طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ ٢١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | طَاعَةٌ | ita’at etmektir |
|
| 2 | وَقَوْلٌ | ve söylemektir |
|
| 3 | مَعْرُوفٌ | güzel |
|
| 4 | فَإِذَا | zaman |
|
| 5 | عَزَمَ | azmedildiği |
|
| 6 | الْأَمْرُ | işe |
|
| 7 | فَلَوْ | şayet |
|
| 8 | صَدَقُوا | sadık kalsalardı |
|
| 9 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 10 | لَكَانَ | elbette olurdu |
|
| 11 | خَيْرًا | daha iyi |
|
| 12 | لَهُمْ | kendileri için |
|
طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠
İsim cümlesidir. طَاعَةٌ mübteda olup damme ile merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, أمثلٌ (Misali mi?) şeklindedir.
Veya haber olup damme ile merfûdur. Mübteda mahzuftur. Takdiri, أمرنا طاعة.. أو هو (Durum veya durumumuz itaattir) şeklindedir. Veya önceki ayetteki اَوْلٰى ‘nı haberi olup damme ile merfûdur.
قَوْلٌ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. مَعْرُوفٌ۠ kelimesi قَوْلٌ ‘nün sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَعْرُوفٌ۠ ; sülâsi mücerredi عرف olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. عَزَمَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عَزَمَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْاَمْرُ۠ fail olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَوْ gayr-ı cazim şart harfidir. صَدَقُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَ harfi لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. خَيْراً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. لَهُمْ car mecruru خَيْراً ‘e mütealliktir.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
خَيْرٌ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠
Fasılla gelen ayette طَاعَةٌ , önceki ayetteki فَاَوْلٰى ’nın haberidir.
وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ , haber olan طَاعَةٌ ’a matuftur.
مَعْرُوفٌ۠ kelmesi قَوْلٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bu cümle, öncesinden bağımsız müstakil bir sözdür; yani itaat etmeleri ve uygun söz söylemeleri onlar için daha hayırlıdır. Denilmiştir ki bu onların “Bize düşen, itaat etmek ve uygun söz söylemektir.” anlamındaki sözlerinin aktarılmasıdır. (Keşşâf)
فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ
فَ , istînâfiyyedir. Cümle şart üslubunda haberî isnaddır. Şart edatı اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan عَزَمَ الْاَمْرُ۠ şart cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Şart manalı zaman zarfı اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 88.)
الْاَمْرُ۠ kelimesinin başındaki lamıtarif ahid içindir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ , şart üslubunda haberî isnaddır. Müspet mazi fiil sıygasındaki صَدَقُوا اللّٰهَ cümlesi şarttır.
لَوْ harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Lam-ı rabıtanın dahil olduğu لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ cümlesi لَوْ ’in cevabıdır.
كَانَ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ , Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan s.124)
لَوْ şart edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler ِ لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ [İş ciddiye binince] cümlesinde mecâz-ı aklî vardır. Zira, azim (ciddiye binme), işi yapana ait olduğu halde işe nispet edilmiştir. Bu, نهارُهُ صائمٌ (Onun gündüzü oruçludur.) sözüne benzer. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)