اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْراً وَهُمْ مُهْتَدُونَ ٢١
اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْراً
اِتَّبِعُوا önceki ayetteki اتَّبِعُوا ‘dan bedel olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. اِتَّبِعُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا يَسْـَٔلُكُمْ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْـَٔلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَجْراً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve îrab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin îrabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i ba’z, 3. Bedel-i iştimâl. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهُمْ مُهْتَدُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir.Haliyye olmasıda caizdir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. مُهْتَدُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُهْتَدُونَ ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْراً وَهُمْ مُهْتَدُونَ
Bu ayet, önceki ayetteki اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَ cümlesinden bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِتَّبِعُوا fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sıla cümlesi olan لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْراً , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İkinci mef’ûl olan اَجْراً ’deki nekrelik, umum ve nev içindir. Menfî siyakta nekre, umum ve şumûle işarettir.
اِتَّبِعُوا kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin sonundaki وَهُمْ مُهْتَدُونَ cümlesi, hal و ’ıyla gelmiştir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Cümlenin sılaya matuf olduğu da söylenmiştir.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan مُهْتَدُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya delaleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu [sabit olması] veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Bu kısım peygamberlere tabi olmaya teşvik amacıyla gelmiştir. Bu kısım olmasa bile ayetin anlamı anlaşılır. Onların hakka davet eden elçiler olduğu, insanlardan bir ücret talep etmedikleri, Allah’ın dinine davet ederek bir menfaat elde etmeyi ummadıkları ifadeleriyle anlam tam olarak tamamlanmıştır. وَهُمْ مُهْتَدُونَ ifadesi gelmeseydi de onların hidayet üzerine olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü peygamberler hidayete ermiş kişiler olarak bilinmektedir. O yüzden burada îgāl yapılmıştır. (Mısrî, Tahrîru’t-tahbîr, s. 236; Suyûtî, el-İtkân, V, 1672)
Bu ayet اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَ ayetinden bedeldir. Amaç insanların peygamberlere uymalarını teşvik etmektir. Zira hiçbir ücret istemeyen peygamberlere tabi olmada dünya ve ahiret için birçok fayda vardır. Bu da bedel-i iştimâldir. Çünkü ücret istenmesi risalet kavramında yoktur. Peygamber ise Allah'ın risaletini insanlara tebliğ edendir. (Dr. Zafer Akyüz, Fadl Hasan Abbâs Ve Belâgat İlmindeki Yeri )
اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَ [o peygamberlere uyun] cümlesinden sonra اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْراً [sizden herhangi bir ücret istemeyen kimseye uyun] cümlesinde fiilin tekrarlanmasıyle ıtnâb yapılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu iki ayette ‘’ اتبعوا (Uyun)’’ emri tekrarlanmıştır. Bunun birçok sebebi vardır. Tekrar hem tekid hem başka manalar ifade eder. Emirlere aslen uymak gerekir. Bu resulün Rab tarafından gönderilmiş olması kesinlikle uyulmasını gerektirir. اتبعوا المرسلين [O gönderilmiş olanlara uyun] ifadesi bu manaya delalet eder. المرسلين [O gönderilmiş olanlara] ifadesi bu manaya delalet eder.
Gönderilmemiş olanlara tabi olmaya gelince, iki sıfata sahip olmaları gerekir: Hidayet üzere olmaları ve bir ücret veya şahsi bir menfaat istememeleridir.
Bu bütün mükelleflere yöneliktir. Burada ikinci uyun emri gelmeden اتبعوا المرسلين. من لا يسألك أجراً وهم مهتدون buyurulsaydı, uymak sadece ayette bahsedilenlere mahsus olurdu. Başka ıslah ediciler veya davalarına davet edenler ayetin kapsamına girmezdi. Dolayısıyla ilk ‘’uyun’’ emri resullere uymayı, ikinci ‘’uyun’’ emri, bu iki sıfatı taşıyan başka resullere uymayı ifade eder.
Rûhu'l Meânî'de şöyle yazılıdır: Emrin tekrarı tekid ve gerekenin gerçekleşmesine işaret ettikten sonra, tâbi olmak için bir engel bırakmama vasfına teşvik ifade eder.
الذي yerine من ism-i mevsûlünün tercih edilmesi, daha umumi olduğu içindir. Böylece Allah'a davet eden bir kişi de olsa, daha çok kişi de olsa, herkesi kapsar. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, C.2, s.98)