وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقاًۜ ٦٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 2 | يُطِعِ | ita’at ederse |
|
| 3 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 4 | وَالرَّسُولَ | ve Elçi’ye |
|
| 5 | فَأُولَٰئِكَ | işte onlar |
|
| 6 | مَعَ | beraberdir |
|
| 7 | الَّذِينَ | kimselerle |
|
| 8 | أَنْعَمَ | ni’metlendirdiği |
|
| 9 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 10 | عَلَيْهِمْ | kendilerini |
|
| 11 | مِنَ |
|
|
| 12 | النَّبِيِّينَ | peygamberlerle |
|
| 13 | وَالصِّدِّيقِينَ | ve sıddiklarla |
|
| 14 | وَالشُّهَدَاءِ | ve şehidlerle |
|
| 15 | وَالصَّالِحِينَ | ve Salihlerle |
|
| 16 | وَحَسُنَ | ve ne güzel |
|
| 17 | أُولَٰئِكَ | onlar |
|
| 18 | رَفِيقًا | arkadaştır |
|
Hz. Aişe (r a) dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Rasûlullah (sav)’e bir adam geldi ve şöyle dedi:’Ey Allah’ın Rasûlü!Sen bana nefsimden de sevimlisin, evladımdan da... Evimde iken aklıma sen düşünce duramıyor, yüzüne bakmak için kalkıp geliyorum. Bir gün benim de senin de öleceğini düşünüyorum. Cennet’e girdiğinde senin diğer peygamberlerle beraber yüksek makamlarda olacağını biliyorum. Ben cennete girdiğimde seni göremiyeceğim diye korkuyorum. Peygamber (sav) Cebrail bu ayeti getirene kadar ona cevap vermedi.
( taberani,el-Mu’cemü’l-evsat(İvezullah) ,I,152-153.nr. 477; Heysemî, Mecmau’l-bahrayn fi zevâidi’l-Mu’cemeyn(Abdülkuddûs),VI, 16,17, nr. 3308)
(Ayet ve hadislerle açıklamalı
KUR’ÂN-I KERİM MEALİ
PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)
( Tülay Yılmaz)
Refika رفق : Kelimenin asıl anlamı yumuşak huyluluk ve letafetle muamelede bulunmaktır. Dirsek manasına gelen مِرْفَقٌ kelimesi alet ismidir ve kendisine dayanarak bir istirahat etme ve yumuşama vesilesidir. (Tahkik) Kur’ân’ı Kerim’de 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri refik, refika, rıfk, refakat ve irtifaktır.(Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)(Fatma Serap Karamollaoğlu)
وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ
وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يُطِعِ şart fiili olup, sükun üzere meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الرَّسُولَ atıf harfi وَ ’la lafza-i celâle matuftur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsm-i işaret اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. Mekân zarfı مَعَ , mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اَنْعَمَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اَنْعَمَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمْ car mecruru اَنْعَمَ fiiline mütealliktir. مِنَ النَّبِيّ۪نَ car mecruru عَلَيْهِمْ ’deki zamirin mahzuf haline müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَ kelimeleri, atıf harfi وَ ’la النَّبِيّ۪نَ ’ye matuftur.
عَلَى harf-i ceri mecruruna istila, rağmen/karşı, hal gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, baziyet, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel/karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُطِعِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi طوع ‘dir.
اَنْعَمَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نعم ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقاًۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. حَسُنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ fail olarak mahallen merfûdur.
رَف۪يقًا kelimesi temyiz olup fetha ile mansubdur. Hal olması da caizdir.
Temyiz; kendisinden sonra geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyizin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَف۪يقًا kelimesi فعيل vezninde sıfat-ı müşebbehedir. Sıfat-ı müşebbehe “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقاًۜ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda haberî isnaddır.
Sübut ve istimrar ifade eden مَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ cümlesi şarttır. Şart ismi مَنْ mübteda, يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ cümlesi ve cevabı haberdir.
Müsnedin muzari fiille gelmesi hudûs, teceddüt ve hükmü takviye ifade eder. Ayrıca muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini etkiler.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهَ isminin zikri tecrîd sanatıdır.
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidâî kelamdır.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması tazim ifade eder.
