Nisâ Sûresi 24. Ayet

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً  ٢٤

(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالْمُحْصَنَاتُ ve evli olanlar (haramdır) ح ص ن
2 مِنَ -dan
3 النِّسَاءِ kadınlar- ن س و
4 إِلَّا dışında
5 مَا
6 مَلَكَتْ geçen(cariye)ler م ل ك
7 أَيْمَانُكُمْ ellerinize ي م ن
8 كِتَابَ yazdığı(yasaklar)dır ك ت ب
9 اللَّهِ Allah’ın
10 عَلَيْكُمْ size
11 وَأُحِلَّ ve helal kılındı ح ل ل
12 لَكُمْ size
13 مَا
14 وَرَاءَ ötesi و ر ي
15 ذَٰلِكُمْ bunlardan
16 أَنْ
17 تَبْتَغُوا istemeniz ب غ ي
18 بِأَمْوَالِكُمْ mallarınızla م و ل
19 مُحْصِنِينَ iffetli yaşamak ح ص ن
20 غَيْرَ غ ي ر
21 مُسَافِحِينَ zina etmemek س ف ح
22 فَمَا
23 اسْتَمْتَعْتُمْ yararlanmanıza karşılık م ت ع
24 بِهِ
25 مِنْهُنَّ onlardan
26 فَاتُوهُنَّ onlara verin ا ت ي
27 أُجُورَهُنَّ kesilen ücretlerini ا ج ر
28 فَرِيضَةً bir hak olarak ف ر ض
29 وَلَا yoktur
30 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
31 عَلَيْكُمْ üzerinize
32 فِيمَا hakkında
33 تَرَاضَيْتُمْ karşılıklı anlaşmanız ر ض و
34 بِهِ
35 مِنْ
36 بَعْدِ sonra ب ع د
37 الْفَرِيضَةِ hakkın kesiminden ف ر ض
38 إِنَّ şüphesiz
39 اللَّهَ Allah
40 كَانَ ك و ن
41 عَلِيمًا bilendir ع ل م
42 حَكِيمًا hüküm ve hikmet sahibidir ح ك م
 

Nisa suresi bazi ayetleri uzun ve hüküm icerdikleri icin detayli okumak isteyenler icin link paylasiyorum, hukum ayetlerinde…

https://Kur’ân.diyanet.gov.tr/tefsir/Nisâ-suresi/517/24-ayet-tefsiri

 
 حَصَان kelimesinin çoğulu ise حُصُن dur. Namuslu ve saygın olan kadına denir.اُحْصِنَّ Evlenince demektir. Buna göre de حَصَان korunmuş demek olur. Bu, kişinin ya iffetiyle ya da evlenmek suretiyle kendisini korumasıdır.مُحْصِن dendiğinde koruması bizzat kendisinden olan özelliği düşünülmüş olurken, مُحْصَن dendiğinde ise koruması başkası tarafından sağlanan özelliği düşünülmüş olur. (Müfredat)

Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 18 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli hısnu'l (müslim)dir. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

 

Hasune kelimesi Kur’ân'da şu anlamlarda kullanılir:

  • Evlilik, bu ayette olduğu gibi
  • İffet, Nisa/25 Muhsinin
  • Hür, Nisa/25 muhsanât
  • İslam, Nisa/25 izâ uhsinne

Evlilik karı kocanın pek çok şeye karşı bir günlük korunmasını sağlar.

İffet insanı uygun olmayan şeyleri yapmaktan korur.

Hürriyet insanın başkasının kendisine hükmetmesinden korur.

İslam nefis ve şehvet tüm davetine karşı insanı korur. (Medine Balcı 7. Cilt sayfa 9))

 

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ


الْمُحْصَنَاتُ  atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  اُمَّهَاتُكُمْ ‘e matuftur.  مِنَ النِّسَٓاءِ  car mecruru  الْمُحْصَنَاتُ ’nun mahzuf haline mütealliktir.

اِلَّا  istisnâ edatı olup, istisna-i munkatı’a dır. Muttasıl olması da caizdir. مَا  müşterek ism-i mevsûl, müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ ’dür. Îrabtan mahalli yoktur.

