اِلَّا طَر۪يقَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ١٦٩
Daha önce inkârın çeşitleri, bunları temsil eden kimselerin zihnî ve ahlâkî tavırları açıklanmış, hidayete yönelmeleri için gerekli yönlendirmeler yapılmış, delil ve işaretler verilmişti. Bundan sonra gelecek âyetlerde ise hem bütün insanlığa hem de özellikle Ehl-i kitaba yönelik bir çağrı yapılacaktır. Bu ikisi arasında psikolojik olarak hazırlanmayı sağlayacak bir geçiş olmak üzere, çeşitli yollarla insanların gerçeği bulmalarını, hak dine inanmalarını ve hayatlarını buna göre düzenleyip yaşamalarını engellemede, hakkı gözetmeme (zulüm) ve peygamberi inkâr etmede ısrar edenleri bekleyen korkunç âkıbet canlı bir şekilde haber verilmektedir. (Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 185)
اِلَّا طَر۪يقَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ
اِلَّا istisna harfidir. طَر۪يقَ istisna-i muttasıl olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. جَهَنَّمَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. خَالِد۪ينَ kelimesi يهديهم ‘deki mef’ûlun mukadder hali olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. ف۪يهَا car mecruru خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir. اَبَدًا zaman zarfı, خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَالِد۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. كَانَ nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
ذٰلِكَ işaret ismi كَانَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. عَلَى اللّٰهِ car mecruru يَس۪يرًا ’e mütealliktir. يَس۪يرًا kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
يَس۪يرًا kelimesi sıfat-ı müşebbehe kalıbındandır. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلَّا طَر۪يقَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ
Ayette fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. طَر۪يقَ جَهَنَّمَ , önceki ayetten istisna edilenlerdir. İstisna muttasıldır.
خَالِد۪ينَ kelimesi يهديهم fiilinin mef’ûlunden mukadder haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
خَالِد۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. ف۪يهَٓا car mecruru خَالِد۪ينَ ‘ye mütealliktir. اَبَداً zaman zarfı خَالِد۪ينَ ‘ye mütealliktir.
Burada Türkçede de kullandığımız cehennem kelimesi gelmiştir. Cehennem, ahirette azap görülen yeri ifade etmekle beraber bu yer için değişik kelimeler kullanılmakta ama biz bunların hepsini Türkçeye “cehennem” diye tercüme etmekteyiz. Bu kelimenin lügat manası “dipsiz uçurum”dur.
Cümle medhe benzer zemmi tekid örneğidir.
Te’kîdü’z-zem bimâ yüşbihü’l-medh sanatı, te’kîdü’l-medhin mukabili olarak ilk defa Hatîb el-Kazvînî tarafından ortaya konulmuştur. Bu sanat yerginin övgü biçiminde anlatımına dayanmaktadır, diğer bir ifadeyle dışı övgü, içi yergi bildiren ifadelerle hicvetmektir. (TDV İslâm Ansiklopedisi Tekit mad.)
Hakiki yolu bulmayı nefyeden yoldan istisna ise muttasıl, ilk olan hidayet yolundan istisna ise munkatı’ istisnadır. Bu istisnada zıddına benzeyen bir şeyle tekid söz konusudur. Çünkü bu kelam uyarı için gelmiştir. İstisnada hırs kokusu vardır. Sonra müstesna zikredilince inzar kabilinden olduğu anlaşılır. Bu ifadede tehekküm de vardır. Çünkü istisna onları hidayete erdirme yoludur. Onları cehennem yoluna zorlamak için değildir. Zira hidayet, dalalette olanı sevilen mekâna yöneltmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً
وَ istînâfiyyedir. كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin işaret ismi ile gelmesi işaret edilenin önemini belirtir.
ذٰلِكَ ’de istiare vardır. Mahsus şeyleri işaret etmekte kullanılan ذٰلِكَ ile bu cümlede durum işaret edilmiştir. Aklî olan hissî olana benzetilmiştir. Câmi’, her ikisindeki vücudun tahakkukudur.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin, cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur عَلَى اللّٰهِ, ihtimam için, amili olan يَس۪يراً ’e takdim edilmiştir. Çünkü kolaylık Allah’a isnad edilmiştir. Aslında Allah Teâlâ’ya her şey kolaydır. Bu cümle Allah’ın sonsuz kudretinden kinayedir.
Zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, mehabeti artırmak, tehditte mübalağa ve azap vaidini ağırlaştırmak için yapılan ıtnâbdır.
يَس۪يراً , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için, lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.