdur.  يَسْعٰى  fiili  رَجُلٌ ‘nün sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

يَسْعٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

يَا  nida harfidir. Münada olan  قَوْمِ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَ ‘dır.

اتَّبِعُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.الْمُرْسَل۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Maksur isim: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey!” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada îrab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzâf, 2) Şibh-i muzâf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harf-i tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّبِعُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

مُرْسَل۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.

 

وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى


وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ  car mecruru, konudaki önemine binaen fail  رَجُلٌ ‘e takdim edilmiştir. 

Önceki ayette zikredilen  قَريَة  kelimesi yerine bu ayette  الْمَد۪ينَةِ  lafzının kullanılması tefennün sanatıdır. Sözün belâgat üslubunca ifade edilmesi için aynı anlam farklı kelimelerle dile getirilmiştir.

Fail olan  رَجُلٌ ’daki nekrelik, muayyen olmayan cins ve tazim ifade eder. 

يَسْعٰى  cümlesi  رَجُلٌ  için sıfattır. Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

يَسْعٰى -  جَٓاءَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ 'nin  رَجُلٌ ‘e takdim edilmesi, şehrin en uzağındaki kişilerin övüldüğünü gösterir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu ayette bahsedilen zat, Allah katında bilinen birisi olmasına rağmen,  رَجُلٌ (adam) kelimesinin nekre getirilmesinin şöyle iki faydası var:

a) Bu, o kimsenin kıymetinin çok fazla olduğunu gösteren bir şey olup, "O, adam olma bakımından mükemmel bir zat idi" demektir.

b) Elçilerin gerçeği tam manasıyla tebliğ ettiklerini gösterir. Zira, hiç tanımadıkları bir kimse bile tebliği duyup iman etmiştir. Onların onunla anlaşmış oldukları da ileri sürülemez. Ayette bahsedilen o adam, Habib-i Neccâr'dır ki, o, put yapıyordu. Hazret-i Muhammed (s.a.v) dünyaya gelmeden önce, ona iman etmişti; zira Allah'ın kitaplarını okuyan ve onu anlayan birisi idi. Dolayısıyla da, o kitaplarda Hazret-i Peygamber (s.a.v)'le alakalı vasıfları ve onun, peygamber olarak gönderileceği haberini görmüş, okumuştu. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Münada olan  قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir.

Nidanın cevabı olan  اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Son dönem çalışmalarda tefennün kavramı “bir defa söylenmiş olan bir sözü ikinci defa söylemek gerekince, o sözü tekrarlamamak için başka türlü ifade etmek” şeklinde tanımlanmıştır. (Ahmet Sait Sıcak, Kur’an’da Benzer Mana ve Lafızlarda Tefennün)

الْمُرْسَل۪ينَ 'deki marifelik, ahd içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu ayet üzerinden davetçinin nasıl olması gerektiğini açıklamaktadır. O şöyle demektedir: Tehdit ve korkutmanın yoğun olduğu böylesine kritik bir durumda, bir adam, başlarına geleceklere aldırış etmeden elçilere bağlılığını ve imanını ilan etmek ve kavminin sapkınlığını ortaya koymak için şehrin en uzağından koşup gelmiştir. Ayetteki  مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ [şehrin en uzağından] ibaresinin işaret ettiği önemli hususlar şunlardır:

1- Ayette bu şahsın şehrin en uzak yerinden gelmesi, onun herşeyi göze alarak ve davetin sorumluluğunu taşıyarak geldiğini göstermektedir. 

2- Ayetteki  مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ [şehrin en uzağından] ibaresi  مِنْ اَقْصَا الْقرية (Karyenin en uzağından) şeklinde gelmemiştir. Halbuki kıssa  وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ [Sen onlara, o şehir halkını misal olarak anlat.] (Yasin/13)  ifadesiyle başlamaktadır.  قَرْيَةِۢ , eğer geniş ise  مَد۪ينَةِ  olarak da adlandırılır. Burada davetin genişliğine işaret etmek için  قَرْيَةِۢ ’den sonra  مَد۪ينَةِ  zikredilmiştir. Bir adamın uzak bir yerden gelmesi ise benimsediği yeni dine verdiği önemin büyüklüğünü ortaya koymaktadır.  

