Nisâ Sûresi 30. Ayet

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً  ٣٠

Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَنْ kim
2 يَفْعَلْ yaparsa (bilsin ki) ف ع ل
3 ذَٰلِكَ bunu
4 عُدْوَانًا düşmanlık ile ع د و
5 وَظُلْمًا ve zulüm ile ظ ل م
6 فَسَوْفَ yakında
7 نُصْلِيهِ onu sokacağız ص ل ي
8 نَارًا cehenneme ن و ر
9 وَكَانَ ك و ن
10 ذَٰلِكَ ve bu
11 عَلَى karşı
12 اللَّهِ Allah’a
13 يَسِيرًا kolaydır ي س ر
 

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ


İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَفْعَلْ  şart fiili olup, sukün ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. ذٰلِكَ  işaret ismi mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  ل  harfi buud yani uzaklık bildirir,  ك  ise muhatap zamiridir.

عُدْوَانًا  sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur. ظُلْمًا  atıf harfi  وَ ‘la  عُدْوَانًا ’e matuftur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

سَوْفَ  gelecek zamana işaret eder. Alimler bu edatı tesvif -erteleme diye isimlendirmişlerdir. Vaat veya tehdit bulunan yani istenen veya hoşlanılmayan bir fiile delalet eden bir muzari fiilin  başına geldiklerinde tekid-vurgu olurlar.

نُصْل۪ي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamir  هِ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. نَارً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُصْل۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  صلي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

 وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

ذٰلِكَ  işaret ismi  كَانَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildirir,  ك  ise muhatap zamiridir. عَلَى اللّٰهِ  car mecruru  يَس۪يرًا ’e mütealliktir.  يَس۪يرًا  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.

يَس۪يرًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ


وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubundaki terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  يَفْعَلْ ذٰلِكَ , şarttır. Şart ismi  مَنْ  mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا  cümlesi haberdir. 

Müsnedin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümlede mef’ûlün işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenin önemini vurgulamış ve tahkir ifade etmiştir. İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterir.

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ‘yle Allah'ın haram kıldığı davranışlara işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

ذٰلِكَ , o insanların fesatta mertebelerinin çok yüksek olduğuna işaret eder.  (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Hal veya mef’ûlün lieclih konumundaki  عُدْوَانًا  ve  ظُلْمًا , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

عُدْوَانًا , haddi aşmak demektir.  ظُلْمًا [haksızlık] ise bir şeyi konulması gereken yerden başka yere koymak demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Burada tehdidin, haddi aşmak ve zulüm kayıtlarıyla birlikte gelmesi, yanılarak ve yanlışlıkla yapılan işin kapsam dışında tutulması içindir. Manaları birbirlerine yakın olmakla birlikte, haddi aşmanın ve zulmün bir arada zikrolunması, lafızlarının farklı olmasından dolayıdır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân) 

فَ  karinesiyle gelen  فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَارًاۜ  şeklindeki cevap cümlesi, سَوْفَ  ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Önceki cümledeki gaib zamirden bu cümledeki azamet zamirine iltifat vardır.

Fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Mef’ûl olan  نَارًاۜ ’deki nekrelik, bu ateşin tahayyül edilemez derece ve çeşitte olduğuna işarettir. 

س  lafzı ile dünyada gerçekleşecek olayları,  سوف  lafzı ile ise, ahirette gerçekleşecek olayları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmektedir. (Necmettin Çalışkan, Abdurrahman Hasan Habenneke El-Meydânî Ve Tefsîri)


 وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً

 

وَ  istînâfiyyedir. Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin işaret ismi ile gelmesi işaret edilenin önemini belirtir. Yasaklara uymayanların cezasına işaret edilen  ذٰلِكَ ’de istiare sanatı vardır. Aklî olan hissî olana benzetilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin, cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur  عَلَى اللّٰهِ, ihtimam için, amili olan  يَس۪يراً ’e takdim edilmiştir. Çünkü kolaylık Allah’a isnad edilmiştir. Aslında Allah Teâlâ’ya her şey kolaydır. Bu cümle Allah’ın sonsuz kudretinden kinayedir.

Azamet zamirinden Allah ismine iltifat sanatı vardır.

Zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, mehabeti artırmak, tehditte mübalağa ve azap vaîdini ağırlaştırmak için yapılan ıtnâbdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için, lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

يَس۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا  [Bu Allah’a kolaydır.] cümlesi yani sanmayın ki “bunu yapmak zordur” anlamındadır. Bu; mecazî bir ifadedir. Allah Teâlâ için zaten zor değildir. Ama bizim gözümüzde canlandırabilmemiz için söylenmiştir. Allah Teâlâ için her fiil eşittir. 

وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا  [Bu Allah’a kolaydır.] cümlesinde bu azabın sebebinin mevcut olduğunu ve ilâhî iradenin önünde duracak hiçbir güç olmadığını vurgular. Burada zamir kullanılmayıp ism-i celilin (Allah) zikredilmesi, mehabeti artırmak ve bu zeyl cümlesinin istiklâlini tekid içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)