وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٢٢
وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. لِيَ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَعْبُدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası فَطَرَن۪ي ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
فَطَرَن۪ي fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. اِلَيْهِ car mecruru تُرْجَعُونَ fiiline mütealliktir. تُرْجَعُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ayet atıf harfi وَ ‘la 20. ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında lafzen ve manen ittifak mevcuttur. Emir üslubundan istifham üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp, nasihat ve kınama amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca mütekellimin, sorunun cevabını bilmemesi söz konusu olmadığından ifadede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Istifham ismi مَا mübtedadır, haber mahzuftur. لِيَ car mecruru, mahzuf habere mütealliktir.
لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي cümlesi haldir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَعْبُدُ fiilinin mef’ûlü konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi فَطَرَن۪ي , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafât, s.107)
Cümle, kavmin kendilerini yaratan Allah’a ibadet etmemelerinden kinayedir. Delili de [döndürülüp O’na götürüleceksiniz bölümüdür. Onları kızdırmadan nasihat etmek istemektedir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)
Keşşâf'ta şöyle bir açıklama vardır: Bu konuşmada kendi nefsine nasihat ederken aslında onlara nazikçe nasihat etmek ve öğretmek maksadı vardır. Böylece kendi nefsi için ne istiyorsa, onlar için de aynı şeyi istediğini ifade etmiştir.
Bu ayette de ta‘rîż üslubuyla ‘’siz, sizi yaratana niçin ibadet etmiyorsunuz?’’ denilmekte ve muhataba direkt olarak batıl yolda olduğunun söylenmesinin rahatsız edici olma ihtimali olduğu için yumuşak bir üslup tercih edilmektedir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Ayetin son cümlesi olan وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ , atıf harfi وَ ‘la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Mazi sıygadan muzari sıygaya, mütekellim zamirinden muhatab zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلَيْهِ car mecruru amili olan تُرْجَعُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
Bu takdim, kasr ifade etmiştir. Takdim kasrında, takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. اِلَيْهِ mevsûf/maksûrun aleyh, تُرۡجَعُونَ sıfat/maksûr olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur.
Cümlede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Zahir anlama, herkesin hak ettiği karşılığı göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Ayetin son bölümünde إليه (Ona) şeklindeki car mecrur, ihtisas ifade etmek için fiile takdim edilmiştir. Mana şöyledir: Başkasına değil, sadece O'na geri dönülür. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.99)
تُرْجَعُونَ : Oradan geldik, oraya gidiyoruz manasını taşır. İnsan geldiği yere geri döner. Oraya ilk defa gitmiyoruz. Allah’ın bizi yaratması bir nimet olduğu gibi öldürmesi de bir nimettir.
Burada mütekellim kalıbında olan مَا لِيَ ifadesinden muhatap kalıbında olan تُرْجَعُونَ ifadesine iltifat edilmiştir. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî’ İlmi ve Sanatları)
تُرْجَعُونَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)
Cümlenin seyrine göre ِوَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ifadesi aslında وَ اِلَيْهِ أرْجِعُ şeklinde olmalıydı. Çünkü ifadenin başında söze mütekellim (birinci şahıs) kalıbı ile başlandı. Fakat burada mütekellimden (birinci şahıs) muhataba (ikinci şahıs) dönülerek iltifat yapılmıştır. Beyzâvî, buradaki dönüşüme iltifat adını vermeden ifadenin akışının değişmesindeki inceliği şu şekilde açıklar: Ayette bahsi geçen zat nasihatte içtenliğini ve nezaketini göstermek, kendi nefsi için istediğini onlar için de arzuladığını belirtmek üzere sözü kendi üzerinden sarfetmiştir. Gerçekte bu kişinin amacı müşrik kavme nasihat etmek ve onları kınamaktır. Bunun içindir ki daha çok tehdit etmek üzere yalnız O’na döndürüleceksiniz demiş, ardından eski üslubuna dönerek şöyle demiştir. O’ndan başka ilâhlar edinir miyim? (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ sözü lafzen sarih olarak Allah'a dönüşe delalet eder. Bunun yanında bu sarih delalet söylenmemiş başka bir delaleti de kapsar. Bu da hesap, sevap ve cezadır. (Muhammed Ebu Musa, Hâmîm sûreleri Belaği tefsiri, Zuhruf/85, c. 4, S. 370)