3- Şehrin en uzağından koşarak gelen bu adam gibi, günümüz davetçileri de Allah yolunda durmadan ve yılmadan ilerlemelidir.

4- Şehrin en uzağından koşarak gelen bu adam, hakkı gizlememiştir. İltifat ve uzlaşma yolunu da izlememiştir. Bilakis kavmini, elçilerin getirdiklerine iman etmeye davet etmiş; kendisi de imanını herkesin önünde ilan etmiştir.

5- Bu zatın şehrin en uzağından gelmesi, davetin, elçiler tarafından büyük bir ciddiyet içerisinde şehrin en uzak noktasına kadar ulaştırıldığını göstermektedir. Böylece onlar وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ  [Bizim görevimiz ancak, size açıkça tebliğ etmek/gerçeği iletmektir.] (Yasin/17) şeklindeki sözlerini doğrulamış olmaktadırlar. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2,  s. 79-80.)

Ayette  من أقصى المدينة [Şehrin en ucundan ibaresi],  رجل (Bir adam) kelimesine takdim edilmiştir. Halbuki Kasas/20. ayette  رجل (Bir adam) kelimesi  من أقصى المدينة [Şehrin en ucundan] ibaresine takdim edilmiştir. Bunun sebebi Yâ-Sîn Suresindeki amacın, adamın şehrin en uzak yerinden geldiğini açıklamak olmasıdır. Kasas Suresinde ise ifade edilen şey bu adamın şehrin uzak bir yerinden olduğu yani oralarda oturan biri olduğudur. 

Rûhu'l Meânî'de şöyle yazılıdır:  وجاء من أقصى المدينة [O şehrin en uc(kenar)undan] ibaresi, şehrin en uzak yerlerini ifade eder.  رجل , Allah katında bir adam demektir, tenvinli oluşu yüceltmek içindir. Bu tenvin rasûllerin onu tanımadığını ve onunla bir anlaşma yapmadıklarını da ifade edebilir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, C.2, s.97)

يسعى (Koşarak), kavmine nasihat etmek için acele ile geldiğini ve hırslı olduğunu ifade eder. Kavmin bu resulleri öldürmeye azmettiklerini duyduğu ve Allah rızası için bunu engellemek için geldiği de söylenmiştir.

Kasas sûresindeki ayetin aksine burada  من أقصى المدينة  sözü  رجل  sözüne takdim edilmiştir. Ebû Hayyân bunun belâgî bir sanat olan tefennün (farklı ifade şekli) için olduğunu söylemiştir.

Hafâcî, car mecrûrun, hakkı öncelik olan faile takdim edilmesinin, faziletini beyan için olduğunu söylemiştir. Çünkü uzaklığa rağmen Allah Teâlâ ona hidayet etmiştir, uzaklık hidayetine engel olmamıştır. Burada şehrin genişliğine işaret etmek için  قَرْيَةِۢ  yerine  مدينة  kelimesi kullanılmıştır. Allah Teâlâ uzak da olsa, yakın da olsa dileyene hidayet eder. Bu takdimin önem için olduğu da söylenmiştir. Yani resullerin tebliği şehrin en uzak kısımlarına kadar uzanmış, böylece apaçık tebliğ yerine gelmiştir. Tehir edilseydi  يسعى  fiiline müteallik olduğu vehmedilebilirdi. O zaman bu adamın şehrin uzak kısmında yaşamakta olduğu ifade edilmezdi ki, asıl maksat budur, denilmiştir. 

Burada resullerin  يَا قَوْمِ  (Ey kavmim!) diye hitap etmesi kalplerini yumuşatmak içindir.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s).