حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ ٢٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | حُرِّمَتْ | haram kılındı |
|
| 2 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 3 | أُمَّهَاتُكُمْ | analarınız |
|
| 4 | وَبَنَاتُكُمْ | ve kızlarınız |
|
| 5 | وَأَخَوَاتُكُمْ | ve kızkardeşleriniz |
|
| 6 | وَعَمَّاتُكُمْ | ve halalarınız |
|
| 7 | وَخَالَاتُكُمْ | ve teyzeleriniz |
|
| 8 | وَبَنَاتُ | ve kızları |
|
| 9 | الْأَخِ | kardeş |
|
| 10 | وَبَنَاتُ | e kızları |
|
| 11 | الْأُخْتِ | kızkardeş |
|
| 12 | وَأُمَّهَاتُكُمُ | ve analarınız |
|
| 13 | اللَّاتِي |
|
|
| 14 | أَرْضَعْنَكُمْ | sizi emziren |
|
| 15 | وَأَخَوَاتُكُمْ | ve bacılarınız |
|
| 16 | مِنَ |
|
|
| 17 | الرَّضَاعَةِ | süt |
|
| 18 | وَأُمَّهَاتُ | ve anaları |
|
| 19 | نِسَائِكُمْ | karılarınızın |
|
| 20 | وَرَبَائِبُكُمُ | üvey kızlarınız |
|
| 21 | اللَّاتِي | olan |
|
| 22 | فِي |
|
|
| 23 | حُجُورِكُمْ | birleştiğiniz |
|
| 24 | مِنْ |
|
|
| 25 | نِسَائِكُمُ | karılarınızdan |
|
| 26 | اللَّاتِي |
|
|
| 27 | دَخَلْتُمْ | evlerinizde bulunan |
|
| 28 | بِهِنَّ |
|
|
| 29 | فَإِنْ | eğer |
|
| 30 | لَمْ |
|
|
| 31 | تَكُونُوا | olmamışsa |
|
| 32 | دَخَلْتُمْ | birleşmeniz |
|
| 33 | بِهِنَّ | onlarla |
|
| 34 | فَلَا | yoktur |
|
| 35 | جُنَاحَ | bir günah |
|
| 36 | عَلَيْكُمْ | üzerinize |
|
| 37 | وَحَلَائِلُ | ve karıları |
|
| 38 | أَبْنَائِكُمُ | oğullarınızın |
|
| 39 | الَّذِينَ |
|
|
| 40 | مِنْ | -den |
|
| 41 | أَصْلَابِكُمْ | kendi sulbünüz- |
|
| 42 | وَأَنْ |
|
|
| 43 | تَجْمَعُوا | ve almanız |
|
| 44 | بَيْنَ | bir arada |
|
| 45 | الْأُخْتَيْنِ | iki kızkardeşi |
|
| 46 | إِلَّا | ancak hariç |
|
| 47 | مَا | olanlar |
|
| 48 | قَدْ |
|
|
| 49 | سَلَفَ | geçmişte |
|
| 50 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 51 | اللَّهَ | Allah |
|
| 52 | كَانَ |
|
|
| 53 | غَفُورًا | çok bağışlayan |
|
| 54 | رَحِيمًا | çok esirgeyendir |
|
Sütanne, sütbaba (sütannenin çocuğunu doğurduğu ve bu doğumdan gelen sütü ile süt çocuğunu emzirdiği sırada evli bulunduğu kocası), sütkardeşler ve diğer bazı süthısımlarının –evlenmenin yasak olması bakımından– öz anne ve akraba gibi olmaları ilgili âyet ve hadislerle sabit olmuş, İslâm’a mahsus bir anlayış ve hükümdür. Çocuğun tabii olarak başka bir gıda ile beslenip gelişemediği bir çağında (ilk iki yaş) onu emziren kadın, tıpkı doğuran ana gibi çocuğun hayatının idamesini sağlamakta yani Allah Teâlâ çocuğun hayatının devamına sütanneyi vasıta kılmaktadır. Bu bakımdan emziren kadın anne kabul edilmiş, onunla ve bir kısım yakınlarıyla emen çocuğun evlenmesi haram kılınmıştır. Yine bu sebepledir ki, bazı âlimlere göre ilk iki yaşı içinde bile çocuk sütten kesilir, başka gıdalarla beslenir hale gelirse bundan sonra –henüz iki yaş dolmadığı halde– emzirme haram kılıcı olmaz (İbn Âşûr, IV, 297).