İşaret ismi arkasından gelen şeylerin, kendisinden öncekiler sebebiyle gerçekleştiğini işaret eder. (Halidi - Vakafat, s. 119)
اُو۬لٰٓئِكَ şeklindeki işaret ismi; derecelerinin yüksekliğini ve şeref bakımından ne kadar üstün olduklarını ifade eder.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مَعَ ‘nın muzâfun ileyhi konumunda olan الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan اَنْعَمَ اللّٰهُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
مَن يُطِعِ ifadesi taatın bütün manalarını taşıyarak vasıflanan kimse demektir ki Allah’a ve Resulüne isyan etmeyen manasını da ifade eder. مَعَ gelmesi bu gruba girmenin daha sağlam ve bilinir olduğuna delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Şartın cevap cümlesinde işaret isminin gelmesi; işaret isminden önceki kelamın ihtiva ettiği mana dolayısıyla bu isimle işaret edilen kişilerle ilgili verilen haberin değerine dikkat çekmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cümlede cem’ ma’at-taksim sanatı vardır. Allah ve Resulüne tabi olanlar sayılmıştır.
Ayetin son cümlesi olan وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقًا deki وَ istînâfiyyedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi tazim içindir.
رَف۪يقًا kelimesi temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnâbdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV Tekid)
حَسُنَ fiilinin aslı حَسَنَ’dir. Taaccüb ve medih ifade etmek için حَسُنَ olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مِنَ harfi beyan için gelmiştir.
الرَّسُولَ - النَّبِيّ۪نَ- الصِّدّ۪يق۪ينَ- الشُّهَدَٓاءِ - الصَّالِح۪ينَۚ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tedrîc sanatı vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu)
Ayetteki رَف۪يقًا kelimesi, temyiz olduğu için mansubtur. Bunun, hal olmak üzere mansub olduğu da söylenmiştir. Yani “Arkadaş olarak, onlardan her biri iyidir.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
رَف۪يقً Keşşâf sahibi, “Bu ifadede bir hayret ettirme manası vardır. Sanki ‘Bunlar ne güzel arkadaş!’ denilmektedir.” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) “Rıfk” Arapçada yumuşak huyluluk ve lütufkâr davranış manasındadır. Böyle davranan kimseye “refîk” denilir. İşte kelimenin dildeki manası budur. Daha sonra birbirlerine dayanıp destek oldukları için arkadaşa “refîk” denilmiştir.
Vahidî şöyle der: “Refîk kelimesi ayette, çoğul bir kelimenin sıfatı olduğu halde müfred getirilmiştir. Çünkü Araplar الرَّسُولُ (peygamber), البَرِيدُ (postacı) ve الرَّفِيقُ (arkadaş) kelimelerini, hem müfred hem de çoğul manada kullanıyorlardı. Nitekim Hakk Teâlâ, اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ‘Biz, Âlemlerin Rabbinin Resulüyüz.’ (Şuara Suresi, 16) buyurmuştur. Bu sebeple bu ayette, حَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَجُلًا ‘Bunlar ne güzel adam!’ denilemez. Kısaca bu, ancak bir sıfat olan isim hakkında caiz olur. Fakat bu, (اِمْرَاَةٌ- رَجُلٌ) gibi sarih bir isim olursa caiz olmaz.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) Önceki ayetlerde itaat etmeyenlerin halleri konu edilmiş, bu ayette de itaat edenlerin faziletinden bahsedilmekle beraber istînâf cümlesi olarak Allah ve Resulüne itaate ziyadesiyle teşvik edilmiştir.
Çünkü en yüksek kadir ve kıymete sahip kimselere komşuluk demek olan bu netice, insanların gayretleriyle varabildikleri en son merhale ve azimleriyle çıkabildikleri en yüksek mertebedir.
Bu ayette geçen itaatten maksat, bütün emirlere ve yasaklara tamamen boyun eğmek ve onlara eksiksiz olarak uymaktır.
Burada اُو۬لٰٓئِكَ [işte onlar] kelimesinin kullanılması, onların derecelerinin yükseldiğini ve şerefin uzak bir mertebesinde olduklarını zımnen bildirmek içindir.
Ayette, bunlara verilen nimetlerin zikredilmemesi, o nimetlerin izah ve beyanının ifadelere sığmayacağına işaret içindir.
Burada Peygamberimize (s.a.) itaat etmenin hükmü açıklanırken diğer peygamberlerden de bahsedilmesi, nüzul sebebinde onların da zikri geçtiği içindir. Bir de diğer peygamberlerin zikri şuna işaret eder: Peygamberimize (s.a.) itaat, diğer peygamberlere de itaati içerir. Çünkü Peygamberin (s.a.), asırların değişmesiyle değişmeyen şeriati, onların şeriatlerine de şamildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)