لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ ٤٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَا |
|
|
| 2 | يَأْتِيهِ | ona gelmez |
|
| 3 | الْبَاطِلُ | boşa çıkaracak bir söz |
|
| 4 | مِنْ | -nden |
|
| 5 | بَيْنِ |
|
|
| 6 | يَدَيْهِ | önü- |
|
| 7 | وَلَا | ne de |
|
| 8 | مِنْ | -ndan |
|
| 9 | خَلْفِهِ | arkası- |
|
| 10 | تَنْزِيلٌ | indirilmiştir |
|
| 11 | مِنْ | -nden |
|
| 12 | حَكِيمٍ | hüküm ve hikmet sahibi- |
|
| 13 | حَمِيدٍ | çok övülenden |
|
Vahyin temel amacı insanlara inanç ve yaşayış konularında doğruyu ve yanlışı, faydalıyı ve zararlıyı göstererek onları aydınlatmak olduğu için âyette Kur’an-ı Kerîm “uyarıcı kitap” (zikir) diye anılmıştır. Bu kullanımı sebebiyle Kur’an’ın isimlerinden biri olarak gösterilen zikir kelimesi, “değerli hâtıra” anlamına da gelir. Kur’an, ona inanan ve yolundan giden ilk neslin dilleri, inançları, erdemli yaşayışları ve mücadeleleriyle saygın bir topluluk olarak daima yâdedilmelerine vesile olacağı için bu isimle anılmıştır. “Çok değerli” diye çevirdiğimiz âyet metnindeki azîz kelimesi “güçlü” anlamına da gelir. Esasen Kur’an’ın değerli oluşu, Allah kelâmı olup O’nun katından gelmesinden, ayrıca 42. âyette de belirtildiği gibi kesinlikle asılsız ve faydasız bir unsur içermemesinden, yani baştan sona gerçeği ihtiva etmesinden; nihayet bu nitelikleri sayesinde onun özüne ve mesajına aykırı bütün inanç ve ideolojilere karşı galip çıkmasından ileri gelir. Bu böyledir, çünkü Kur’an, “hikmet sahibi, övgüye lâyık olan Allah katından indirilmiştir”; hikmet sahibi olandan da ancak hikmete uygun olan, yani mutlak doğru ve mutlak yararlı olan sözler iner.
“Ne başlangıcında ne de sonrasında ona asılsız bir şey girebilir” cümlesi genellikle, Hz. Peygamber ve Kur’an’ı ona indiren Cebrâil de dahil olmak üzere hiç kimsenin onda herhangi bir eksiklik veya fazlalık meydana getiremeyeceği anlamına gelecek ifadelerle yorumlanmıştır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 717
لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ
Ayet, كِتَابٌ ‘nun sıfatı olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَأْت۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هِ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْبَاطِلُ fail olup damme ile merfûdur.
مِنْ بَيْنِ car mecruru يَأْت۪يهِ fiiline mütealliktir. يَدَيْهِ muzâfun ileyh olup, müsenna olduğu için cer alameti ي’ dir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. مِنْ خَلْفِه۪ car mecruru atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ
İsim cümlesidir. تَنْز۪يلٌ haber olup damme ile merfûdur. Mübteda mahzuftur. Takdiri, هو ‘(O)dir.
مِنْ حَك۪يمٍ car mecruru تَنْز۪يلٌ ‘ne mütealliktir. حَم۪يدٍ kelimesi حَك۪يمٍ ‘in sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَك۪يمٍ - حَم۪يدٍ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ
Ayet, önceki ayetteki كِتَابٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi, cümleye hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini (hayal gücünü) harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الْبَاطِلُ ‘nun يَأْت۪ي fiiline isnadı, aklî mecazdır.
مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ (önlerindekiler) - مِنْ خَلْفِه۪ (arkalarındakiler) kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
Birbirine tezat nedeniyle atfedilmiş olan car mecrurlar, لَا يَأْت۪يهِ fiiline mütealliktir.
خَلْفِ - بَيْنِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr vardır. Nefy harfi لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid etmek içindir.
إتيان الْبَاطِلُ ifadesinde istiare vardır. Bu konuda pek çok söz söylenmiştir. Bazıları şöyledir: Bununla kastedilen, bu kitaba (Kur’an’a) ondan önce geçmiş ve ondan sonra gelecek sözlerden hiçbir şeyin benzemez olmasıdır. Çünkü önceki kelamlardan veya sonraki sözlerden bir şey ona benzeseydi, onun mucizeliğini iptal etmiş, hüccetliğine halel getirmiş olurdu. Neticede ona anılan iki yönden, ya önünden ya da ardından batıl gelmiş olurdu.
Kimileri de şöyle demiştir: Bunun manası; çelişme durumuna bağlı olarak ne hakikat yoluyla ne de müşakele yoluyla oluşacak şüphenin ona hiçbir şekilde gelip bulaşması söz konusu olamaz. Çünkü o, hiçbir şüphenin kendisine bulaşmadığı, hiçbir batılın kendisine erişmediği halis pak bir kitaptır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
Ayette geçen: لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ [Ona bâtıl ne önünden ne de arkasından sokulabilir.] ifadesindeki الْبَاطِلُ (Batıl)’dan maksat, Said b. Cübeyr'e göre: "Dinin yasakladığı kötü şeylerdir. Katade'ye göre ise İblistir. Yani şeytan Kur'ana yaklaşarak ne ondaki hakikati eskitebilir ne de ona dışarıdan bir şey sokuşturabilir. (Taberî)
تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ
Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. تَنْز۪يلٌ , takdiri هو olan mahzuf mübtedanın haberidir.
مِنْ حَك۪يمٍ car mecruru, تَنْز۪يلٌ ’ya mütealliktir.
حَم۪يدٍ kelimesi حَك۪يمٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
حَك۪يمٍ - حَم۪يدٍ kelimelerinin ayetin konusuyla olan uyumu teşâbüh-i etrâf sanatı, iki kelimenin arasındaki vezin uyumu muvazene sanatı, iki sıfatın birbiriyle uyumu mürâât-ı nazîr sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.