Müctehid ve müfessirlerin çoğuna göre haram kılan emzirmenin çağı çocuğun ilk iki yaşı ile sınırlıdır (Bakara 2/233). Buna karşılık, sahâbeden Hz. Âişe, müctehidlerden Leys b. Sa‘d gibi bazı âlimler, Hz. Peygamber’in bazı tasarruflarına bakarak bu konuda yaş sınırı bulunmadığı ve hangi yaşta olursa olsun emzirmenin evlenmeyi haram kılacağı kanaatine ulaşmışlardır. Peygamber’in diğer hanımları (ümmehâtü’l-mü’minîn) ve müctehidlerin çoğunluğu ise haklı olarak, bu konudaki uygulamaların özel ve geçici bir izin olduğu, başkalarına teşmil edilemeyeceği görüşünü benimsemişlerdir.
Müctehidlerin çoğuna göre iki yaşını doldurmamış çocuğun midesine inen bir yudum süt dahi “süthısımlığı” ilişkisi için yeterlidir. Bazı rivayetlere dayanarak bunu beş doyumluk emmeye kadar çıkaranlar olmuştur (Müslim, “Radâ‘”, 26-32; Ebû Dâvûd, “Radâ‘”, 9-11; bu konuda geniş bilgi için bk. Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u İslâmiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul 1985, II, 78-92).
Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 43
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ
Fiil cümlesidir. حُرِّمَتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. عَلَيْكُمْ car mecruru حُرِّمَتْ fiiline mütealliktir. اُمَّهَاتُكُمْ naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ kelimeleri atıf harfi وَ ile اُمَّهَاتُكُمْ ’e matuftur.
الّٰت۪ٓي cemi müennes has ism-i mevsûl اُمَّهَاتُكُمْ ‘nün sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اَرْضَعْنَكُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَرْضَعْنَ fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَخَوَاتُكُمْ atıf harfi وَ ’la اُمَّهَاتُكُمُ ’e matuftur. مِنَ الرَّضَاعَةِ car mecruru اَخَوَاتُكُمْ ’un mahzuf haline mütealliktir. اُمَّهَاتُ atıf harfi وَ ’la önceki اُمَّهَاتُكُمْ ’e matuftur. نِسَٓائِكُمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
رَبَٓائِبُكُمُ atıf harfi وَ ’la اُمَّهَاتُ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
الّٰت۪ٓي müfred müennes has ism-i mevsûl رَبَٓائِبُكُمُ ’un sıfatı olarak mahallen merfûdur. ف۪ي حُجُورِكُمْ car mecruru ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ نِسَٓائِكُمُ car mecruru الّٰت۪ي ’nin mahzuf haline mütealliktir.
الّٰت۪ٓي cemi müennes has ism-i mevsûl نِسَٓائِكُمُ ’un sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası دَخَلْتُمْ بِهِنَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
دَخَلْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. بِهِنَّ car mecruru دَخَلْتُمْ fiiline mütealliktir.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
حُرِّمَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَرْضَعْنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رضع ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek anlamını olumsuz maziye çeviren edattır.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونُوا nakıs, نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı تَكُونُٓوا ‘nün ismi olarak mahallen merfûdur. دَخَلْتُمْ cümlesi, تَكُونُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. دَخَلْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. بِهِنَّ car mecruru دَخَلْتُمْ fiiline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
جُنَاحَ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. عَلَیۡكُمۡ car mecruru لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
حَلَٓائِلُ atıf harfi وَ ’la اُمَّهَاتُ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. اَبْنَٓائِكُمُ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اَبْنَٓائِكُمُ ’un sıfatı olarak mahallen mecrurdur. مِنْ اَصْلَابِكُمْ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir.Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ ve masdar-ı müevvel atıf harfi وَ ile اُمَّهَاتُكُمْ ’e matuf olup, mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَجْمَعُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَ mekân zarfı تَجْمَعُوا fiiline mütealliktir. الْاُخْتَيْنِ muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için, cer alameti ى ‘dir.
