وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟ ٢٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَا |
|
|
| 2 | تَنْكِحُوا | artık evlenmeyin |
|
| 3 | مَا |
|
|
| 4 | نَكَحَ | evlendiği |
|
| 5 | ابَاؤُكُمْ | babalarınızın |
|
| 6 | مِنَ |
|
|
| 7 | النِّسَاءِ | kadınlarla |
|
| 8 | إِلَّا | hariç |
|
| 9 | مَا | olanlar |
|
| 10 | قَدْ |
|
|
| 11 | سَلَفَ | geçmişte |
|
| 12 | إِنَّهُ | çünkü bu |
|
| 13 | كَانَ |
|
|
| 14 | فَاحِشَةً | edepsizliktir |
|
| 15 | وَمَقْتًا | ve (Allah’ın) hışm(ı)dır |
|
| 16 | وَسَاءَ | ve iğrenç |
|
| 17 | سَبِيلًا | bir yoldur |
|
Geniş Diyanet tefsiri icin :
https://Kur’ân.diyanet.gov.tr/tefsir/Nisâ-suresi/515/22-ayet-tefsiri
وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَنْكِحُوا fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
نَكَحَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اٰبَٓاؤُ۬كُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ النِّسَٓاءِ car mecruru mahzuf mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir.
اِلَّا istisnâ edatı olup, istisna-i munkatı’a dır. Müşterek ism-i mevsûl مَا müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası قَدْ سَلَفَ ’dir. Aid zamir هُو ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. سَلَفَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. فَاحِشَةً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. مَقْتًا atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. سَب۪يلًا۟ failin naklettiği şeyin temyizi olup fetha ile mansubdur.
سَٓاءَ fiilinin zem anlamı taşıyan camid fiil olması da caizdir. Zem fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri; سبيل ذلك النكاح (Bu nikâhın yolu) şeklindedir.
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:
1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müstesna konumunda olan ayetteki ikinci müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan قَدْ سَلَفَ cümlesi, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Burada direkt olarak “ana” kelimesi zikredilmemiştir. Çünkü bu o kadar çirkin bir olaydır ki bahsederken bile açık isimle değil kinaye ile bahsedilmiştir.
اٰبَٓاؤُ۬ [Babalar] kelimesi valid kelimesi gibi sadece baba için değil, dedeler için de kullanılır.
Buradaki مَا kelimesi الّٰذي manasındadır. Cins murad edilmiştir. Hafifliği sebebiyle من yerine مَا tercih edilmiştir. مَا ’nın mevsul manasıyla “babalarınızın hanımları ile nikâh yapmayın” manası da kesinleşmiş olur. Babanın bir kadınla nikâh akdi yapmış olması, oğlunun o kadınla hürmeti (haramlığı) nedeniyle evlenmemesi için kâfi bir sebeptir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مِنَ النِّسَٓاءِ tabirindeki مِنَ harfi beyaniyyedir.
لَا تَنْكِحُوا - نَكَحَ arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hallül-Akd kitabının müellifi es-Seyyid: “Bu; mana yoluyla yapılmış bir istisnadır. Çünkü [Babalarınızla evlenmiş olan kadınlarla evlenmeyin. Ancak daha önce geçenler müstesna…] ayeti, tahrîm ayetinden (Nisa/23) önce nazil olmuştur. Binaenaleyh daha önce olanlar affolunmuştur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
Akıl sahibi olmayanlar için kullanılan مَا (o kadınlar ki..) harfinin مَنْ yerinde tercih edilmesi kadınların zatı itibarıyla değil vasıfları (nikâhları) itibariyledir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ebu Hanife, “Bir kimsenin, babasının zina ettiği bir kadınla evlenmesi haramdır.” derken Şafiî “haram değildir” demiştir. Ebu Hanife bu ayetle istidlal ederek şöyle demektedir: “Çünkü Allah Teala insanı, babasının nikâhladığı bir kadını nikâhlamaktan nehyetmiştir. Nikâh, cinsî münasebetten ibarettir. Binaenaleyh bu ayet, insanı, babasının cinsî münasebette bulunduğu kadını nikâhlamaktan nehyetmiştir. Biz, şu sebeplerden dolayı nikâhın cinsi münasebette bulunmaktan ibaret olduğunu söyledik:
1. Cenab-ı Hak, [Yine erkek, zevcesini (üçüncü defa olarak) boşarsa ondan sonra kadın, kendinden başka bir kocayı nikâhlamadıkça ona helal olmaz.] (Bakara Suresi, 230) buyurmuş, böylece bu nikâhı karıya nispet etmiştir. Halbuki karıya nispet edilen nikâh akid değil cinsî münasebette bulunmaktır. Çünkü insanın, bizzat kendi zevcesiyle evlenmesi mümkün değildir. Çünkü hasıl-ı tahsil imkânsızdır. Bir de, bu ayette nikâh ile kastedilen nikâh akdi olsaydı, o zaman sırf akid ile (üç talak ile boşanan kadın ilk kocasına) helal olması gerekirdi. Böyle olmadığına göre biz bu ayette nikâhlar kastedilenin, nikâh akdi olmadığını anlamış oluruz. Böylece de bunun, “cinsî münasebet”te bulunmak olduğu açık bir biçimde ortaya çıkar. Çünkü aralarında bir fark bulunduğunu hiç kimse söylememektedir.
2- Hak Teâlâ, [Yetimleri nikâha erdikleri zamana kadar deneyin… (Nisa Suresi, 6)] buyurmuştur. Burada “nikâh” sözünden kastedilen, nikâh akdi değil cinsî münasebettir. Zira, “akîd” yapma ehliyeti devamlı olarak mevcuttur.
3- Cenab-ı Hak, [Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan kadından başkasını nikâhlamaz. (Nur Suresi, 3)] buyurmuştur. Binaenaleyh eğer buradaki “nikâh” sözünden maksad nikâh akdi olsaydı, o zaman yalan söylenmiş olması gerekirdi. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini ve sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاً cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَقْتاً , nakıs fiil كَانَ ‘nin haberi olan فَاحِشَةً ‘ne atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezayüftür.
مَقْتاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 124)
وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟
وَ , istînâfiyyedir.
Mazi fiil sıygasındaki سَٓاءَ , zem fiilidir. Cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. سَٓاءَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri; سبيل ذلك النكاح (Bu nikâhın yolu) ’dir. سَب۪يلًا۟ temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnab sanatıdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
سَٓاءَ سَب۪يلاً۟ ibaresinde istiare vardır. Müsteâr سَب۪يلًا۟ yol demektir, hissîdir. Müsteârun leh, rahatsız edici kötü durumdur, aklîdir. Bir sonuca ulaştırması bakımından nikah, yola benzetilmiştir.
Yapılan işin çirkinlik özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.
فَاحِشَةً - مَقْتًاۜ - سَٓاءَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Son cümle yasağın illetini bildirir. Bu üç şey bir arada olunca artık o çirkinliğin son mertebesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)