Fiil cümlesidir. مَلَكَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تۡ  te’nis alametidir.  اَيْمَانُكُمْ  fail olup damme ile merfudur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْۚ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُحْصَنَاتُ ; sülâsi mücerredi حصن  olan fiilin ism-i mefûlüdür.

 

 كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ

 

Fiil cümlesidir. كِتَابَ  mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri, كتب  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir.

وَ  istînâfiyyedir.  اُحِلَّ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. لَكُمْ  car mecruru  اُحِلَّ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. وَرَٓاءَ  mekan zarfı, mahzuf sılaya mütealliktir. ذا  işaret ismi sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir.  ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  كُمْ  muhatap zamiridir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  مَا ’dan bedel olarak mahallen merfûdur. Veya mahzuf harf-i cer ile  اُحِلَّ  fiiline mütealliktir. Takdiri; بأن تبتغوا أو لأن تبتغوا (İstediğiniz için) şeklindedir.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَبْتَغُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاَمْوَالِكُمْ  car mecruru  تَبْتَغُوا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مُحْصِن۪ينَ  hal olup, nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَبْتَغُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بغي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اُحِلَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حلل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

مُحْصِن۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

مُسَافِح۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan müfa’ale babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

 فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ 

 

İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir.  مَا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

اسْتَمْتَعْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  بِه۪  car mecruru  اسْتَمْتَعْتُمْ  fiiline mütealliktir. مِنْهُنَّ  car mecruru  اسْتَمْتَعْتُمْ  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اٰتُو  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اُجُورَهُنَّ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  فَر۪يضَةً  kelimesi  اُجُورَهُنَّ ‘nin hali olup fetha ile mansubdur. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَمْتَعْتُمْ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, متع ‘dir. 

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar. 

 اٰتُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.


وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. عَلَیۡكُمۡ  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  ف۪ي  harf-i ceriyle  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.  İsm-i mevsûlun sılası  تَرَاضَيْتُمْ بِه۪  ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

تَرَاضَيْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  بِه۪  car mecruru  تَرَاضَيْتُمْ  fiiline mütealliktir. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  بِه۪ ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir.  الْفَر۪يضَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

تَرَاضَيْتُمْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi  رضو ‘dir. 

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)               

 اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً

 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَل۪يمًا  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.  حَك۪يمًا  ikinci haberi olup fetha ile mansubdur. 

عَل۪يمًا - حَك۪يمًا ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ

 

 Ayet, önceki ayetin devamıdır.  وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ  atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  اُمَّهَاتُكُمْ ‘a atfedilmiştir.  مِنَ النِّسَٓاءِ  car mecruru  الْمُحْصَنَاتُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

İstisna edatı  اِلَّا ’dan sonra müstesna olarak gelen ism-i mevsûl  مَا , muttasıldır. Sılası olan  مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ  (ele geçirdikleriniz müstesna) ifadesiyle Müslümanların ele geçirdiği esir kadınlar kastedilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayette mülkiyet, اَيْمَانُ (sağ ellere) isnat edilmiştir ki kelime kelime tercümesi “sağ ellerinizin malik olduğu” demektir. Çünkü mülkiyet, genellikle sağ el ile yapılan bir akitle gerçekleşir. Bu malikiyet, köleler ve özellikle kadın köleler için kullanılır. Zaten burada da kastedilen kadın kölelerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

مُحْصَنَ , evli kadın demektir. Muhsane denmesi, kocası ya da velisi tarafından harama düşmekten korunduğu içindir. Evli kadına (fail sıygası ile) مُحْصِنَ de denir; çünkü evli kadın; Fercini (namusunu) kocası dışındaki erkeklerden korur, Ya da kocasını harama düşmekten korur.

Bazı müfessirlere göre (مُحْصَنَ  kelimesinin masdarı olan)  إِحْصَن, Kur’an’da şu dört manada kullanılır: Burada olduğu gibi “evlilik”; Bu ayetteki  مُحْصِن۪ينَ  kelimesinde olduğu gibi “iffet”; 25. ayette geçen  الْمُحْصَنَاتُ  kelimesinde olduğu gibi “hür”; 25. ayette geçen  فَاِذَا اُحْصِنَّ  cümlesinde olduğu gibi “İslam”. 

