وَقَالُوا هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْز۪يهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ١٣٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالُوا | dediler ki |
|
| 2 | هَٰذِهِ | bunlar |
|
| 3 | أَنْعَامٌ | hayvanlardır |
|
| 4 | وَحَرْثٌ | ve ekinlerdir |
|
| 5 | حِجْرٌ | dokunulmaz |
|
| 6 | لَا |
|
|
| 7 | يَطْعَمُهَا | yiyemez |
|
| 8 | إِلَّا | başkası |
|
| 9 | مَنْ | kimseden |
|
| 10 | نَشَاءُ | bizim dilediğimiz |
|
| 11 | بِزَعْمِهِمْ | zanlarınca |
|
| 12 | وَأَنْعَامٌ | ve hayvanlar |
|
| 13 | حُرِّمَتْ | yasaklanmış |
|
| 14 | ظُهُورُهَا | sırtı(na binilmesi) |
|
| 15 | وَأَنْعَامٌ | ve hayvanlar |
|
| 16 | لَا |
|
|
| 17 | يَذْكُرُونَ | anılmayan |
|
| 18 | اسْمَ | adı |
|
| 19 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 20 | عَلَيْهَا | üzerlerine |
|
| 21 | افْتِرَاءً | iftira ederek |
|
| 22 | عَلَيْهِ | O’na (Allah’a) |
|
| 23 | سَيَجْزِيهِمْ | onları cezalandıracaktır |
|
| 24 | بِمَا | nedeniyle |
|
| 25 | كَانُوا |
|
|
| 26 | يَفْتَرُونَ | iftira etmeleri |
|
Burada Câhiliye Arapları’nın bazı hayvanlar ve ziraî ürünlerle ilgili geleneksel uygulamalarına işaret edilmektedir. Buna göre Araplar söz konusu varlıkları üç kısma ayırırlardı: Bunlardan tanrıları için adadıklarından sahipleri yiyemez; ancak put bakıcıları, kutsal mekânların hizmetçileri veya buraları ziyarete gelenler gibi mal sahiplerinin uygun gördüğü kimseler yararlanabilirdi. Bahîre, sâibe, vasîle ve hâm isimleriyle andıkları bir kısım hayvanlara binmeyi yasaklar (bk. Mâide 5/103), bir kısmını keserken de Allah’ın adını özellikle anmazlar, bir rivayete göre bunları putlarının adını anarak keserlerdi (Râzî, XIII, 207). Âyette dolaylı olarak bu tür uygulamalar şirk dininin kalıntıları sayılmakta ve ilga edilmekte; müşriklerin, icat ettikleri bu tür bâtıl uygulamalar yüzünden cezalandırılacakları bildirilmektedir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 477
وَقَالُوا هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ ’dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İşaret ismi هٰذِه۪ٓ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَنْعَامٌ haber olup damme ile merfûdur. حَرْثٌ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. حِجْرٌۘ kelimesi حَرْثٌ ’nun sıfatı olup damme ile merfûdur. لَا يَطْعَمُهَٓا cümlesi اَنْعَامٌ ‘nun sıfatı olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَطْعَمُهَٓا damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هَٓا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
نَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِزَعْمِهِمْ car mecruru قَالُوا ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متلبسين بزعمهم (iddialarına bürünmüş olarak) şeklindedir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْعَامٌ mahzuf mübtedanın haberi olup lafzen merfûdur. Takdiri; هي şeklindedir. حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا cümlesi اَنْعَامٌ ‘un ikinci sıfatı olarak mahallen merfûdur.
حُرِّمَتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. ظُهُورُهَا naib-i fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بِزَعْمِهِمْ ’deki بِ harf-i ceri عَنْ manasında veya mülâbeset içindir. Bunu batıl inançları sebebiyle söylüyorlar demektir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حُرِّمَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرم’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. اَنْعَامٌ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri; هي şeklindedir. لَا يَذْكُرُونَ cümlesi اَنْعَامٌ ‘nun üçüncü sıfatı olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَذْكُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اسْمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
عَلَيْهَا car mecruru يَذْكُرُونَ fiiline mütealliktir. افْتِرَٓاءً sebebiyet bildiren mefulün lieclih olup fetha ile mansubdur. عَلَيْهِ car mecruru افْتِرَٓاءً ’e mütealliktir.
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.
Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. İki tür kullanımı vardır: 1. Harfi cersiz kullanımı, 2. Harfi cerli kullanımı.
