وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ ٣٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدْ | ve andolsun |
|
| 2 | خَلَقْنَا | biz yarattık |
|
| 3 | السَّمَاوَاتِ | gökleri |
|
| 4 | وَالْأَرْضَ | ve yeri |
|
| 5 | وَمَا | ve bulunanları |
|
| 6 | بَيْنَهُمَا | ikisi arasında |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | سِتَّةِ | altı |
|
| 9 | أَيَّامٍ | günde |
|
| 10 | وَمَا | ve |
|
| 11 | مَسَّنَا | bize dokunmadı |
|
| 12 | مِنْ | hiçbir |
|
| 13 | لُغُوبٍ | yorgunluk |
|
Eldeki Tevrat nüshalarında Allah’ın evreni altı günde yarattığı, yedinci gün –yaratmayı bitirmiş olduğu için– istirahat ettiği ve o günü kutsal kıldığı belirtilir (Tekvin, 1-2). Konumuz olan âyette ise göklerin ve yerin altı günde yaratıldığı gerçeği teyit edilmekte, fakat yedinci gün dinlenme haberi ve inancı reddedilmektedir; çünkü yorulma ve dinlenme kavramları Allah’ın bildirdiği yüce sıfatlarına ters düşmektedir. Yerin ve göklerin altı günde yaratılması da yoruma açık bir ifadedir. Bu sözü lugat mânasıyla alıp dünyevî zaman ölçülerine göre yirmi dörder saatten oluşan altı gün şeklinde değerlendirmek de doğru olmaz (bu konuda bilgi için bk. A‘râf, 7/54).
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 112-113وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ل harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
خَلَقْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. السَّمٰوَاتِ mef'ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. الْاَرْضَ atıf harfi و ’la السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur.
مَا müşterek ism-i mevsûl atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. بَيْنَهُمَا mekan zarfı mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي سِتَّةِ car mecruru خَلَقْنَا fiiline mütealliktir. اَيَّامٍۗ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ
مَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. مَسَّنَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ harf-i ceri zaiddir. لُغُوبٍ lafzen mecrur, fail olarak mahallen merfûdur.
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s. 341)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim) Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen harftir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
قَدْ ve لَ tekid edilmiş cevap cümlesi وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Fiil azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.
Mef’ûl konumundaki ism-i mevsul مَا ‘nın sılası mahzuftur. Mekan zarfı بَيْنَهُمَا , mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ car mecruru خَلَقْنَا fiiline mütealliktir.
السَّمٰوَاتِ ve الْاَرْضَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Semavat yeryüzünü, gökyüzünü ve ikisi arasında olanları kapsadığı halde semavattan sonra bunların tekrar söylenmesi umumdan sonra husus babında ıtnâbtır.
ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. ف۪ي harf-i cerindeki zarfiyet manası nedeniyle günler, içi olan bir nesneye benzetilmiştir. Câmi’ her ikisinde de mevcut olan mutlak irtibat ve alâkadır.
وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ cümlesi وَ ’la gelmiş haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Fail olan لُغُوبٍ ’deki tenkir kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Tekid ifade eden zaid مِنْ harfi de kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.
مسّ fiili لُغُوبٍ ‘e nispet edilmiştir. Bu ifadede istiare vardır. Canlılara mahsus olan dokunma fiili yorgunluğa nispet edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır.
مِنْ zaiddir. Tekid ifade eder. لُغُوبٍ lafzen mecrur mahallen merfûdur.
Cümledeki birinci مَا ism-i mevsûl, ikincisi ise nefy harfidir. Aralarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.