يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً ٢٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | امَنُوا | inanan(lar) |
|
| 4 | لَا |
|
|
| 5 | تَأْكُلُوا | yemeyin |
|
| 6 | أَمْوَالَكُمْ | mallarınızı |
|
| 7 | بَيْنَكُمْ | aranızda |
|
| 8 | بِالْبَاطِلِ | batılla (haksız yere) |
|
| 9 | إِلَّا | haricinde |
|
| 10 | أَنْ |
|
|
| 11 | تَكُونَ | olan |
|
| 12 | تِجَارَةً | ticaret |
|
| 13 | عَنْ |
|
|
| 14 | تَرَاضٍ | rızanızla yaptığınız |
|
| 15 | مِنْكُمْ | kendi |
|
| 16 | وَلَا |
|
|
| 17 | تَقْتُلُوا | öldürmeyin |
|
| 18 | أَنْفُسَكُمْ | canlarınızı |
|
| 19 | إِنَّ | doğrusu |
|
| 20 | اللَّهَ | Allah |
|
| 21 | كَانَ |
|
|
| 22 | بِكُمْ | size karşı |
|
| 23 | رَحِيمًا | çok merhametlidir |
|
Ticaret تِجَارَة sözcüğü kar elde etmek amacıyla sermayeyi kullanmaktır. İbnul Arabi der ki: 'falan tâcirdir ifadesi; o şu işin ustasıdır, kazançlı tarafını bilir demektir.' (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle 9 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri tâcir, ticâret ve tüccardır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الَّذ۪ينَ münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ ’dır.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَأْكُلُوا fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْوَالَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَيْنَ zaman zarfı, اَمْوَالَكُمْ ’un mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِالْبَاطِلِ car mecruru تَأْكُلُٓوا ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, متلبسين بالباطل (Batıla bulanarak) şeklindedir.
اِلَّٓا istisnâ edatı olup, istisna-i munkatı’a dır. اَنْ ve masdar-ı müevvel, müstesna olarak mahallen mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هى ‘dir. تِجَارَةً kelimesi تَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
عَنْ تَرَاضٍ car mecruru تِجَارَةً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. مِنْكُمْ car mecruru تَرَاضٍ ’ın mahzuf sıfatına müteallik olup, mahzuf يْ üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Mankus isimdir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَقْتُلُٓوا fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَكُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. İrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِكُمْ car mecruru رَح۪يمًا ’e mütealliktir. رَح۪يمًا kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
رَح۪يمًا ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Bu inşâ cümlesi irşad (doğru davranma şeklini göstermek, insanları hatadan kurtarmak) için gelmiştir.
يَٓا nida edatı, اَيُّ münadadır. هَا tekid ifade eden tenbih harfidir. الَّذ۪ينَ münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
الَّذ۪ينَ ismi mevsûldur, kendinden sonra gelen konuya dikkat çeker. Ayrıca muhatap tarafından bilinen kişiler için kullanılır. Demek ki çevrede imanları ile bilinen bir grup vardır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.
İman kelimesi fiil olarak اٰمَنُوا şeklinde gelmiştir. Bu imanınızın kıymetini bilin, bu iman üzere devam edin, imanınızı koruyun demektir. İsim olarak gelip مؤْمِنُونَ buyurulsaydı, bu manalar anlaşılmazdı.
Bazı salihler Allah Teâlâ'nın ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا [Ey iman edenler] sözünü işitince sanki Allah'ın nidasını işitmiş gibi, لبيك وسعديك “Emret Allah'ım, emrine amadeyim” der. Böyle söylemek Kur’an'ın edebidir.
Nidanın cevap cümlesi olan لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ , nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır.
تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ [Malları yemek] ibaresinde tağlîb sanatı vardır. En çok yemeğe sarf edildiği için böyle kullanılmıştır. Cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürsel olduğu da söylenebilir.
Veya mal, lezzetli bir yiyeceğe benzetilerek istiare yapılmıştır.
اَمْوَالَكُمْ [Sizin mallarınız] izafeti, muzâfun ileyhi tahkir içindir. Yediğimiz mala dikkat çeker.
