قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ١١
Müşrikler, gerçeği daha yakından kavramak gibi iyi niyete dayalı sebeplerle değil, sırf Hz. Peygamber’e karşı çıkmak, onunla alay etmek, acze düşürüp itibarını yıkmak maksadıyla bu tür teklifler ileri sürdükleri için 10. âyette Resûlullah’a, kendisinden önceki peygamberlerin de böyle alayla karşılandıkları hatırlatılmakta, fakat başlarına gelen felâketler sonunda alay ettikleri haberlerin ne kadar kesin gerçekler olduğunu acı şekilde anladıkları bildirilmekte; 11. âyette Mekke müşriklerine, dolayısıyla peygamberlik ve vahiy gerçeğinden kuşkuya düşüp inkâr eden, alaya alan herkese, dünyayı gezip dolaşmaları, eskilerin izlerini, kalıntılarını inceleyerek ilâhî hakikatleri yalanlayanların âkıbetlerinin ne olduğunu görmeleri tavsiye edilmektedir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 381
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l kavli, س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
س۪يرُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru س۪يرُوا fiiline mütealliktir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. انْظُرُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَيْفَ istifham ismi, كَانَ ’nin mukaddem haberi olarak mahallen mansubdur. عَاقِبَةُ kelimesi كَانَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُكَذِّب۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُكَذِّب۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ cümlesi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فِي الْاَرْضِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. Ayette dünya hayatı, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle, dünya hayatındaki serbestlikleri, kapalı bir kutuya benzetilerek, mübalağalı bir şekilde ifade edilmiştir.
Aynı üsluptaki ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ cümlesi tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ harfiyle mekulü’l- kavle atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi olan كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ , emir sıygasındaki انْظُرْ fiilinin mef’ûlü konumundadır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.
كَيْفَ istifham ismi, كَانَ ’nin mukaddem haberidir. Bu takdim istifham isimlerinin sadaret hakkı sebebiyledir.
Veciz ifade kastına matuf olarak izafet formunda gelen عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ , nakıs fiil كَانَ ’nin muahhar ismidir. الْمُكَذِّب۪ينَ [yalancılar] peygamberleri inkâr eden kavimlerden kinayedir.
Sübut ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tehdit ve azarlama manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca tehdit ifade eden cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Muzâfun ileyh olan الْمُكَذِّب۪ينَ۟ ‘in تفعيل babının ism-i fail kalıbıyla gelmesi bu özelliğin onlarda sübut, istimrar ve çokluğa işaret etmiştir. تفعيل babının cümleye kattığı en belirgin anlam fiil, fail veya mef’ûldeki ziyadeliktir.
عَاقِبَةُ için müzekker fiil kullanılmış, كَانَتْ buyurulmamıştır. Çünkü buradaki akibet azap manasındadır. Eğer müennes geldiyse cennet manasında olur. Müenneslik ve müzekkerliğin manaya göre gelmesi makamı gözetmenin hoş misallerindendir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Meânî’n Nahvi, c. 2, S. 52)
كَانَ ’nin haberi soru isimleri veya haber ifade eden كَمْ gibi başta gelmesi zorunlu isimlerden olursa bu durumda haber كَانَ ’den ve isminden önce gelir. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)
س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا ifadesi; gezip tefekkür etmeyi teşvik için gelmiştir. Bu emir irşad içindir.
عَاقِبَةُ kelimesinin sonundaki yuvarlak ةُ müenneslik alameti değildir. Bu kelimenin müennesliği mecazîdir.
كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ [Akıbeti nasıl oldu] cümlesinde kinaye vardır. Sonlarının kötü olduğunu gösterir. Kinaye tasrihden eblağdır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
س۪يرُوا - انْظُرُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Yeryüzünde gezip dolaşın da, sonra bakın hakkı yalanlayanların sonu nasıl ve ne imiş? Allah, onları nasıl yerlere geçirmiş görünüz de ibret alınız.
Bu emirlerle gösteriliyor ki, önce mekânla ilgili hareket; ikinci olarak, bunun altındaki zamanla ilgili hareket ile olayların niteliği, yeri ve mertebelerinde olduğu gibi müşahede; üçüncü olarak, bu müşahedede baştan sona gelen veya sondan başa giden bir tertip akımı içinden sonun niteliğinde durmakla onu almak ve idrak etmek; dördüncü olarak, buna kıyas ile görünenden görünmeyene geçiş ve bakış, fikrin, itibarın asli şartlarındandır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
"Hak Teâlâ'nın فَانْظُرُوا ifadesiyle ثُمَّ انْظُرُوا ifadesi arasında ne fark vardır?"
Cenab-ı Hakk'ın فَانْظُرُوا ifadesi, O'nun, bunu yeryüzünde yürümenin sebebi kıldığına delalet etmektedir. Binaenaleyh, sanki "ibret almak için yeryüzünde gezin dolaşın.. Gafil kimselerin gezip dolaşması gibi dolaşmayın..." denilmek istenmiştir.
Hak Teâlâ'nın, س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا "Yerde gezip dolaşın, sonra da bakın ki..." buyruğunun manası, "yeryüzünde ticaret etmek, bunun dışında kalan faydaları elde etmenin mübah; helak olanların eserlerine bakmanın vâcip olduğunu" ifade eder. Daha sonra Cenab-ı Hak, vâcip ile mübah olan arasındaki uzaklıktan dolayı bu farka ثُمَّ kelimesiyle dikkat çekmiştir. Allah en iyi bilendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Dolaşmaktan maksat, inkârcıların akıbetlerini müşahede etmektir. Bunun س۪يرُوا [Dolaşın] emrinden sonra gelmesi, daha üst bir mertebedeki fiil olduğu içindir. Çünkü bakmak düşünmeyi ve gözünde canlandırmayı gerektirdiği için dolaşmaktan daha önemlidir. Buradaki ‘bakmak’ ise hem gözle hemde kalp ile bakmak manasını içerir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)