اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَر۪يقاًۙ ١٦٨
Daha önce inkârın çeşitleri, bunları temsil eden kimselerin zihnî ve ahlâkî tavırları açıklanmış, hidayete yönelmeleri için gerekli yönlendirmeler yapılmış, delil ve işaretler verilmişti. Bundan sonra gelecek âyetlerde ise hem bütün insanlığa hem de özellikle Ehl-i kitaba yönelik bir çağrı yapılacaktır. Bu ikisi arasında psikolojik olarak hazırlanmayı sağlayacak bir geçiş olmak üzere, çeşitli yollarla insanların gerçeği bulmalarını, hak dine inanmalarını ve hayatlarını buna göre düzenleyip yaşamalarını engellemede, hakkı gözetmeme (zulüm) ve peygamberi inkâr etmede ısrar edenleri bekleyen korkunç âkıbet canlı bir şekilde haber verilmektedir. (Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 185)
Taraka طرق Ayaklarla vurulan yol demektir. İster iyi olsun ister kötü olsun, insanın bir işte takip ettiği her türlü yol bu anlamdan istiâre edilmiştir. طَرْقٌ sözcüğü çarparak vurma anlamındadır. الطَّارِقُ Bir yola giren kişi, yolcu demektir. Fakat yaygın kullanımda gece gelen anlamına tahsis edilmiştir.(Müfredat)
Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri tarikat, Târık ve matraktır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَر۪يقاًۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا۟ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ظَلَمُوا cümlesi, atıf harfi وَ ’la sılaya matuftur.
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl يَكُنِ ‘un ismi olup damme ile merfûdur.
لِيَغْفِرَ fiiline dâhil olan لِ lâm-ı cuhudtur. Muzariyi gizli أن ’le nasb ederek masdara çevirmiştir. أن ve masdar-ı müevvel لِ harfi ceriyle يَكُنِ ‘un mahzuf haberine mütealliktir.
يَغْفِرَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. لَهُمْ car mecruru يَغْفِرَ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهْدِيَهُم fiiline dâhil olan لِ lâm-ı cuhudtur. Muzariyi gizli أن ’le nasb ederek masdara çevirmiştir. أن ve masdar-ı müevvel لِ harfi ceriyle ilk masdarı müevvele matuftur.
يَهْدِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُم mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. طَر۪يقًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَر۪يقاًۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi bahsedilen kişilerin bilinen bir grup olduğunu belirtmesi yanında, bu kişilere tahkir ifade eder.
Müsnedün ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
İsm-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılasına hükümde ortaklık sebebiyle atfedilen وَظَلَمُوا müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِنَّ ‘nin haberi olan لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ cümlesi, menfi muzari sıygada nakıs fiil كَان ‘nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Lâm-ı cuhud olumsuz كَانَ ‘nin olumsuzluğunu tekid eder.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مَا كَان ’li olumsuz sîgalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Âl-i İmrân, 3/79)
Sebep bildiren lam-ı cuhudun gizli أنْ ‘le masdar yaptığı لِيَغْفِرَ لَهُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Müsnedin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümledeki ikinci lâm-ı cuhûd nedeniyle masdar tevilinde olan لِيَهْدِيَهُمْ cümlesi önceki masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Atıf sebebi temasüldür.
كَفَرُوا ve وَظَلَمُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَر۪يقًا [Yola iletecek değildir] ibaresinde istiare vardır. İyi bir mümin olmak manası kastedilmiştir. Yol insanı hedefine, İslam’da da Müslümanı Allah’ın rızasına götürür. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir.
طَر۪يقًا kelimesinin nekreliği, tazim ve taklîl yani azlık ifade eder.
الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا [zulmederek nankörce inkâr edenler] ; inkârcılığı ve günahkârlığı kendilerinde birleştirenler demektir.. Ya da bir kısmı kâfir iken bir kısmı büyük günah işleyen zalimler de olabilirler. Çünkü tövbesiz bağışlanmamaları açısından iki grup arasında fark yoktur. [Ve onları bir yola iletmeyecektir] onlara lütufla muamele etmeyecek onlar da cehenneme götüren yola gireceklerdir. Veya kıyamet günü onları cehennem yolundan başka bir yola iletmeyecektir. “Kolaydır.” yani Allah’ı bundan döndürebilecek hiçbir şey/kimse yoktur! (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu cümle 167. ayetin açıklamasıdır. Çünkü dinleyicinin beklediği bu dalaletin cezasını açıklamıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Zamirlerini zikretmeksizin sıla ve mevsûlunun tekrarlanması sılanın tekrarıyla kınama manasını ifade içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)