وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاخْتِلَافِ | ve değişmesinde |
|
| 2 | اللَّيْلِ | gecenin |
|
| 3 | وَالنَّهَارِ | ve gündüzün |
|
| 4 | وَمَا | ve |
|
| 5 | أَنْزَلَ | indirmesinde |
|
| 6 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 7 | مِنَ | -ten |
|
| 8 | السَّمَاءِ | gök- |
|
| 9 | مِنْ | (sebebi) |
|
| 10 | رِزْقٍ | rızık |
|
| 11 | فَأَحْيَا | ve diriltmesinde |
|
| 12 | بِهِ | onunla |
|
| 13 | الْأَرْضَ | yeri |
|
| 14 | بَعْدَ | sonra |
|
| 15 | مَوْتِهَا | ölümünden |
|
| 16 | وَتَصْرِيفِ | ve estirmesinde |
|
| 17 | الرِّيَاحِ | rüzgarları |
|
| 18 | ايَاتٌ | ibretler vardır |
|
| 19 | لِقَوْمٍ | bir toplum için |
|
| 20 | يَعْقِلُونَ | düşünen |
|
Evrendeki varlıklar ve bunların düzeni, işleyişi, fonksiyonları, aklını ve bilgisini kullanarak sonuç çıkaranlar ve bu sonuca inananlar için çok şey ifade etmekte, âdeta okumakla bitmez bir kâinat kitabı oluşturmaktadır.
Canlıların rızkı olan hemen her şey ile yağmur arasındaki sebep-sonuç vb. tabii ilişkilerden dolayı âyette yağmura “rızık” denilmiştir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 11
وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا
اخْتِلَافِ atıf harfi وَ ‘la mahzuf ف۪ي harf-i ceri ile önceki ayetteki ف۪ي خَلْقِكُمْ ‘a matuf olup, kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. الَّيْلِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
النَّهَارِ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. İsm-i mevsûlun sılası اَنْزَلَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اَنْزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru اَنْزَلَ fiiline mütealliktir. مِنْ رِزْقٍ car mecruru اَنْزَلَ fiiline mütealliktir. اَحْيَا atıf harfi فَ ile اَنْزَلَ ‘ye matuftur.
اَحْيَا elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بِهِ car mecruru اَحْيَا fiiline mütealliktir. الْاَرْضَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
بَعْدَ zaman zarfı olup اَحْيَا fiiline mütealliktir. مَوْتِهَا muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
اَحْيَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حيي ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
تَصْر۪يفِ atıf harfi وَ ‘la اخْتِلَافِ الَّيْلِ ‘e matuf olup, kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. الرِّيَاحِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اٰيَاتٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. لِقَوْمٍ car mecruru اٰيَاتٌ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. يَعْقِلُونَ cümlesi, قَوْمٍ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
يَعْقِلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Ayet, وَ ile önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. اخْتِلَافِ الَّيْلِ , takdir edilen ف۪ي harfiyle birlikte mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اٰيَاتٌ muahhar mübtedadır.
وَالنَّهَارِ gibi اخْتِلَافِ ’ye matuf olan müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sılası olan اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
رِزْقٍ ‘in nekre gelmesi teksir, nev ve tazim, لِقَوْمٍ ‘in nekreliği, herhangi bir anlamında nev ve tazim ifade eder.
الرِّزْقُ Kelimesi burada mecâz-ı mürsel yoluyla yağmur manasında gelmiştir.(YAĞMUR SEBEP, RIZIK MÜSEBBEBDİR.) çünkü yağmur kuvvetlerin varlığının sebebidir.(Âşûr)
Aynı üslupla gelerek hükümde ortaklık nedeniyle sıla cümlesine atfedilen فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا cümlesi faide-i haber ibtaidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur بِهِ , ihtimam için mef’ûl olan الْاَرْضَ ’ya takdim edilmiştir.
تَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ izafeti, mahzuf habere müteallik olan اخْتِلَافِ الَّيْلِ ’ye matuftur. لِقَوْمٍ car mecruru اٰيَاتٌ ‘ün mahzuf sıfatına mütealliktir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْقِلُونَ cümlesi لِقَوْمٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
[Yeryüzünün ölümünden sonra hayat bulması] ifadesinde mecazî isnad vardır. Hayat bulan yeryüzü değil, yeryüzünde yaşayan bitkilerdir. Sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.
Allah Teâlâ’nın insanlara lütfettiği bir kısım nimetlerin zikredilmesi ile Allah'ın yaratıcı kudretinin yüceliği sergilenmektedir. Asıl amaç yüce kudretini muhataba göstermektir.
Kevnî ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır. Bu, idmâc sanatıdır.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ ve الَّيْلِ - النَّهَارِ ve اَحْيَا - مَوْتِ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ [Allah'ın gökten indirdiği rızıkta..] cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. Rızıktan maksat yağmurdur. Bu mecâz-ı mürselin alakası, müsebbebiyet (sonuç) tir. Çünkü gökten rızık inmez. Fakat gökten, bitki ve rızkın çıkmasına sebep olan yağmur iner. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
Yağmur, rızık sebebidir; rızık olarak ifade edilmesi, onun kudret cihetinden de rahmet cihetinden de bir ayet olduğuna dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd)
Belâgat, 3. ayette fasılanın لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ şeklinde gelmesini gerektirir. Çünkü Allah, “gökler ve yer” diyerek bütün alemi zikretmiştir. Yaratıcı’nın kâdir, âlim ve hakîm olduğuna delalet eden âlemdeki alametlerin bilinmesi, öncelikle bu sıfatlara sahip Yaratıcı bir varlığa inanılmasına bağlıdır. Bu yüzden burada fasılanın لِلْمُؤْمِن۪ينَ şeklinde gelmesi gerekmektedir. 4. ayetteki يُوقِنُونَ ve 5. âyetteki يَعْقِلُونَ fasılaları da makama (bağlama) en uygun fasılalardır. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî’ İlmi ve Sanatları)
Rüzgârların çeşitli yönlerden estirilmesi, vücud (gerçekleşmek) olarak yağmurdan önce olduğu halde yağmurdan sonra zikredilmesi, onun da ayrı bir ayet olduğunu bildirmek içindir. Zîra eğer gerçekleşme sırasına riayet edilmiş olsa, rüzgârların estirilmesi ile yağmurun yağdırılmasının hepsinin tek bir ayet olduğu vehm edilebilirdi.
Yahut anılan sıraya riayet edilmemesi, rüzgârların estirilmesi yalnız yağmurun başlangıcı olduğu için değil fakat hem onun için hem de diğer faydaları için ve ezcümle gemilerin, denizlerde seyretmesinin faydası ayet olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd)
Cenab-ı Hak, Bakara Suresinde sekiz çeşit delilden bahsetmiş, burada ise bunlardan altısına yer vermiş, gemiler ve bulutlardan bahsetmemiştir. Bunun sebebi şudur: Geminin ve bulutun hareketinin dayandığı şey, farklı farklı rüzgârlardır. Binaenaleyh, adeta bir sebep gibi olan rüzgârlardan bahsetmek, gemiyi ve bulutu zikretmeye gerek bırakmamıştır. (Fahreddin er-Râzî)