Nisâ Sûresi 52. Ayet

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَص۪يراًۜ  ٥٢

Onlar, Allah’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah, kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أُولَٰئِكَ işte onlar
2 الَّذِينَ
3 لَعَنَهُمُ la’netlediği (insanlardır) ل ع ن
4 اللَّهُ Allah’ın
5 وَمَنْ kimi
6 يَلْعَنِ la’netlerse ل ع ن
7 اللَّهُ Allah
8 فَلَنْ
9 تَجِدَ artık bulamazsın و ج د
10 لَهُ onun için
11 نَصِيرًا (hiçbir) yardımcı ن ص ر
 

Rabbimiz Nisâ sûresinin bu âyetlerinde bizi bir grubun karşı­sında durdurdu, bize bir grup tanıttı ve ısrarla bizim onlara bakma­mızı, onlar üzerinde düşünmemizi, onları yakından tanımamızı istedi. Bunlar kendilerine kitap verildiği halde, Allah bilgisine ulaştırıldıkları halde Allah’a iman etmeleri gerekirken, Rablerinin istediği bir hayatı yaşamaları gerekirken, Allah’ı bırakıp da Allah berisinde birtakım cibt ve tâğutlara iman eden, bunları dinlemeye, bunlara ibâdet etmeye yönelen ve kâfirleri Müslümanlara tercih eden, menfaatleri sebebiyle kâfirleri Müslümanlardan daha Medenî, daha doğru yolda gören insanlardır. (Besairul Kur’ân-Ali Küçük)

 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ

İsim cümlesidir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَعَنَهُمُ اللّٰهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

لَعَنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. 


وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَص۪يراًۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, يَلْعَنِ  fiilinin mukaddem mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَلْعَنِ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

تَجِدَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. لَهُ  car mecruru  نَص۪يرًا ’e mütealliktir. نَص۪يرًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Birinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri, أحدا  şeklindedir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 

 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda,  الَّذ۪ينَ  haberdir, mahallen merfudur. 

Cümlede müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tahkir ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların mertebelerinin yüksekliğini belirtir. 

Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması, tahkir kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir. Ayrıca onların muhatap tarafından bilinen kişiler olduklarını bize gösterir. 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  لَعَنَهُمُ اللّٰهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması tehditi artırmak ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

O Yahudilere, zikren yakın oldukları halde uzak için kullanılan  اُو۬لٰٓئِكَ  edatı ile işaret edilmesi, onların dalaletteki mertebelerinin pek uzak olduğunu zımnen bildirmek içindir. Yani Allah Teâlâ, onları rahmetinden uzaklaştırıp tard etmiştir. Bu istînâf cümlesi, onların halini ve akıbetini beyan etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

İşaret ismi, arkasından gelen şeyleri kendisinden öncekiler sebebiyle gerçekleştiğini işaret eder. (Halidi-Vakafat, s. 109)

İşte onlar Allah’ın lanet ettiği kişilerdir. Allah kime lanet ettiyse, onun için bir yardımcı asla bulunmaz. 

Lanet, Allah'ın yardımı keserek rahmetinden uzaklaştırması demektir ki bu da Allah'ın müminlere olan yakınlığının zıddıdır. Bundan sonra da Cenab-ı Hak, Allah'ın lanet ettiği bir kimseye hiçbir kimsenin yardım edemeyeceğini beyan buyurmuştur. Bu, Cenab-ı Hakk'ın tıpkı, ["... Hepsi de, Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak... Nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve öldürülürler de öldürülürler..."] (Ahzâb, 61) ayetinde olduğu gibidir. İşte bu lanet, mevcut ve tahakkuk eden lanettir. Ahiretteki lanete gelince, bu daha büyüktür. Bu da, "o günde hiç kimsenin hiç kimseye fayda verememesi ve emrin yalnız Allah'a mahsus olması" ile tahakkuk edecek olan bir lanettir. Bu ifadede, "Zıddın, zıt üzerine hamledilmesi kabilinden", Allah'ın Resulüne yardım, müminlere de takviye ve teyit vaadi bulunmaktadır.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَص۪يراًۜ

 

وَ  istînafiyyedir. İstînâfiye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Şart üslubunda gelen terkipte  مَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ  cümlesi, şarttır.  مَنْ  şart ismi mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki  يَلْعَنِ اللّٰهُ  cümlesi, mübtedanın haberidir.

Müsned, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam şeklinde gelmiştir. Muzari fiil cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَص۪يراً , menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi  لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

نَص۪يرًا ’deki tenvin nev ve kesret ifade eder. ‘Hiçbir yardımcı’ manasındadır. Menfî siyakta nekre umuma işarettir.

Bu ayet, o Yahudilerin, Kureyş'ten talep ettiklerini ebediyen bulamayacaklarını açıkça belirtir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

يَلْعَنِ - لَعَنَهُمُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s- sadr  vardır.

Şart cümlesinde zamir yerine Allah isminin gelmesi mehabeti arttırmak içindir.