Sâd Sûresi 32. Ayet

فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠  ٣٢

Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, “Onları bana geri getirin” dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.  (32 - 33. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَقَالَ dedi ق و ل
2 إِنِّي muhakkak ben
3 أَحْبَبْتُ tercih ettim ح ب ب
4 حُبَّ sevgisini ح ب ب
5 الْخَيْرِ mal خ ي ر
6 عَنْ -tan (ötürü)
7 ذِكْرِ anmak- ذ ك ر
8 رَبِّي Rabbimi ر ب ب
9 حَتَّىٰ nihayet
10 تَوَارَتْ (atlar) gizlendi و ر ي
11 بِالْحِجَابِ perde ile ح ج ب
 

Tefsirlerde bu âyetlere, bizim tercih ettiğimizden oldukça farklı bir anlam daha verilmektedir. Buna göre söz konusu âyetlerin meâli şöyledir: Bir gün akşama doğru alımlı, soylu koşu atları Süleyman’ın önüne getirilmişti. Süleyman, “Ben mal sevgisini rabbimi anmaya tercih ettim (Mal sevgisi bana rabbimi anmayı, ikindi namazını kılmayı unutturdu)!” dedi. Artık güneş perdesinin arkasına çekilip gözden kaybolmuştu. Süleyman “Atları bana geri getirin” dedi; getirilince de (günah işlemesine sebep oldukları için) bacaklarını ve boyunlarını bir bir kestirmeye başladı.

Tefsirlerde her iki meâl istikametinde de yorumlar yer almaktadır. Ancak biz, bu ikinci meâli isabetli görmüyoruz. Çünkü öncelikle bir peygamberin, Allah’ı unutacak kadar kendisini mal sevgisine kaptırması, ayrıca çok sayıda (bazı rivayetlerde yirmi bin) atı katliamdan geçirecek kadar insafsız, kendi hatasının bedelini mâsum hayvanlara ödetecek kadar adaletten uzak olması mümkün değildir. Bu anlayışa bakılırsa Hz. Süleyman kendisini atların sevgisine kaptırmışken güneş batmış, ikindi namazının vakti geçmişti. Öncelikle âyette güneş kelimesi geçmiyor; atlardan söz edilirken mecazi bir ifadeyle onun / onların gözden kaybolduğu bildiriliyor (Burada “gözden kaybolma” anlamındaki “tevâret” fiilinin gizli öznesi tekil de çoğul da olabilir). Gözden kaybolanın atlar olması sözün akışına daha uygun düşmektedir. 

Öyle anlaşılıyor ki Süleyman’ın peygamber kişiliğiyle bağdaşmayan, bu sebeple de bizim tercih etmediğimiz yorumun aslı İsrâiliyat kaynaklıdır. Ayrıca hikayeye ikindi namazı gibi bazı İslâmî unsurlar da katılmıştır. Yahudi geleneğinde babası Dâvûd gibi Süleyman da bir kral olarak telakki edildiği için ona peygamberlikle bağdaştırılması imkânsız bu tür kötü isnatlarda bulunulmuş olabilir (bazı örnekler için bk. Kitâb-ı Mukaddes, I. Krallar, 11/1-10). İslâm inancında Dâvûd gibi Süleyman da peygamber olduğundan, peygamberler hakkında son derece yüceltici ifadeler kullanan Kur’an’da Süleyman’ın Allah’ı unutacak kadar mal tutkunu, zalim ve insafsız biri olarak tanıtılması mümkün değildir. Nitekim Kitâb-ı Mukaddes’in anılan bölümünde Hz. Süleyman’ın âhir ömründe ecnebi asıllı eşlerinin telkiniyle tek tanrı inancından saptığı, putlara taptığı bildirilirken Kur’an-ı Kerîm’de bu iddialar, “şeytanların uydurmaları” olarak nitelenmekte ve Süleyman hakkında böyle bir inancı benimseyen yahudiler eleştirilmektedir (Bakara 2/102). 

 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 580-581
 

فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri, هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ ‘ dur.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  اَحْبَبْتُ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

اَحْبَبْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. حُبَّ mef’ûlun mutlak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْخَيْرِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

عَنْ ذِكْرِ  car mecruru  اَحْبَبْتُ ‘teki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, لاهيا  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır.  رَبّ۪  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَحْبَبْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  حبب ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠

 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  تَوَارَتْ  mazi fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  اَحْبَبْتُ  fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.   

Fiil cümlesidir. تَوَارَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen mansubdur. تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘ dir. بِالْحِجَابِ۠  car mecruru  تَوَارَتْ  fiiline mütealliktir. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَوَارَتْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi  ورى ‘dir.

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠

 

Ayet  فَ  ile önceki ayetteki … عُرِضَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Allah Teâlâ, Hz. Süleyman’ın sözlerini bildirmektedir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelam olan  اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir. Mef’ûlü mutlak olan  حُبَّ , cümleyi tekid etmiştir.

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Veciz ifade kastıyla izafet formunda gelen car-mecrur  عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ , failin mahzuf haline mütealliktir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı olmak üzere birden fazla tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr/1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

رَبّ۪ي  izafeti muzâfun ileyhin şanı içindir.  رَبّ۪ ’ye muzâf olması zikr için tazim ve teşrif ifade eder.

اَحْبَبْتُ - حُبَّ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠  cümlesi, mecrur mahaldedir.  حَتّٰى  ile birlikte  اَحْبَبْتُ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şayet   اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ  ifadesinin anlamı nedir?” dersen şöyle derim:  اَحْبَبْتُ  fiiline,  عَنْ harf-i ceri ile müteaddi olan fiilin anlamı katılmış ve adeta şöyle denmiştir: Rabbimi zikretmekten uzaklaşıp nimet sevgisine yöneldim. Yahut nimete olan sevgimi, Rabbimi zikretmenin yerine geçecek veya beni bundan müstağni kılacak bir amel kıldım. (Keşşâf)

Hazret-i Süleyman'ın, bunu tekid (اِنّ۪ٓ) ile ifade etmesi, itiraf ve pişmanlığının, sadece hayrı gerçekleştirmek için değil, fakat kalbî samimiyetinden doğduğunu belirtmek içindir. الْخَيْرِ , büyük mal, servet demektir. Burada ondan murad, kendisini, ibadetinden meşgul eden atlardır. Belki de, yapacağı hayır konusu oldukları için atları hayır olarak vasıflandırmıştır. (Ebüssuûd)

Allah Teâlâ, “Hani ona öğleden sonra, o süratli koşu atları gösterilmiştir” buyurmuş, bunun peşinden de, “Nihayet bu atlar perdenin arkasına gizlenmişlerdi” demiştir. Zamiri, bahsedilen iki şeyden en yakın olana raci kılmak daha evlâdır. Bahsedilen iki şeyin en yakını ise, “O atlar”dır.  الْعَشِيِّ “öğleden sonra, akşamüstü” ifadesi ise, bu iki şeyden, zamire daha uzak olanıdır. Şu halde zamirin, atlara raci olması daha evlâdır. (Fahreddin er-Râzî)