Nitekim  اُحْصِنَّ  fiili, bir görüşe göre “Müslüman oldukları zaman…” şeklinde tefsir edilmiştir. Ayetteki  الْمُحْصَنَاتُ  kelimesi, evli kadınlar demekken, ondan sonra  مِنَ النِّسَٓاءِ [kadınlardan] kelimesinin zikredilmesi, tekid için olup  الْمُحْصَنَاتُ  kelimesinin, erkeklere de şâmil olma vehmini kaldırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s - Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ  [Sağ ellerinizin sahip olduğu] ibaresinde cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. Bir şeye sahip olmak çoğunlukla sağ elle yapılan akitlerle gerçekleşir. Âşûr, burada tezyîl olduğunu belirtir.

كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  كِتَابَ اللّٰهِ  izafeti, takdiri  كُتِبَ  (Farz kılınmıştır) olan mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.  عَلَيْكُمْ bu mahzuf fiile mütealliktir. 

Veciz ifade kastına matuf  كِتَابَ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olan  كِتَابَ , tazim edilmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesinde tecrîd sanatı vardır.

كِتَابَ اللّٰهِ  sözünde tevriye vardır. Kitap kelimesinin yakın anlamı değil, uzak anlamı olan “farz kılma” manası kastedilmiştir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ  [Allah’ın üzerinizdeki yazılı hükmü olarak] ifadesindeki  كِتَابَ  mef‘ûlu mutlaktır; yani haram kılınan şeyleri haram saymanızı Allah size bir hüküm olarak koymuştur, bir farz olarak belirlemiştir ki bu da O’nun haram dediği şeyleri haram kabul etmektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye  وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında, haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اُحِلَّ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَكُمْ , durumun önemini vurgulamak için naib-i faile takdim edilmiştir.  

Naib-i fail konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası mahzuftur. İşaret ismi  ذٰلِكُمْ ‘un muzafı olan  وَرَٓاءَ   mekân zarfı, bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Allah'ın koyduğu yasaklara işaret eden işaret ismi  ذٰلِكُمْ ‘de istiare vardır. 

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de ‘‘vücudun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi) 

وَرَٓاءَ  mecaz olarak  غَيْرَ ودُونَ (onsuz) manasında kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَ  cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen  ب  harfi ile birlikte  اُحِلَّ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مُحْصِن۪ينَ  kelimesi تَبْتَغُوا  ‘deki failin haldir.  Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. 

Bu sayfada  مُحْصِن۪ينَ  kelimesi iki kere ve farklı anlamlarda geçmektedir.  حْصِن۪ , kale demektir. Burada [evli kadın] manasındadır. Evli kadın, kocası tarafından kale gibi korunmuş olan kadın demektir.

غَيْرَ مُسَافِح۪ينَ  izafeti, cümledeki ikinci haldir.

غَيْرَ مُسافِحِينَ  ifadesinde tasrihi istiare vardır. Cenâb-ı Hak, “Zina etmemek” ifadesinde zinayı, nehirlerdeki suya benzetmiştir. Çünkü zinada maksat nesil sahibi olmak değil sadece nutfeyi atmaktır. (https://tafsir.app/aljadwal/4/24)

سَفِح۪  fiili; nehirdeki suyun fazla fazla, çok dökülmesi demektir. Zina çokluğu, suyun hızlıca nehre dökülmesine benzetilmiştir. Câmi’si; taşkınlık, ölçüsüzlük ve suyun taşarak boşa gitmesidir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an) Yani ayet-i kerimede  غَيْرَ مُسَافِح۪ينَ  [zina yapmayarak] buyurulmuştur.

