وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ٨٦
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. كَذَّبُوا cümlesi, atıf harfi وَ ile sılaya matuftur.
كَذَّبُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِنَٓا car mecruru كَذَّبُوا fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ cümlesi, الَّذ۪ينَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَصْحَابُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْجَح۪يمِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
كَذَّبُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, birşeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.
الْجَح۪يمِ kelimesi sıfat-ı müşebbehe kalıbındandır. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , mübteda konumundadır. Mevsulü her zaman takibeden sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede müsnedün ileyhin ism-i mevsûl ile marife olması, arkadan gelen habere dikkat çekmek ve inkâr edenleri tahkir içindir.
و ’la sılaya atfedilen وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا cümlesi de aynı üsluptadır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
كَذَّبُوا fiili تفعيل babındandır. تفعيل babının en yaygın anlamı teksirdir.
كَذَّبُوا fiiline müteallik olan بِاٰيَاتِنَا izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan اٰيَاتِ , şan ve şeref kazanmıştır.
بِاٰيَاتِنَٓا ibaresinde gaibden azamet zamirine iltifat sanatı vardır. Önceki ayette Allah Teâlâ’nın açık ismi geçiyordu.
كَذَّبُوا - كَفَرُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Mübtedası işaret ismi olan اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ cümlesi الَّذ۪ينَ için haberdir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i işaretle marife olması veciz ifade yanında tahkir ve kınama ifade eder.
Müsnedin, izafetle marife olması az sözle çok şey anlatmak amacına matuftur. Ayrıca muzafı ve müsnedün ileyhi de tahkir ifade eder. Çünkü müsnedin tahkir anlamlı bir kelimeye muzâf olması müsnedün ileyhin de tahkirine sebeptir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَصْحَابُ الْجَح۪يم ifadesi şu manayı ifade eder: Orada o kadar uzun kalırlar ki artık oranın ashabı olup sohbet arkadaşı olurlar. Arkadaşlar birbirine benzer. Bu dünyada da arkadaşlarımıza, kimlerle vakit geçirdiğimize dikkat edelim.
Bu ifadede tehekküm istiaresi vardır. Kâfirlerin cehennemde ebedi kalışları, arkadaşların birbirinden ayrılmamasına benzetilmiştir. Arkadaşlar iyi anlaşır, aralarında sevgi vardır. Kâfirlerin de inkâra olan bağlılıklarına, ayrılmamalarına, sevgi duyduklarına tariz vardır. Bu dünyada ayrılmadıkları küfürleri ile ahirette de ayrılmayacaklardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an)
الْجَح۪يمِ; ahirette ceza görenlerin yaşadığı yeri ifade eden kelimelerden biri olup çok ‘kızışmış ateş’ demektir.
الْجَح۪يم kelimesinin aslı, alevi devam etsin diye bir çukurda yakılan büyük bir ateştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Önceki ayetteki وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْمُحْسِن۪ينَ cümlesiyle, وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Kur’an-ı Kerim’de göze çarpan kullanımlardan biri de vaat ile vaîdin, terğib (teşvik) ile terhibin (korkutmanın) bir arada zikredilmeleridir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Muhsinler (iyilik yapan) böyle, bunlara karşılık “İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar da cehennem ehlidir.” Hristiyanların İslam’a yakınlık ve kabullenmelerine işaret eden bu açıklamada Hristiyanlar önce içlerinde keşişler ve rahipler bulunmakla övülmüştür. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Allah’ın ayetlerini yalanlamakla ilgili olduğu halde küfre isnat edilmesi, ayetleri yalanlayanların hallerini açıklamak içindir. Onların zikredilmesi ise onları tasdik edenler münasebetiyledir. Böylece korkutma ve özendirme birleştirilmiş olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
“İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar da alevli ateşe arkadaştırlar.” buyurmuştur. Bu ayet, cehennemde ebedî kalışın, sadece kâfirler için olduğunu kesin olarak ifade eden bir delildir. Çünkü “Onlar da alevli ateşe arkadaş olacaklardır.” sözü, hasr (sadece) manası ifade eder. Arkadaşlık (dostluk), ayrılmamayı gerektirir. Nitekim devamlı çölde bulunanlara, oradan hiç ayrılmayanlara da “ashab-ı sahra” denilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)