وَمَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْهُمْ فَمَٓا اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve şey ise |
|
| 2 | أَفَاءَ | verdiği |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 4 | عَلَىٰ |
|
|
| 5 | رَسُولِهِ | Elçisine |
|
| 6 | مِنْهُمْ | onlardan (ganimetlerden) |
|
| 7 | فَمَا |
|
|
| 8 | أَوْجَفْتُمْ | siz sürmediniz |
|
| 9 | عَلَيْهِ | onun üzerine |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | خَيْلٍ | bir at |
|
| 12 | وَلَا | ve ne de |
|
| 13 | رِكَابٍ | deve |
|
| 14 | وَلَٰكِنَّ | fakat |
|
| 15 | اللَّهَ | Allah |
|
| 16 | يُسَلِّطُ | musallat eder |
|
| 17 | رُسُلَهُ | elçilerini |
|
| 18 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 19 | مَنْ | kimselerin |
|
| 20 | يَشَاءُ | dilediği |
|
| 21 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 22 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 23 | كُلِّ | her |
|
| 24 | شَيْءٍ | şey |
|
| 25 | قَدِيرٌ | kadirdir |
|
وَمَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْهُمْ فَمَٓا اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَٓا iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
اَفَٓاءَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلٰى رَسُولِه۪ car mecruru اَفَٓاءَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْهُمْ car mecruru اَفَٓاءَ fiiline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَوْجَفْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru اَوْجَفْتُمْ fiiline mütealliktir.
مِنْ harf-i ceri zaiddir. خَيْلٍ lafzen mecrur, mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. رِكَابٍ atıf harfi وَ ‘la خَيْلٍ ‘e matuftur.
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s. 341)
اَفَٓاءَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi فيأ ’dir.
اَوْجَفْتُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وجف ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. لٰكِنْ istidrak harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre de اِنَّ gibi cümleyi tekid eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl لٰكِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُسَلِّطُ cümlesi, لٰكِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يُسَلِّطُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. رُسُلَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَنْ müşterek ism-i mevsûl عَلٰى harf-i ceriyle يُسَلِّطُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası يَشَٓاءُۜ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir. Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُسَلِّطُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi سلط ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. عَلٰى كُلِّ car mecruru قَد۪يرٌ ‘a mütealliktir. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَد۪يرٌ haber olup damme ile merfûdur.
قَد۪يرٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْهُمْ فَمَٓا اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ
Ayet, atıf harfi وَ ile …مَا قَطَعْتُمْ مِنْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda, haberî isnaddır. مَا şart ismidir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl mahallindeki مَا , amili olan اَفَٓاءَ fiiline takdim edilmiştir.
Müsnedün ileyhin, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet duyguları uyandırma amacına matuftur. Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle ayetteki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
رَسُولِه۪ izafetinde Allah’a ait zamire muzâf olması Resul için tazim ve teşrif ifade eder.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَمَٓا اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ cümlesi, menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
وَلَا رِكَابٍ , zaid harfin dahil olduğu mef’ûl konumundaki مِنْ خَيْلٍ ‘e matuftur. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. Kelimelerdeki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Zaid مِنْ harfi sebebiyle kelime ‘hiçbir nasip’ anlamı kazanmıştır. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şümule işaret eder.
خَيْلٍ - رِكَابٍ ve اللّٰهُ - رَسُولِه۪ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber talebî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
مِنْ خَيْلٍ sözündeki مِنْ olumsuz siyakta nekraya dahil olan zaid harftir. مِنْ harfi اَوْجَفْتُمْ fiilinin mef’ûlun bihi manasına dahil olur. Yani ‘ne atı ne bineği sürdünüz.’ demektir. (Âşûr)
مِنْهُمْ 'deki zamir surenin başında yer alan Ehl-i Kitap'tan inkâr edenlere aittir ve onlar Nadiroğullarıdır. (Âşûr)
Bundan önce Nadir Oğullarının dünyada uğradıkları ve ahirette uğrayacakları azap beyan edildikten sonra onların alınan malları, yurtlarının yıkılması ve hurma ağaçlarının kesilmesi beyan edilmektedir.
Bu kelam, zımnen bildiriyor ki, onların sahip oldukları mallar, kendilerine değil, Resulullah (sav)'e layıktır; bu malların onların elinde bırakılması haksızlık olduğundan, Allah, onları layık olana iade buyurmuştur. Zîrâ Allah, insanları, kendisine ibadet etsinler diye yaratmıştır ve insanlara bahşedilen imkanlar da, Allah'ın ibadetine vesile olmaları için yaratılmıştır. Bu itibarla o mallar, Allah'a itaat edenlere layıktır. (Ebüssuûd)
وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ
وَ atıf harfidir. Tekid ifade eden, istidrak harfi لٰكِنَّ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden cümle, faide-i haber inkârî kelamdır.
İstidrak, önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi, şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrak, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrak ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrak, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
لٰكِنَّ ’nin haberi olan يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لٰكِنَّ istidrak harfi اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfesirlere göre لٰكِنَّ de اِنَّ gibi cümleyi tekid eder.
رُسُلَهُ izafetinde Allah’a ait zamire muzâf olması Resuller için tazim ve teşrif ifade eder.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَنْ , harf-i cerle birlikte يُسَلِّطُ fiiline mütealliktir. Sılası olan يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Genel olarak شَٓاءُ fiilinin mef'ûlu bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
رُسُلَهُ - رَسُولِه۪ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
وَ atıf harfidir. Sübut ifade eden isim cümlesi formunda gelen cümle faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin tazim ve korkutmak için bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan ٱللَّه ismiyle gelmesi, tazim ve mehabet duyguları uyandırmak içindir.
Mütekellimin Allah Teâlâ olması nedeniyle ayetteki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Hükmün illetini bildirmek kastıyla zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ , umum ve şümul için amili olan قَد۪يرٌ ‘a takdim edilmiştir.
شَيْءٍ ’deki tenvin kesret, tazim ve nev ifade eder.
قَد۪يرٌ۟ mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Bu cümle Allah Teâlâ’nın tüm mevcudattaki tasarrufunun umumiliğine delalet etmektedir. Var olanı yok etmek ve yok olanı da var etmek O’nun elindedir. Allah her şeye kadirdir. Bu itibarla cümle, geçen hükmün sebep ve gerekçesidir.
Ayetin fasılası daha önceki surelerde de mevcuttur. Tekrarlanan kelimeler ya da sıygalar, okuyucuyu kelimenin ilk geçtiği yere gönderir ki bu beyan renklerinden biridir. Bu tekrarlarda ıtnâb, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 7, Ahkaf/29)
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelir. Bu cümlede olduğu gibi, mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.