1. Harfi cersiz olması için şu şartlar gereklidir:
a. Mef’ûlün leh, cümledeki fiilin masdarı dışında bir masdar olmalıdır.
b. Nekre (belirsiz) olmalıdır.
c. Mef’ûlün leh olacak masdarın (iç duygularımızı ifade ettiğimiz, “saygı göstermek, küçümsemek, korkmak, bilmek, bilmemek” gibi) kalbî fiillerden olması gerekir.
d. Fiilin faili ile mef’ûlün faili aynı olmalıdır.
e. Fiilin oluş zamanı ile mef’ûlün lehin oluş zamanı aynı olmalıdır. Mef’ûlün lehin harfi cersiz kullanılabilmesi için yukarıdaki 5 şartın beraber bulunması gerekir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَيَجْز۪يهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Fiil cümlesidir. سَيَجْز۪يهِمْ fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Fiilin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. مَا müşterek ism-i mevsûl, بِ harf-i ceriyle سَيَجْز۪يهِمْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَفْتَرُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَفْتَرُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَفْتَرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
بِ harfi عَنْ manasında veya bedeliye ve avz içindir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يَفْتَرُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial babındandır. Sülâsîsi فري ’dir.
İftial babı fiille mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
وَقَالُوا هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. هٰذِه۪ٓ mübteda, اَنْعَامٌ haberdir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حَرْثٌ atıf harfi وَ ’la اَنْعَامٌ ‘ e matuftur. Atıf sebebi temasüldür.
حِجْرٌۘ kelimesi حَرْثٌ için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
حَرْثٌ kelimesi için ikinci sıfat olan لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr fiille fail arasındadır. يَطْعَمُهَٓا maksur-sıfat, مَنْ نَشَٓاءُ maksurun aleyh-mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
لَا يَطْعَمُهَٓا fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘ in sılası olan نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بِزَعْمِهِمْ car-mecruru, يَطْعَمُهَٓا fiiline mütealliktir.
بِزَعْمِهِمْ ’deki بِ harf-i ceri عَنْ manasında veya mülâbeset içindir. Bunu batıl inançları sebebiyle söylüyorlar demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا cümlesi, وَ ’la هٰذِه۪ٓ اَنْعَامٌ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَنْعَامٌ takdiri هٰذِه۪ٓ olan mahzuf mübteda için haberdir.
Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا cümlesi اَنْعَامٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sebat, istikrar ve temekkün ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
حُرِّمَتْ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Sırtların haram olmasından maksat, hayvanlara binilmesinin veya yük vurulmasının yasak olmasıdır.
الْاَنْعَامِ - حَرْثٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
بِزَعْمِهِمْ sözü لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ ve اَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا sözü arasında mu’terize cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Bu cümlede de îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَنْعَامٌ kelimesi takdiri هٰذِه۪ٓ olan mahzuf mübteda için haberdir. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ cümlesi اَنْعَامٌ için sıfattır. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf اسْمَ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olması اسْمَ ‘ye şan ve şeref kazandırmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatı vardır.
عَلَيْهِۜ car-mecrurunun müteallakı olan افْتِرَٓاءً mef’ûlü lieclihtir. Kelimedeki nekrelik, kesret, nev ve tahkir ifade eder. Ayetin sonunda müştakının zikredildiği bu kelimede irsâd sanatı vardır.
افْتِرَٓاءً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
اَنْعَامٌ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
سَيَجْز۪يهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Ayet, istînâfi beyaniyye (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
İstikbal harfi سَ ile tekid edilmiş müspet muzari fiil cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır. سَ harfi vaid ve vaad siyakında tekid ifade eder. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.
س lafzı ile dünyada gerçekleşecek olayları, سوف lafzı ile ise, ahirette gerçekleşecek olayları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmiştir. (Necmettin Çalışkan, Abdurrahman Hasan Habenneke El- Meydânî Ve Tefsîri)
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki كَانُوا يَفْتَرُونَ cümlesi masdar tevilinde, harf-i cerle سَيُجْزَوْنَ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كان ’nin haberi olan يَقْتَرِفُونَ ‘nin muzari fiil cümlesi olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir.
Cümledeki muzari fiiller, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
Cezanın ne olduğunun belirtilmeden müphem kalması, açıkça görüldüğü gibi bir dehşet ifadesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
افْتِرَٓاءً - يَفْتَرُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
سَيَجْز۪يهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ [O, bunları, yapmakta oldukları iftira yüzünden cezalandıracaktır.] buyurulmuştur ki bununla ilahî tehdit kastedilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)