Câsiye Sûresi 4. Ayet

وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ  ٤

Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَفِي ve
2 خَلْقِكُمْ sizin yaratılışınızda خ ل ق
3 وَمَا ve
4 يَبُثُّ yaymakta olduğunda ب ث ث
5 مِنْ -dan
6 دَابَّةٍ canlılar- د ب ب
7 ايَاتٌ ibretler vardır ا ي ي
8 لِقَوْمٍ kavimler için ق و م
9 يُوقِنُونَ kesin olarak inanan ي ق ن
 

Evrendeki varlıklar ve bunların düzeni, işleyişi, fonksiyonları, aklını ve bilgisini kullanarak sonuç çıkaranlar ve bu sonuca inananlar için çok şey ifade etmekte, âdeta okumakla bitmez bir kâinat kitabı oluşturmaktadır. 

Canlıların rızkı olan hemen her şey ile yağmur arasındaki sebep-sonuç vb. tabii ilişkilerden dolayı âyette yağmura “rızık” denilmiştir.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 11
 

وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ف۪ي خَلْقِكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  atıf harfi وَ ‘la mukadder muzaf ile  خَلْقِكُمْ ‘e matuf olup mahallen mecrurdur. Takdiri, خلق ما يبثّ (Yaydığı mahlukat) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  يَبُثُّ ‘ dür. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. يَبُثُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مِنْ دَٓابَّةٍ  car mecruru  مَا ‘nın temyizi veya mukadder aid zamirin mahzuf haline mütealliktir.

اٰيَاتٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  لِقَوْمٍ  car mecruru  اٰيَاتٌ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. يُوقِنُونَ  cümlesi,  قَوْمٍ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur. 

يُوقِنُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kast edilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir.Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir.Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir.Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez. 2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki şibh, ikincisi fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُوقِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  يقن ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

 

وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. 

Bu atıf, hususun umuma atfı cinsindendir. Çünkü bizi ve arzda bulunan bütün canlıları yaratması; semâvât ve arzda bulunan ayetlere dahildir. Bizi ve arzda bulunan canlıları yaratma ayeti, semâvât ve arzda bulunan ayetlerin yanında gerçekten çok küçük sayılır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 6, s.45)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  ف۪ي خَلْقِكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اٰيَاتٌ  muahhar mübtedadır. 

خَلْقِكُمْ ’a matuf olan müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nin sılası olan  يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَبُثُّ   Kelimesinin muzari olarak gelişinin sebebi; hareketli canlıların farklı türlerinin yayılma olayını sürekli yenilenerek, tekrarlayarak devam ettiğine dikkat çekmek içindir. (Âşûr)

لِقَوْمٍ  için sıfat olan  يُوقِنُونَ  cümlesi, anlamı zenginleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لِقَوْمٍ ‘in nekreliği, herhangi bir anlamında nev ve tazim,  دَٓابَّةٍ ‘in nekreliği nev ve kesret ifade eder.

Şayet, وَمَا يَبُثُّ (ve yeryüzüne yaydığı) ifadesi neye atıftır? Muzâf durumundaki  خَلْقِ kelimesine mi yoksa muzâfun ileyh konumundaki  كُمْ  zamirine mi? dersen şöyle derim:  Muzâfa matuftur; çünkü muzâfun ileyh, kendisine atıf yapılması hoş görülmeyen mecrur muttasıl bir zamirdir. Araplar “Sana ve Zeyd’e uğradım.” anlamında  مَرَرْتُ بِكَ وَ ذيدٍ , denmesini; “Bu, senin ve Amr’ın babasıdır.” anlamında هذا أبُوك وَ عمرٍ  denmesini çirkin görmüşlerdir. Yine, ifadeyi pekiştirmek istediklerinde  مَرَرْتُ بِكَ أنتَ وَ زيدٍ  demeyi de çirkin görmüşlerdir. (Keşşâf)

Belâgat, 3. ayette fasılanın  لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ  şeklinde gelmesini gerektirir. Çünkü Allah, “gökler ve yer” diyerek bütün alemi zikretmiştir. Yaratıcı’nın kâdir, âlim ve hakîm olduğuna delâlet eden âlemdeki alametlerin bilinmesi, öncelikle bu sıfatlara sahip Yaratıcı bir varlığa inanılmasına bağlıdır. Bu yüzden burada fasılanın  لِلْمُؤْمِن۪ينَ  şeklinde gelmesi gerekmektedir. 4. ayetteki  يُوقِنُونَ  ve 5. âyetteki  يَعْقِلُونَ  fasılaları da makama (bağlama) en uygun fasılalardır. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî’ İlmi ve Sanatları)