بِالْبَاطِلِ ibaresindeki بِ harf-i ceri mülabese içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بِالْبَاطِلِ car mecruru تَأْكُلُٓوا ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, متلبسين بالباطل (Batıla bulanarak) şeklindedir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
بِالْبَاطِلِ [bâtıl]dan murad, gasb, hırsızlık, hiyanet, kumar ve riba (faiz) gibi şeriate aykırı olan, şeriaitin mübah saymadığı yollardır. Yani “Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını şer’i olmayan yollarla yemeyin; ancak tarafların rızası ile gerçekleşen ticaret müstesna yahut ticaret malları müstesna” demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِلَّٓا , istisna harfi, اَنْ masdar harfidir. Akabindeki تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ cümlesi, masdar tevilinde müstesnadır. Masdar-ı müevvel, كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عَنْ تَرَاضٍ car mecruru تِجَارَةً ’in, مِنْكُمْ car-mecruru ise تَرَاضٍ ‘nın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatların hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nidanın cevabına atfedilen وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İstisna, münkatı’dır. Çünkü “Sizden karşılıklı bir rızadan (doğan) ticaret” mefhumu, “malı batıl bir yolla yeme” cinsinden bir şey değildir. Buna göre buradaki edat, “fakat…” manasındadır. Mana, “Lakin o malı, karşılıklı bir rızadan doğan ticaret ile yemek helaldir.” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Alışveriş şekillerinden özellikle ticaret zikredilmiştir. Çünkü mülkiyet, en çok ticaret yoluyla intikal eder ve onurlu insanlar için en uygun olan kazanma şekli de ticarettir. Karşılıklı rızadan maksat, biz Hanefilere göre akdin iki tarafının, satış halinde îcab ve kabul şeklinde tezahür eden karşılıklı rıza veya irade beyanlarıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً ifadesinde تَكُونَ [tam fiil olup], تَقَعَ (gerçekleşir) anlamındadır. Mana, “Ancak aranızda bir ticaret gerçekleşirse…” şeklindedir. Bu ifade إلا أن تكون التجارة تجارة عَنْ تَراضٍ مِنْكُمْ والاستثناء منقطع olarak da okunmuştur. Bu durumda عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُم [karşılıklı rızaya dayalı] ifadesiyle birlikte “Ancak yaptığınız ticaret karşılıklı rızaya dayalı bir ticaret olursa…” anlamındadır. İstisna, münkatı’ olup mana şöyledir: “Mallarınızı kendi aranızda haksız yolla yemeyin, fakat malî kazancınızın karşılıklı rızaya dayalı bir ticaret olmasına yönelin.’’ Ya da “… fakat karşılıklı rızaya dayalı bir ticaret olması yasak değildir.” عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ (Karşılıklı rızaya dayalı) ifadesi ticareti niteler yani karşılıklı rızadan kaynaklanan bir ticaret… Başka geçim yolları da olmasına rağmen özellikle ticaretin dile getirilmesinin sebebi, rızık vesilelerinin çoğunun ticaret kaynaklı olmasıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Nefislerinizi (kendinizi) (birbirinizi) öldürmeyin. Haksız kazanç o kişiyi öldürmek gibidir. Müminler kardeştir. Kardeşinin malını yemek, onu öldürmek kadar kötüdür.
Ayrıca bunu intihar etmeyin şeklinde de yorumlamışlardır. Yahut öldürülmeye müstehak olacağınız işleri yapmayın demektir. Öldürmek fiilinde istiare düşünülebilir. Ahirette azaba düşmenize sebep olacak işler yaparak nefsinizi öldürmeyin, ona kötülük etmeyin manasındadır. Burada nefsi korumak söz konusudur. İslam’da korunacak beş asıl vardır: Bunlar; can, akıl, din, nesil ve maldır.
“Nefsi öldürmek” ibaresi üç yerde geçmiştir. İkisi Nisa Suresi’nde 29 ve 66, biri de Bakara 85. ayettedir. Hem hakikat hem de sebep alakasıyla mecaz olabilir.
Bu ayet-i kerimede nefsi korumakla malı korumak bir arada zikredilmiştir. Çünkü malı korumak da nefsi korumanın öz kardeşi gibidir. Zira mal, nefsi ayakta tutmanın, kemâlata erdirmenin ve faziletler kazanmasının sebebidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Bu hitap Allah'ın müminlere yönelerek bu surede yaptığı ilk hitaptır. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)
Kur’an’da bu tip يَٓا اَيُّهَا formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra اَيُّ harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan هَا gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً
Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Lafza-ı celal اِنَّ ‘nin ismi, كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً cümlesi haberidir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, haşyet duyguları uyandırmak ve tehdit ve içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsned olan كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً cümlesi, nakıs fiil كَانُ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Car mecrur بِكُمْ , ihtimam için amili رَح۪يماً ’e takdim edilmiştir.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 124)
كَانَ ’nin haberi olan رَح۪يماً mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
تَكُونَ - كَانَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah Teâlâ kendi vasıflarını كَانَ ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden كَانَ bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığını belirtir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ‘nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
Bu cümle, geçen nehiylerin illet ve sebebidir. Bu sizin için Allah Teâlâ’nın sonsuz rahmet ve şefkâtidir, işte bundan dolayıdır ki sizi, bunlardan nehyetmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)