اِلَّا istisnâ edatı olup, istisna-i munkatı’a dır. Müşterek ism-i mevsûl مَا müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası قَدْ سَلَفَ ’dir. Aid zamir هُو ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. سَلَفَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. غَفُورًا kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. رَح۪يمًا ikinci haberi olup fetha ile mansubdur.
غَفُورًا - رَح۪يمًا ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْكُمْ , durumun önemini vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
Birbirine matuf اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ kelimeleri temasül nedeniyle حُرِّمَتْ fiilinin faili olan اُمَّهَاتُكُمْ ‘a atfedilmiştir. Kelimeler arasında murâât-ı nazir sanatı ve derecelendirme vardır.
Nikahlamanın haram olduğu kişilerin sayılması, taksim sanatıdır.
اُمَّهَاتُكُمُ için sıfat konumunda olan müfret müennes has ism-i mevsûl الّٰت۪ٓي ‘nin sılası olan اَرْضَعْنَكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
رَبَٓائِبُكُمُ için sıfat konumunda olan ikinci ism-i mevsûl الّٰت۪ٓي ‘nin sılası mahzuftur. ف۪ي حُجُورِكُمْ car mecruru bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
نِسَٓائِكُمُ için sıfat konumundaki üçüncü ism-i mevsûl الّٰت۪ٓي ‘nin sılası olan دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الّٰت۪ٓي - اُمَّهَاتُكُمْ - اَخَوَاتُكُمْ - بَنَاتُ - kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الرَّضَاعَةِ - اَرْضَعْنَكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Haram olanların sayılması taksim sanatıdır.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ [Analarınız size haram kılındı.] cümlesinde mecaz-ı mürsel vardır. Haram kılınan; annelerle evlenmektir. Burada muzâf hazfedilmiştir.
حُرِّمَتْ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
İzafetler, az sözle çok anlam ifadesi içindir.
الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ sözü, cinsî münasebetten kinayedir.
اُمَّهَاتُ kelimesi أُمَّةٍ veya أُمَّهَةٍ kelimesinin çoğuludur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
رَبَٓائِبُ kelimesi رَبِيبَةٍ kelimesinin çoğuludur. Bu kelime ise bir kimsenin hanımının başkasından olan kızı anlamına gelip, kelime manası “terbiye edilmiş” demektir. Çünkü bu kızı terbiye eden o adamdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayette kan bağı ve süt bağının değeri çok iyi vurgulanmıştır.
رَبَٓائِبُكُمُ evlatlık demektir. İsm-i faildir ama mef’ûl manasında kullanılmıştır. İsme nakledildiği için tekil halinin sonuna ةِ gelmiştir. رَبَّ; eğitti demektir. Bir kadınla evlenip onun kızını kendi odasında yetiştirince evlatlık olur. Senin çocuğun gibi olur. Yetişkin bir kız çocuğu olarak geldiyse o bu konu dışında kalır. O kadınla boşanırsa o yetişkin kız çocuğu ile evlenebilir.
Allah Teâlâ çok merhametlidir ki hataya düşmeyelim diye bunları böyle detayları ile anlatmıştır.