مُحْصِن۪ينَ  [İffetliler] - مُسَافِح۪ينَۜ  [Zina edenler] kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

الْمُحْصَنَاتُ - مُحْصِن۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاُحِلَّ لَكُمْ  [Size helal kılındı] ifadesi  كِتَابَ اللّٰهِ  ifadesini nasb eden gizli fiile atfedilmiştir yani Allah bunların haramlığını size kesin olarak bildirmiş, bunların dışındakilerini ise size helal kılmıştır.  اَنْ تَبْتَغُوا  ifadesi mef’ûlun lehtir yani hangileri helal hangileri haram size açıklamıştır ki Allah’ın sizin için geçinme vesile kıldığı “mallarınızla” iffetli olarak ve zina etmeyerek evlenmeyi “talep edesiniz.” Böyle yaparsanız, mallarınızı size helal olmayan şeylerin peşinde zayi etmemiş ve fakir duruma düşmemiş olursunuz. Dünyanız da ahiretiniz de elinizden gitmemiş olur. Çünkü iki hüsrana birden yol açan bir şeyden daha büyük bir bozukluk yoktur! (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ 

 

فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubundaki terkipte  مَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ  cümlesi şarttır.

Şart ismi  مَا , mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki  اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ  cümlesi, haberdir. 

Haberin, şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip olması da caizdir.

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi  فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةً , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

اُجُورَهُنَّ ‘den hal olan  فَر۪يضَةًۜ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اُجُورَهُنَّ - بِاَمْوَالِكُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ  [Onlara ücretlerini verin.] cümlesinde tasrihi istiare vardır,  اُجُورَ  lafzı مهور  yerinde müstear olarak kullanılmıştır. Çünkü مهر  şeklen ücrete benzer. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, https://tafsir.app/aljadwal/4/24

Mehir, ücret olarak ifade edilmiştir, çünkü kadınların bedenlerinin, kadınlıklarının ücretidir. (bu yoldan elde ettikleri bir nevi güvencelerdir).(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli ’s -Selîm, Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ  [O hâlde onlardan yararlandığınız şeye] yani cinsel birliktelik, halvet-i sahiha ve nikâh akdine “karşılık nikâh bedellerini verin.” İfade,  فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ عَلَيْهِ  takdirinde olup zamir düşürülmüştür, çünkü anlamada zorluk yoktur.

اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ  [Bunlar gerçekten kararlılık isteyen şeylerdendir. (Lokman Suresi, 17)] ayetinde olduğu gibi ki burada da  مِنْهُ  düşürülmüştür.  مَا ’nın “kadınlar” anlamında,  مِنْ ’in de tebiziyye veya beyaniyye olması da caizdir. [Yani “O kadın ki (veya kadınlardan biri ki) kendisinden yararlanmaktasınız, işte bu yararlanmaya karşılık onlara mehirlerini verin.”] Bu durumda,  بِه۪ ’deki zamir  مَا ’nın lafzı ile bağlantılıyken  فَاٰتُوهُنَّ ’deki zamir, anlamı ile bağlantılıdır [yani zamir ilkinde müfred, diğerinde çoğul olmuştur, çünkü  مَا  lafzen müfred, ancak anlamca çokluk ifade eder].  اُجُورَهُنَّ  (ücretlerini) ifadesi, “mehirlerini” demektir, çünkü mehir cinsel birlikteliğin karşılığıdır.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

 وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ 

وَ , istînâfiyyedir. Cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  عَلَيْكُمْ ’un müteallakı olan  لَا ’nın haberi mahzuftur.

لَا ’nın mahzuf haberine müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِ  car mecruru  بِهِ ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

الْفَر۪يضَةِ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَا جُنَاحَ - اُحِلَّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı,  اُحِلَّ - جُنَاحَ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

Mehrin takdirinden sonra kadının, mehrinin bir kısmını kocasına bağışlaması veya tamamından onu ibra etmesi halinde hiçbir sorumluluk kalmaz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

 

اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً

 

Ayetin son cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi sebebiyle tekit ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

اِنّ ’nin haberi,  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Allah Teâlâ kendi vasıflarını  كَانَ  ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden  كَانَ  bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır.. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî  كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığını belirtir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda  söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ‘nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

Allah Teâlâ’ya ait iki haber olan  عَل۪يمًا - حَك۪يمًا  sıfatlarının arasında  و۬  olmaması bu sıfatların Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetine işaret eder. Bu kelimelerin ayetin konusuyla olan anlam bütünlüğü teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

عَل۪يمًا - حَك۪يمًا  sıfatları arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.