Nisâ Sûresi 28. Ayet

يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفاً  ٢٨

Allah, sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يُرِيدُ istiyor ر و د
2 اللَّهُ Allah
3 أَنْ
4 يُخَفِّفَ hafifletmek خ ف ف
5 عَنْكُمْ sizden
6 وَخُلِقَ ve yaratılmıştır خ ل ق
7 الْإِنْسَانُ insan ا ن س
8 ضَعِيفًا zayıf ض ع ف
 

Bir önceki ayetin çözüm alanına giren konulardaki içerdiği yasal düzenlemelerde, hükümlerde ve direktiflerdeki hafifletmeye yönelik ilâhi irade son derece belirgindir. Bu irade, fıtrî içgüdülerin birer psikolojik realite olarak tanınmasında, bu içgüdülerin isteklerini karşılayan yasal düzenlemelerin getirilmesinde enerjilerinin verimli, güvenli ve yararlı alanlara yöneltilmesinde ortaya çıkar. Ayrıca tatminlerinin temiz, arınmış ve yücelmiş bir ortamda gerçekleştirilmesinde, bunalıma ve sapık davranışlara yol açacak biçimde baskı altında tutulmalarından kaçınılmasında ve bunun yanında sınırsız ve kayıtsız tatmin arama yollarında başıboş bırakılmamalarında somutlaşır.

İnsan hayatını düzenleyen ilâhi sistemin kapsamına aldığı genel hayat alanına gelince, bu alandaki hafifletmeye yönelik ilâhi irade de belirgindir. Bunun somut göstergesi yüce Allah’ın insan fıtratını, insanın gücünün sınırlarını ve gerçek ihtiyaçlarını bir bütün olarak gözetmesi, yapıcı insan enerjilerini özgür bırakması, bu insan enerjilerinin etrafında heder olmalarını ve kötüye kullanılmalarını önleyecek koruyucu duvarlar örmesidir.

Çoğu kimse, -özellikle kadın-erkek ilişkilerinde- yüce Allah’ın sistemine bağlı kalmanın zor ve sıkıntılı, buna karşılık nefislerinin arzuları peşinden sürüklenenlerin başıboşluk yolunu izlemelerinin kolay ve mutluluk verici olduğunu sanır. Bu kocaman bir saplantıdır. Farz edelim ki, içgüdüleri bütün sınırlayıcı engellerden kurtarılarak tamamen başıboş bırakılmış; insan her davranışında sırf içgüdüsel hazzı arar olmuştur. Hazzın. tek belirleyici faktör olarak baş köşeye kurulduğu böyle bir ortamda “sorumluluk” bilincinin adı anılmaz olmuş; insanlar dünyasında kadın-erkek ilişkilerinin amacı, bu ilişkilerin hayvanlar dünyasındaki amacı ile tamamen özdeşleşmiş; karşı cinsler arasındaki ilişkiler her türlü ahlâkî sınırlamadan ve sosyal sorumluluktan soyutlanmış olsun. Bütün bunlar ilk bakışta kolaylık rahatlık ve özgürlük olarak görünürler. Oysa aslında birer sıkıntı, zorluk, bunalım ve ağır yüktürler. Bunların sarsıcı sonuçları sosyal hayatta -hatta bireysel hayatta- üzücü, yıkıcı ve mahvedicidir.(Fizilalil Kur’ân/Seyyid Kutub)

 

يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ

 

Fiil cümlesidir.  يُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle amili  يُر۪يدُ  ‘nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُخَفِّفَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.  عَنْكُمْۚ  car mecruru  يُخَفِّفَ  fiiline mütealliktir. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُر۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

يُخَفِّفَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  خفف ’dir. 

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفاً 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  خُلِقَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. الْاِنْسَانُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur.  ضَع۪يفًا  hal olup, fetha ile mansubdur.   

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ

Ayet, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُخَفِّفَ عَنْكُمْ  cümlesi, masdar teviliyle  يُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

Masdar-ı müevvel, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade eden muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

يُخَفِّفَ  fiilinde tazmin sanatı vardır. Hafifletmek anlamındaki  خَفِّفَ  fiili  عَنْ  harf-i ceriyle kullanılınca rahatlatmak anlamına gelmiştir.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُخَفِّفَ  fiili tef’il babındandır. Bu bab çokluk anlamıyla Allah’ın ümmet-i Muhammed’e ilahi lütfunun çokluğunu bildirir. Duhul anlamıyla bu hafifliği sizin içinize, işinize, her halinize dahil etmek ister demektir. Bu bab lazım fiili, müteaddiye çevirir. Yani sizi hafif hale getirmek ister manasındadır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

Ayette geçen  اَنْ يُخَفِّفَ  [hafifletme] ile ilgili iki açıklama yapılmıştır:

a) Bundan murad, zaruret esnasında, cariyelerle evlenmenin mübah kılınmış olmasıdır. Bu, Mücahid ve Mukâtil'in görüşüdür:

b) Diğer alimler ise: Bu, şeriatın bütün hükümleri ile kendisinden bize bir lütuf olmak üzere bize müyesser kılıp kolaylaştırdığı ve İsrailoğullarına ağırlaştırdığı gibi bize ağırlaştırmamış olduğu bütün teklifleri hakkında umûm ifade eden bir tabirdir, demişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفاً

وَ , istinafiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

Hafifletme sebebini bildiren ta’lîl cümlesi mesabesindedir.

خُلِقَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

ضَع۪يفًا  kelimesi haldir. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Hal anlamı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

ضَع۪يفًا -  يُخَفِّفَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İnsanın zayıflığı; yaratılıştaki zayıflık da, emir ve yasaklara uyma konusundaki zayıflık da olabilir.

Bu son cümle tezyîl (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Bir fikri pekiştirmek ve daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla bir ifadenin arkasından söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan ek bir ifadenin getirilmesi şeklinde gerçekleşen bir ıtnâb üslûbudur. (TDV İsmail Durmuş)

İbni Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Nisa Suresi’nde sekiz ayet vardır ki bunlar, bu ümmet için, üzerine güneş doğup batan her şeyden daha hayırlıdır. Bu ayetler şunlardır:

1- “Allah, size tebyin etmek (belirtmek, açıklamak), sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tövbenizi kabul etmek ister. Allah her şeyi hakkıyla bilen (Alîm)dir, hükümlerinde hikmet sahibidir.” (Nisa Suresi, 26)

2- “Allah, sizin tövbelerinizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir meyille sapmanızı isterler.” (Nisa Suresi, 27)

3- “Allah, sizi hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa Suresi, 28)

4- “Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük kusurlarınızı örter ve sizi pek şerefli bir yere yerleştiririz.” (Nisa Suresi, 31)

5- “Allah şüphesiz kimseye zerre kadar zulüm (haksızlık) etmez. İyilik zerre kadar da olsa onu kat kat artırır.” (Nisa Suresi, 40)

6- “Allah, kendisine şirk (eş, ortak) koşulmasını affetmez. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.” (Nisa Suresi, 48)

7- “Kim bir kötülük işler veya kendine zulmeder, sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı mağfiret ve merhamet sahibi bulur.” (Nisa Suresi, 110)

8- “Eğer siz şükreder ve iman ederseniz, Allah size niçin azap etsin?” (Nisa/147) (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)