دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةًۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟ ٩٦
Allah cihad edenleri pek büyük bir ecirle savaşa katılmayanlara üstün kılmıştır ki, bu ecir de mücahidler arasında aynı derecede değil, Allah'tan birçok derece, mağfiret ve rahmet olacak şekildedir. Bunların bir kısmı, savaşa katılmayanlardan bir derece fazla ise, diğer bir kısmı derecelerle fazladır. Mücahidlerin dereceleri çok ve birbirinden farklıdır. Bu ecirlerin içinde Allah'ın büyük bir mağfiret ve rahmeti de vardır. Bu mağfiret ve rahmet sayesinde geçmiş günahlar da bu ecir ve dereceleri eksiltmeyecektir. Kuşkusuz, " Allah çok mağfiret ve merhamet edicidir." ( Elmalili Hamdi Yazir Tefsiri)
دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةًۜ
دَرَجَاتٍ kelimesi اَجْرًا ’den bedel olup nasb alameti kesradr. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. مِنْهُ car mecruru دَرَجَاتٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
مَغْفِرَةً وَرَحْمَةً kelimeleri atıf harfi وَ ’la دَرَجَاتٍ ’e matuftur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اللّٰهُ lafza-i celâl كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. غَفُورًا kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. رَح۪يمًا۟ ikinci haberi olup fetha ile mansubdur.
غَفُورًا - رَح۪يمًا۟ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةًۜ
Fasılla gelen cümle önceki ayetteki اَجْرًا ’den bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
مَغْفِرَةً ve رَحْمَةً kelimeleri, tezayüf sebebiyle دَرَجَاتٍ ’e atfedilmiştir.
دَرَجَاتٍ - وَمَغْفِرَةً - رَحْمَةً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
دَرَجَاتٍ [derece] kelimesi bir önceki 95. aAyette دَرَجَةً şeklinde müfred olduğu halde, burada neden cemi olarak zikredilmiştir? Buna şu şekillerde cevap verilir:
Önceki ifadede geçen “derece” kelimesi ile sayı bakımından “tek bir derece” manası kastedilmeyip derece cinsi kastedilmiştir. Cins isim olan müfred kelimelerin içine, o cinsin pek çok nev'i girer. İşte bu “ecr-i azim/cennetteki yüksek makamlar” mağfiret ve rahmettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
دَرَجَاتٍ [dereceler] kelimesi, bundan önce zikredilen pek büyük mükâfatı ve üstün kılmanın kemmiyetini açıklar.
مِنْهُ [Kendi katından] ifadesi debu derecelerin azametine ve şânının yüceliğine delalet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟
وَ istînâfiyyedir. كَانَ ’nin dahil olduğu zamandan bağımsız sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin isminin bütün kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak amacına matuftur.
Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Bu nedenle اللّٰهُ isminde tecrîd sanatı vardır.
كَانَ ’nin haberi olan iki vasfın arasında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
غَفُورًا رَح۪يمًا۟ şeklindeki mübalağa kalıbındaki sıfatlar arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
كَان fiili, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgular ve ona dikkat çeker. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ kendi vasıflarını كَانَ ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezeli olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden كَانَ bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Yani Allah ezelde غَفُوراً ve رَح۪يماً olduğu gibi gelecekte de Gafûr ve Rahîm’dir. Onun bu vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Ragıb el-İsfehani كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
Ayetin bu son cümlesi, birçok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murat sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28, c, 7, s. 314)
مَغْفِرَةً - غَفُورًا ve رَحْمَةً - رَح۪يمًا۟ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddül’-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Burada zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü (Allah kelimesinin masdarı olan) ulûhiyet, Allah Teâlâ’nın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm,Nisa/17)
Bundan önceki ayette, “tafdîl/üstün kılma” fiilinin, birbirine atıf yoluyla tekrar -ki atıf yoluyla tekrar, mutlaka farklı olmalarını gerektirir- edilmesi, kelamın ve nazmın güzelliğinin gereği olarak, “üstün, kılınan/mufaddal” ile “kendilerinden üstün kılınan/mufaddal aleyh” değişmediği halde:
- Birinci tafdîlde sadece دَرَجَةً ,
- İkinci tafdîlde ise دَرَجَاتٍ kelimesinin kullanılmasının sırrı şudur:
- Ya bu iki tafdîl fiili, derece ile derecât kelimeleri arasındaki vasfı farklılık, zatî farklılık gibi kabul edilmiştir ve manaya daha fazla vuzuh vermek için önce ibhâm, sonra tefsir uygulanmıştır.
- Ya da anılan iki tafdîl fiili, derece ve derecât kelimeleri, farklı anlamlara gelmektedir. Bu takdirde:
1- Birinci tafdîlden (üstün kılmaktan) murad, Allah Teâlâ’nın dünyada mücahidlere bahşettiği ganimet, zafer ve güzel bir şöhret olur ki bunlar gerçekten bir derece sayılmaya layıktır.
2- İkinci tafdîlden murad da Allah Teâlâ’nın ahirette mücahidlere bahşedeceği sayısız yüksek derecelerdir.
Nitekim birincinin takdimi, ikincinin tehiri ve ikisinin arasında cennet vaadinin zikredilmesi de bunu zımnen bildirir niteliktedir. Özetle:
Allah Teâlâ, mücahidleri, evlerinde oturanlardan dünyada bir derece, ahirette ise sayısız derecelerle üstün kılmıştır. Ve ikisinin arasında da cennet va’dedilmiştir. Böylece her iki fırkanın da halleri açıklığa kavuşturulmuş ve üstün kılınmayan fırkaya acele bir teselli getirilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)