Allah Teâlâ on dört sınıf kadının haram olduğunu, bu ayet-i kerime ile beyan etmiştir: Bunlardan yedisi nesep cihetinden haram olup şunlardır: Anneler, kızlar, kız kardeşler, halalar, teyzeler, erkek kardeşin kızları ve kız kardeşin kızları… Diğer yedisi ise nesep cihetinden değildir. Bunlar süt anneler, süt kız kardeşler, karıların anaları, zifafa girmiş oldukları karılarının başka kocadan olan kızları, oğulların ve babaların hanımları -ancak ne var ki oğulların hanımlarının haram oluşu burada, babaların hanımlarının haram oluşu bir önceki ayette zikredilmiştir- ve iki kız kardeşi aynı anda nikâhı altında bulundurmak. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ [Size anneleriniz… haram kılındı.] ifadesinin anlamı, anneleriniz ile evlenmenin haram kılındığıdır. Tıpkı [Babalarınızın nikâhlamış olduğu kadınları nikâhlamayın. (Nisa Suresi, 22)] ayeti gibidir. Çünkü onların haram kılınmasından anlaşılan, onlarla evlenmenin haram olduğudur. İçkinin haram kılınmasından, içkinin içilmesinin haram olduğunun anlaşılması gibi. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
a) Şüphe yok ki أم lafzıyla burada aslî anneler kastedilmiştir. Binaenaleyh aslî annelerin nikâhının haram oluşu, işte bu vecihten, bu ayetten anlaşılmış olur. Ama ninelerin nikâhının haram oluşu ise bu ayetten anlaşılmayıp aksine icma’dan elde edilmiştir.
b) Allah Teâlâ bu ayeti, her seferinde bir başka manayı kastederek iki defa îrad etmiştir. Ama biz أم lafzının aslî anneyi ifade etmede hakikat, nineleri ifade etmede ise mecaz olduğunu söylersek bu durumda tek bir lafzın aynı anda hem hakiki hem de mecazi manada kullanılamayacağı sabit olur. O zaman da أم lafzının, aslî anne ile nineleri ifadede hakikat olması halinde zikretmiş olduğumuz o iki izah şekli tekrar ortaya çıkar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Üslup nehiy uslubundan حُرِّمَتْ buyurularak haber üslubuna değiştirilmiştir. İbni Abbas cahiliye döneminde de, babaların eşlerinin haram olması ve iki kardeşle evli olmak dışında haramların var olduğunu bu nedenle iki kardeşle aynı anda evlenmeme hükmünün muzari sıygasıyla geldiğini söyler. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ
فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubunda gelen terkipte اِنْ , cezm eden şart harfi, لَمْ cezm ve nefy harfidir. Şart cümlesi olan لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ , menfi muzari sıygada gelen nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. دَخَلْتُمْ بِهِنَّ cümlesi كَانَ ’nin haberidir
كَانَ ’nin haberinin, mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ , cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. جُنَاحَ kelimesi لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. عَلَيْكُمْ ’ nin müteallakı olan لَا ’nın haberi mahzuftur.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
وَ harfiyle gelen وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْ izafeti, ayetteki ilk اُمَّهَاتُكُمْ ’e matuftur.
اَبْنَٓائِكُمُ için sıfat konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ‘nin sılası mahzuftur. مِنْ اَصْلَابِكُمْ car-mecruru, bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ cümlesi, masdar tevilinde yine ayetteki ilk اُمَّهَاتُكُمْ ’e atfedilmiştir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müstesna konumunda olan müşterek ism-i mevsûl olan مَا ’nın sılası olan قَدْ سَلَفَ cümlesi, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
دَخَلْتُمْ ’un tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.
حُرِّمَتْ - حَلَٓائِلُ arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı bulunan لَا جُنَاح ve حَلَٓائِلُ kelimeleriyle حُرِّمَتْ kelimesi arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ
Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, haşyet duyguları uyandırmak ve tehdit ve içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
كَانَ غَفُوراً رَح۪يماً cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir. Nakıs fiil كَانُ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 124)
Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle ayetteki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
كَانَ ’nin haberi olan غَفُورًا , رَح۪يمًا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında وَ olmaması Allah’a ait bu iki sıfatın her ikisinin birden mevcudiyetine işarettir.
غَفُورًا - رَح۪يمًا kelimeleri mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Allah Teâlâ kendi vasıflarını كَانَ ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden كَانَ bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığını belirtir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ‘nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)