Câsiye Sûresi 31. Ayet

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْـبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْماً مُجْرِم۪ينَ  ٣١

İnkâr edenlere gelince, onlara şöyle denir: “Âyetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkâr bir kavim olmuş değil miydiniz?”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَمَّا ama gelince
2 الَّذِينَ kimselere
3 كَفَرُوا inkar eden(lere) ك ف ر
4 أَفَلَمْ
5 تَكُنْ değil mi? ك و ن
6 ايَاتِي ayetlerim ا ي ي
7 تُتْلَىٰ okunurdu ت ل و
8 عَلَيْكُمْ size
9 فَاسْتَكْبَرْتُمْ fakat siz büyüklük tasladınız ك ب ر
10 وَكُنْتُمْ ve oldunuz ك و ن
11 قَوْمًا bir toplum ق و م
12 مُجْرِمِينَ suçlulardan ج ر م
 

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْـبَرْتُمْ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَمَّا  tafsil ve şart harfidir.  اَمَّا ; yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır.  

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرُوا۠ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

كَفَرُوا۠  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Mübteda  الَّذ۪ينَ ‘nin haberi mahzuftur. Takdiri, يقول الله لهم (Onlara der ki) şeklindedir.

اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mukadder mekulü’l-kavle matuftur. Takdiri, ألم تأتكم رسلي فلم تكن آياتي تتلى عليكم (Resullerimiz size geldi ve ayetlerimi okumadı mı?) şeklindedir.

İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

تَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. اٰيَات۪ي  kelimesi  تَكُنْ ‘nün ismi olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تُتْلٰى  cümlesi, تَكُنْ ‘nün haberi olarak mahallen mansubdur.

تُتْلٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  هى ’dir.  عَلَيْكُمْ  car mecruru تُتْلٰى  fiiline mütealliktir. 

فَ  harfi  اَمَّا ‘nın cevabının başına gelen rabıtadır.  

اسْتَكْـبَرْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. 

اَمَّا ; yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır.  اَمَّا  ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî, talebî cümlelerden sonra kullanılan  اَمَّا  edatının tahyir ve ibaha, haberî cümlelerden sonra kullanılan  اَمَّا  edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, (Doktora Tezi)) 

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

اسْتَكْـبَرْتُمْ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi كبر ‘dir. 

Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. 


وَكُنْتُمْ قَوْماً مُجْرِم۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. قَوْماً  kelimesi  كُنْتُمْ ’ ün haberi olup fetha ile mansubdur. مُجْرِم۪ينَ  kelimesi  قَوْماً ‘nin sıfatı olup, nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْـبَرْتُمْ

 

Atıfla gelen ayet, tezat nedeniyle önceki ayetteki  فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  cümlesine atfedilmiştir. Şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اَمَّا  tafsil harfi, bu cümlede şart ve tekid ifade eder. 

اَمَّا  harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra  فَ  harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا  cümleye tekid anlamı kazandırır’’ demiştir. (İtkan, c. 1, s. 421)

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

Has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübtedadır. Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi söz konusu kişilere tahkir ifade eder. 

Sılası  كَفَرُوا۠ , müspet mazi fiil formunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ  cümlesine dahil olan  فَ , şart harfi  اَمَّا ‘nın cevabına gelen harftir. Bu cümle takdiri  يقول الله لهم (Allah onlara der ki) olan mahzuf fiilin mekulü’l-kavlidir. Fiilin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre cevap cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cevap cümlesi aynı zamanda mübtedanın haberidir. Mübteda ve haberden müteşekkil terkip sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Haberin muzari fiil cümlesi şeklinde gelmesi hükmü takviye etmiştir.

Mekulü’l-kavl cümlesi  اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hemze inkarî istifham harfi,  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını menfi maziye çeviren edattır. Menfî muzari sıygadaki nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkâr ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

الآياتِ  ile kastedilen Kur’an’dır. (Âşûr)

كَانَ ’nin haberi olan  تُتْلٰى عَلَيْكُمْ  cümlesinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

Veciz anlatım kastıyla gelen  اٰيَات۪ي  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اٰيَات۪  tazim edilmiştir.

Önceki ayetteki  فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ  cümlesiyle,  وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْـبَرْتُمْ  cümlesi arasında güzel bir mukabele sanatı vardır.

فَاسْتَكْـبَرْتُمْ  cümlesi  فَ  ile  لَمْ تَكُنْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil formunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fiil  استفعال  babında gelerek teksir ifade etmiştir.

Kâfirlere gelince: Size ayetlerim okunmuyor muydu? yani onlara: Size elçilerim gelmedi mi, size ayetlerim okunmuyor muydu? denilir. Böylece kavl maddesi ve ona atfedilen şey hazf edilmiş, maksatla yetinilmiş, karine diğerlerine ihtiyaç bırakmamıştır. (Beyzâvî) 

Başındaki  اَمَّا , haberin mübtedaya isnadını tekid eder. Burada haber mahzuftur. Kelamın aslı  وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ فَيقول لهم  şeklindedir. Çünkü  اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ [Karşınızda ayetlerim okunurken büyüklük taslayanlar siz değil miydiniz?] sözü haber olamaz. Bu söz, inşâdır ve inşâ cümlesi de haber olarak gelmez. Haberde aslolan, konuşulmadan önce mefhumların biliniyor olmasıdır. Kelam, mefhumların varlığına değil, isnada delalet etmek için gelmiştir. زيد منطلق  sözünde Zeyd de, gitmek fiili de bu söz söylenmeden önce bilinen şeylerdir. Cümle gitmeyi ifade etmek için değil, Zeyd'e isnadına işaret etmek için gelmiştir. İşte haber cümlesinde aslolan şey budur. İnşada ise mevzu isnadın hariçteki duruma uyumu ya da uyumsuzluğu değildir. Kelamda onlar hakkındaki haber inşâ olarak gelmiştir. Bu da dilin mantığıdır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Câsiye/31, C. 6, s. 267)


 وَكُنْتُمْ قَوْماً مُجْرِم۪ينَ

 

وَكُنْتُمْ قَوْماً مُجْرِم۪ينَ  cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi  وَ  ile  فَاسْتَكْـبَرْتُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada isim cümlesi, fiil cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır.

Hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Mesela, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kast ediliyorsa aralarında atıf yapılabilir (Rıfat Resul Sevinç, Arapçada Cümle Yapısı, 2010, S. 190-191)

كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

مُجْرِم۪ينَ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

قَوْماً ’deki tenvin tahkir ifade eder.